İstiklal Mahkemeleri

Türkiye’nin hukuk problemleri ve tartışmaları hukuk tarihimize eğilmemizi ve bugünkü yozlaşmanın köklerini aramamızı icabettiriyor. Köklerle hesaplaşmadıkça, her dönemde bu tür skandallar yaşanması kaçınılmazdır. Bu meyanda bu hafta, hukuk sistemimizin yozlaşmasına ciddi bir katkıda bulunan, İstiklal Mahkemelerinden bahsedelim.

İstiklal Mahkemeleri, Birinci Meclis döneminde yasama, yürütme ve yargı yetkilerini uhdesinde barındıran, güçler birliğinin bir ürünü olan, Meclis içinden milletvekillerinin hâkimlik yaptığı, temyizi olmayan, olağanüstü ve siyasi bir mahkemedir. Fransız Devrimine özenmenin ve henüz devlet teşkilatının oturmamasının bir ürünü olarak ortaya çıkan İstiklal Mahkemeleri, zamanla CHP’nin rakiplerini tasfiye etme, hatta ortadan kaldırmanın bir aracına dönüşmüştür. Birçok kişinin canını yakan, ocağını söndüren, perişan eden bu mahkemelerin kararlarının yarattığı tahribatın hala giderilmemiş olması büyük bir eksikliktir. Şimdi bu mahkemelerin traji-komik hikâyesini anlatan enstantanelere geçebiliriz.

Pencereden Kaçan Mahkeme Heyeti

Mahmut Goloğlu anlatıyor…

Kazım Karabekir Paşa sorgusunda: “Bir parti kurmak düşüncesinde değildim. Fakat karşı taraf bırakmadı. Memleket hizmetinden kaçıyormuşuz gibi durumu aleyhimize çevirmek istiyordu. Terakkiperver Parti bu etkenlerle doğdu.”Mahkeme Başkanı Ali Beyin “Bence memleketin böyle partilere tahammülü yoktur” demesi üzerine de, “Ben ters düşüncedeyim. Memleket demokrasiye layıktır. Millet anlayışlıdır.” Dedi ve sözlerine şunları ekledi: “Parti kurdurmamak hükümetin elinde idi. Oysaki kurulurken cesaret verenlerin başında hükümet vardı.”

Çeşme’de bulunan Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşanın bu sözlerini duyunca çok sıkıldı ve böyle bir konuşmaya müsaade ettikleri için de İstiklal Mahkemesine kızdı. Mahkeme Kurulu’nun Çeşme’ye getirilmesini emretti. O gece verilecek baloya çağrılmak bahanesiyle, İstiklal Mahkemesi Çeşme’ye getirildi. Mustafa Kemal Paşa onları, balo salonunun yanındaki bir odaya aldı ve çok sert bir şekilde azarladı. Mahkeme Kurulunun arık baloda kalacak hali kalmadı. Mustafa Kemal Paşanın önünden geçip gitmeye de cesaret edemediler. Pencereden atlamak suretiyle ancak dışarı çıkabildiler ve kimseye görünmeden İzmir’e gittiler.

On Seneye İtiraz Edince İdam Edilenler

Ali Fuat Cebesoy anlatıyor…

İstanbul Mebusu İsmail Canbolat Bey, hepimizin kolayca işitebileceğimiz bir sesle:

-Ben tekrar mahkeme huzuruna çıkacağım… dedi. Bana haksızlık yaptılar. Kendimi müdafaa edeceğim. Ben on sene sürgün cezasına müstahak değilim. Hakkımı arayacağım. Arkasından Sivas Mebusu Halis Turgut Beyin de itirazı yükseldi. O da on sene sürgün cezasına çarptırılmıştı.

Heyecan göstermekte haklıydılar. Fakat her şeyi zamana bırakmak daha iyi olacaktı. İkisine de fikrimi söyledim:

-Siyasi mahkûmiyetler zamanla halledilir. Acele karar verip hemen harekete geçmeyiniz… dedim.

Dinlemediler.

-Töhmet altında yaşayamayız. Kendimizi müdafaa edeceğiz diye fikirlerinde ısrar ettiler.

Az sonra mahkeme mübaşiri içeriye doğru bağırdı:

-Kendilerini müdafaa edecekler buyursunlar!

10 sene sürgün cezasının ağırlığına tahammül edemeyen ve bunun için tekrar mahkemenin huzuruna çıkan bu iki arkadaşa verilen yeni ceza korkunçtu:

İdam.

Hüküm, diğerleriyle beraber o gece sabaha karşı yerine getirildi.

Üç Sene Kalebentlik Sevinç Yaratıyordu

Zekeriya Sertel anlatıyor…

Kollarımızı sallaya sallaya mahkemeden çıktık. Bir arabaya bindik. Sevine sevine hapishaneye döndük. Hüseyin Cahit’le, Ata Çelebi bizi kapıda merakla bekliyorlardı.

-Ne oldu, nasıl geçti? Dediler.

-Darısı sizin başınıza, dedik.

-Ne o beraat mi ettiniz?

Ölüm beklerken üç sene kalebent cezası bize öyle hafif gelmişti ki, onlara da aynı cezanın verilmesini diler olmuştuk.

Avukatlığa Gelen Sanık Oluyordu

Halikarnas Balıkçısı anlatıyor…

Mahkeme heyeti yerini aldıktan sonra Karadeniz kıyısının bir yerinden muhakeme edilmek üzere yedi sekiz kişiyi mahkeme huzuruna getirdiler. Bu sanıklar, müdafaaları için, bulundukları yerin en anlı sanlı avukatlarından dört beşini tutmuşlar, onlara yerlerinde vekâletnameler vermişlerdi.

Avukatların vekâletnamelerini Mahkemeye sunması üzerine:

Hâkim, yani Afyon milletvekili Ali Bey, “Vay sen misin gele?” dermişcesine, “Bunlar nedir?” diye sordu. Onlar da,“Vekâletname efendim” dediler. Ali Bey, “Ha, öyle mi? Siz de sanık olarak muhakeme edileceksiniz?” deyince avukatlarda şafak attı.

Şark İsyanının Sebebi Kolonya Fiyatı mı?

Gazeteci Ahmet Emin Yalman anlatıyor…

Mahkeme üyelerinden biri, Sirkeci’de bulunan Beşir Kemal Eczanesinin kendisine bir şişe kolonyayı pahalı fiyata verdiğinden şikâyet etti ve bir takım Arapların iktisadi işlerde hâkim roller oynamasına kızdığını söyledi. Derhal karar verildi. Bahsi geçen şahısların Şark İsyanıyla ilgisi görüldüğü gerekçesiyle Elazığ’a getirilmesi kararlaştırıldı.

Adamlar şaşkın geldiler. Durumlarının ıslahının çaresi, bir takım hayır işlerine yardımlar vermek olacağı kendilerine anlatıldı. Bu tavsiyelere uydular ve bir müddet sonra serbest bırakıldılar. Arada Hususi menfaatin de rolü olup olmadığını bilmiyorum, gözümle bir şey görmedim, kimsenin günahına giremem.

İstiklal Mahkemesi, şapka ve tertip

Şevket Süreyya Aydemir kendi neslinin macerasını anlattığı Suyu Arayan Adam isimli çok mühim kitabında şahit olduğu şu ibretlik hadiseyi anlatıyor:

İstiklal Mahkemesinin Şapka Çelişkisi

“İstiklal Mahkemesi, Hacı Bayram Türbesine giden yolun alt sokağında, iki katlı harap bir binaya yerleşmişti. Biz mahkeme kapısına girince, evvela alt kat sahanlığında veya odaların aralığında bir yerlerde oturtulduk. Yukarıda birtakım hareketler oluyordu. İnenler, çıkanlar, getirilenler, götürülenler vardı. Fakat bir aralık yukarıda kopan bir gürültü bütün hareketleri durdurdu. İri yarı, pehlivan yapılı bir mahkeme üyesi, merdivenin başında bağırıyor, tepiniyordu. Başında kocaman bir kalpağı vardı. Hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış tartaklayıp duruyordu:

-Nedir bu kepazelik? Bu şapka da ne oluyor? Babanda mı şapka giyerdi. Anandan mı şapkalı doğdun?

Sonra sözler, muameleler daha da sertleşti. Arkasından kuvvetli bir tekme yiyen genç, merdivenlerden aşağı tekerlendi. Çantası bir tarafa, şapkası bir tarafa gitti. Fakat heybetli üye hala hıncını alamıyordu. Basamakların başında boyuna bir takım küfürler, ağır tabirler savuruyordu. Şapkasını, çantasını güçbela toparlayan genç kendini sokağa attı. Artık bu tabirleri işitemeyecek kadar uzaklaşmıştı.

Bu genç (Hikmet Şevki) bir gazeteci idi. Şapka giymenin henüz kanunlaşmadığı, fakat bazı atılganların şapka giyebildiği günlerdi. Bu genç gazeteci de başına hasır bir şapka geçirmiş ve mahkeme binasına haber derlemek için şapkayla gelmişti.

Aradan bir zaman geçti. Gene mahkemeye çağrıldık. Bir aralık üst sağanlığın başında aynı iri yapılı üye göründü. Fakat şimdi başında bir hasır şapka vardı. Başına kanundan evvel şapka giydi diye genç bir gazeteciyi merdivenlerden yuvarlayan adam, aradan kısa bir süre geçince, ünlü bir müderrisi şapka giymedi diye darağacına verebiliyordu.

Aydemir’in bahsettiği müderris, yani profesör İskilipli Atıf Efendi’dir ve şapka giymediği için değil, Şapka Kanunu çıkmadan birbuçuk yıl önce 1924’de Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli kitabı yazdığı için 24 Şubat 1926’da idam edilmiştir. Sadece bu hadise bile İstiklal Mahkemelerinin değil hukuktan her türlü ciddiyet ve vicdan uzak bir şekilde hüküm verdiğini göstermeye yeterlidir. İskilipli Atıf Efendi’ye idam hükmü verenlerin, aynı mantıkla yargılanmaları durumunda, yukarıdaki hadise düşünüldüğünde, onların da idam edilmeleri gerekirdi. Lakin keyfilikte mantığın ve aklın yeri yoktur.

İstiklal Mahkemelerini Kaldırmak İçin Tertip

İşte bu usullerle çalışan İstiklal Mahkemelerinin memlekette yarattığı korku ve rahatsızlık, bir süre sonra Cumhuriyetin kurucularını da rahatsız eder bir boyuta varmıştır. Özellikle İzmir Suikasti Davasında, mahkeme heyetinin Kazım Karabekir Paşayı tutuklayarak, asmaya niyetlenmesi kendisinin yakın arkadaşı ve zamanın Başbakanı İsmet İnönü’yü fevkalade rahatsız etmiştir. Duruma müdahale eden İsmet Paşayı da tutuklamaya kalkan mahkeme heyeti başarısız olmuş, İsmet Paşa, Karabekir dâhil birçok arkadaşını kurtarabilmiştir. Karabekir’e yapılan muamele memlekette o kadar kötü tesir bırakmıştır ki, genç subaylar mahkemeye silahlarıyla gelerek Karabekir’e desteklerini göstermekten çekinmemişlerdir.

İsmet Paşa, İstiklal Mahkemeleri Heyetinin yaydığı havayı şöyle anlatıyor.

Hava o idi ki İstiklal Mahkemeleri kalkarsa müesses emniyet ve sükûn istinatgâhını (dayanağını) kaybeder. İstiklal Mahkemelerinin azalarını parçalarlar. Bu havayı alakalılar (yani Mahkeme üyeleri) mahsus yaratıyorlardı. Ve bütün mukavemet mahkemelerin kendilerinden çıkıyordu.

Atatürk benim kararlı olduğumu görünce, öyleyse dur, ben bir tertip hazırlayayım dedi. İstiklal Mahkemesi Heyetini davet etti. Bir akşam sofrası, kadehler ve kadehlerden sonra Atatürk birden sözü İstiklal Mahkemelerine intikal ettirdi.

-Artık bu mahkemeler de vazifelerini tamamladılar. Değil mi, Ali bey dedi ve arkasından yine kendisi-Evet tamamladılar. Haydi, vazifelerini tamamlamış olan İstiklal Mahkemeleri şerefine!

Ve böylece, İstiklal Mahkemelerini herkesin şaka sandığı münakaşasız bir tertiple kaldırdık gitti.”

Tabii İsmet Paşanın sonunu böyle anlattığı İstiklal Mahkemeleri, İstiklal Harbinde şehit verilen vatandaşların çok daha fazlasını böyle haksız yere idam ettiğinden hayırla anılmayacak kötü bir miras bırakmıştı. İşte bütün bunlar olurken, bugünün bazı hukukçularının iftiharla sahip çıktıkları faşizm hayranı Mahmut Esat Bozkurt, Adalet Bakanıydı.

Yeni Yüzyıl, 03.01.2016

http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/istiklal-mahkemeleri-771

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et