‘İrtica’dan ve ‘bölücülük’ten bizi kim kurtaracak?

Pek çok kişi seçim öncesi tahmin yürüttü. Bahisler açıldı. İtiraf edeyim ki, seçim tahminlerimin hiçbir tutmadı. Türkiye seçimini yaptı. Seçimin kazanını halk oldu. “Bu halk cahil, kafası basmaz, hiçbir şeyden de anlamaz” türünden söylem de, “Bu bir ABD plânı, İsrail’in parmağı olmasaydı böyle olmazdı” türünden söylem de, bir kez daha iflas etti.

***

Pek çok kişi seçim öncesi tahmin yürüttü. Bahisler açıldı. İtiraf edeyim ki, seçim tahminlerimin hiçbir tutmadı. Zaten halk da seçimlerde tercihlerini yaparken akademisyenlere bakarak karar vermiyor.

İyi ki de öyle yapıyor. Bu seçimler, “eğitim şart” söyleminin de iflası bence. Zira eğitim, bizi, oldukça karmaşık analizler yapmaya sevk ediyor. Oy verme süreci belki de çok basit bir mantıkla işliyor.

***

Halk kazandı. Zira halk iktidara oldukça anlamlı bir mesaj verdi: “Seni seviyorum ama anayasayı tek başına yapmanı istemiyorum.”

Dış güçler eksenli söylem de bu seçim sonuçlarıyla çuvalladı. Zira hangi insan aklı, bu kadar ilginç bir tablonun oluşumunu önceden tasarlayabilir ve tasarladığı gibi bir sonuç elde edebilir?

***

Bütün bunlar geride kaldı. Yeni dönemde iki temel sorunun dönüşümüne ilişkin beklentiler var. Bu sorunlardan birincisi, irtica, devletin dine ve dini olan şeylere bakışı. İkincisi de bölücülük yani devletin etnik unsurlara bakışı.

Birinci başlık altında, üç temel sorun alanı bulunuyor. Birinci başlık altında, Sünnilerin dini pratiklere ilişkin karşılanmayan talepleri yer alıyor. Başörtüsü, bu taleplerin simgesel olanı ama Sünni Müslümanların taleplerini sadece başörtüsüne indirgemek, topu taca atmak olur.

Çocukların dini eğitimi, bu eğitimin nasıl alınacağı, küçük yaşta dini eğitim almaya yönelik sınırlandırmalar, başörtüsüyle devlet dairelerinde çalışabilme imkânı, ilköğretimde ve lisede başörtüsü takmaya yönelik sınırlandırmalar, vs. Bunların bazısı, bugün sorun değil, bunu biliyorum.

Türkiye’nin hep aynı parti tarafından yönetileceği düşünülüyorsa bunlar zaman içinde çözülecektir denilebilir. Ama demokratik bir rejimde bu mümkün değil. Yarın, meselâ bir başka iktidar, ilköğretimi bitirmeyen öğrencilerin yaz kuran kurslarına gönderilmesine ilişkin yasağı uygulamaya kalkarsa ne olacak?

İkinci önemli sorun alanı, Alevilerin taleplerine ilişkin olanı. Bu konuda mahkeme kararları da olmasına rağmen hükümet, Alevilere zorla din dersi vermeye devam ediyor. Aslında zorunlu din eğitimi, Sünni Müslümanların da sorunu olmalı, bizce. Meselâ, yeni anayasa, devletin din karşısındaki tarafsızlığını temin edecek düzenlemeler içermeli. Her din veya mezhep, kendi dini örgütlenmesini kendi yapmalı ve bunun maliyetlerine de kendi katlanmalı. Ama devlet, dine karşı durmamalı, belirli bir dini veya mezhebi destekleyecek tutum içinde de olmamalı.

Üçüncü sorun alanı gayrimüslimlerle ilgili olanı. Devlet, sırf farklı bir dine mensup oldukları gerekçesiyle vatandaşlarına anlamsız sınırlandırmalar koymaktan vazgeçmeli. Aynen Sünniler ve Alevilerde olduğu gibi, diğer dine mensup olanlar da kendi dini anlayışlarına uygun bir şekilde yaşamada eşit koşullara sahip olabilmeli.

Her üç sorun alanıyla ilgili temel bir mesele de şu: Devlet, tevhid-i tedrisat anlayışıyla düzenlenen zorunlu eğitimi çoğullaştırmalı, farklı dinlerin ve mezheplerin okullar açabilmesine imkân tanımalı. Bu okullar, devlet güdümlü okullar olarak değil hakikaten özel okullar şeklinde kurgulanmalı.

***

Önemli bir diğer sorun alanı da devletin etnik unsurlarla ilişkisinin yeniden ele alınmasıdır. Kürt sorunu, tek bir etnik unsura vurgu yapan bir devlet anlayışının beraberinde getirdiği bir sorunu, esasında.

Devlet, farklı etnik unsurların insani taleplerini, bu çerçevede meselâ ana dilde eğitimi serbest bırakmalı. Aslında bu ifade biçimi de doğru değil. Bir meselede asıl olan serbestliktir.

Devlet, anadilde eğitime getirdiği sınırlandırmayı kaldırmalıdır. Devletin resmi dilinin olması ise ayrı bir meseledir. (Bu konudaki itirazların hiçbirinin tutarlı olmadığını test etmek için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Etrafınızdaki insanların ne kadarı, Türkçeyi İngilizceden daha fazla önemser tarzda çocuk yetiştirmeye çalışıyor?)

***

Ak Parti, bu ülkeye çok önemli hizmetler sunmuştur. Bunu teslim etmek gerekir. Ama yukarıda saydığım meseleler, hizmet siyasetiyle halledilebilecek meseleler değil. Yani özgürlük, hizmetten farklı bir ihtiyaç, kısaca. 

Ak Partinin pek çok sorunu çözdüğü, dolayısıyla bütün meseleleri Ak Parti mi çözecek eleştirisi, anlamlı bir eleştiri. Ama bu ülke, ama çok sevdiği için ama başka bir seçeneği olmadığı için, Ak Parti’yi iktidar yaptı. İktidar olanın bu temel meseleleri çözmek gibi bir yükümlülüğü var. Diğer partilere, Ak Parti’ye bu konuda destek olmaları yönünde bir çağrı yapmanın ötesinde söyleyebileceğimiz de bir şey yok.

***

Yeni dönemdeki en kötümser senaryo, Ak Parti’nin, “Nasıl olsa 330 milletvekilinin altına düştüm, Anayasayı tek başına değiştirecek bir gücüm de yok zaten, 12 Eylül Referandumundaki değişiklikler bize yeter” deyip statükoyu bu seviyede belirlemesi olur.

Bu ülkenin yarısı,kanaatimizce, Ak Parti’ye bunun için oy vermedi.

 RotaHaber

23.06.2011

 

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikTehditle varılacak yer
Sonraki İçerikLiberaller ve siyaset

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et