Kara delikler

Ülkelerin tarihinde oluşan kara deliklerin intikamı hep çok ağır olur.Bir zamanlar şu ya da bu sebeple üstü kapatılmış, aydınlanmadan bırakılmış her olay bir kara delik oluşturur. Belki yıllarca öylece durur o delik. Ama bir gün, çoğunlukla da ülke için en kritik bir zamanda, bir bakarsınız ağzını açmış, yönetenleri içine alıp yutmak için harekete geçmiş. Tıpkı yüzyıllarca sessiz sedasız bekleyen aktif bir fayın bir gün aniden büyük bir gümbürtüyle harekete geçmesi gibi…

Uludere bizim korkutucu kara deliklerimizden biri ya da“zamanının gelmesini bekleyen” aktif faylarımızdan biri de diyebiliriz.

Dün, Askeri Savcılık 34 kişinin hayatını kaybettiği hava saldırısıyla ilgili başlattığı soruşturmayı tamamladı ve şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdi.

Sonuçta, iki yıldır sorduğumuz basit bir sorunun cevabını alamadık. O gece orada ne oldu? Olay kasıt mıydı, hata mıydı? Hataysa bu hatanın sorumluları kimlerdi?

Meclis Uludere Komisyonu 76 sayfalık rapor yazdı ama içinde emri kimin verdiği yoktu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, aylarca büyük bir gizlilik içinde çalıştı; ama sonuçta merak edilen o sorunun cevabını vereceğine, kendisinin bu konuda “görevsiz” olduğuna hükmedip dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.

Ve işte şimdi, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın verdiği takipsizlik kararıyla yeniden başa döndük.
 
Aydınlanacak ama ne zaman?..

 
Adım gibi biliyorum ki, biz bu soruların cevabını öğreneceğiz. Ama yargı yoluyla değil, başka yollarla…

Mesela bir gün, Genelkurmay Başkanlığı ya da kuvvet komutanları değişimi sırasında ordu içinde yaşanan bir klik çatışmasında ya ordu üst yönetimiyle siyaset arasında ortaya çıkan bir kriz anında ya da siyasetle derin devlet arasındaki yeni bir hesaplaşma sırasında; belki yine böyle bir seçim arifesinde ya da ne bileyim, çözüm sürecinin harika gittiği ama birilerinin Kürtler’le devletin arasının bozulmasını arzuladığı bir anda deşifre olacak her şey…

İşte böyle bir anda, şu anda kim bilir kaç kişinin elinde beklettiği dosyalar servise sokulacak, istenen deprem yaratılacak, kurbanlar neye uğradıklarını bilemeyecek ve biz yine iki arada bir derede kalacağız. Gerçeği nihayet öğrendiğimize mi sevinelim yoksa bu arada verdiğimiz zayiata mı üzülelim, şaşıracağız. Olayın kendisine mi bakalım yoksa deşifre edenin niyetine, siyasi hesaplarına mı bakalım, bilemeyeceğiz.
 
Peki bu böyle olmak zorunda mı?

 
Evet, bizim devlet geleneğimiz gereği böyle olmak zorunda. Can çıkar huy çıkmaz demişler ya, istediği kadar değişsin, bazı huyları değişmiyor devletin. “Kendi adamlarını” kamuoyuna karşı koruma ama kendi içinde “gereğini yapma” huyu… Adamlarının zaafını kendi zaafı olarak görme, zaaflarını asla açık etmeme tavrı… Sorunları halkı işin içine karıştırmadan sessiz sedasız halletme tavrı… Kendi içindeki çelişkileri kendine has yöntemlerle çözme, kendi iç dengelerini koruma uğruna yargıyı bloke etme tavrı…

Biz yıllardır “açık-şeffaf devlet” özlemi içinde yanıp tutuşurken, kurulmakta olan “yeni Türkiye”nin eski devletin tavırlarından uzaklaşmasını beklerken, bir bakıyoruz ki Uludere gibi bir kırılma anında, o bildik devlet bütün alışkanlıklarıyla, bütün kötü huylarıyla ve refleksleriyle sapasağlam karşımızda duruyor.

İşte bu büyük bir hayal kırıklığıdır. Bu, Uludere’nin kendisinden de daha büyük bir hayal kırıklığı…

Başbakan Erdoğan, “Uludere, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak” demişti. Görünen o ki, devletin gelenekleri onun bu temennisinden daha güçlü çıktı.

Bu yazı Bugün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et