Hitler’in filozofları (1)

Filozof kelimesi Türkçe’de genellikle müspet çağrışımlar yapar. Filozofların üstün kavrama ve akıl yürütme kabiliyetine sahip olduğu varsayılır. Bu vasfın onlara otomatikman insanî ve ahlâkî değerlere derinden bağlı ve hoşgörülü olma niteliğini kazandırdığına da inanılır. Gerçekten böyle midir?

Her filozof geniş bilgiye, derin bir kavrama ve tahlil kabiliyetine ilâveten ahlâkî değerlere de kuvvetli bir bağlılık gösterir mi?

Hayır. Filozof olmayan insanlar arasında olduğu gibi filozoflar arasında da zayıf karakterli, ahlâkî değerleri kolayca çiğnemeye hazır insanlar bulunur. Ne var ki, filozoflar diğer insanlardan iki bakımdan ayrılır.

İlk olarak, başka insanlarda yakışıksız/yanlış bulunan özellikler/davranışlar onlarda renkliliğin işareti olarak görülebilir. İkincisi, filozoflar birçok insanı etkileme ve peşlerinden sürükleme gücüne malik olduğundan, sıradan insandaki kötü özellikler, davranışlar filozoflarda pek çok insana zarar verecek felaketlere dönüşebilir, en azından onlara destek sağlayabilir.

Bütün bu söylenenlerin tecessüm etmiş bir örneği olarak Fransız Filozof J. J. Rousseau’ya işaret edebiliriz. Rousseau’da bulunan yalancılık, vefasızlık, asalaklık, sorumsuzluk ortalama bir insanda tezahür etse diğer insanlar onunla belki selamı sabahı bile keser ve yollarını ayırırlardı. Ancak, Rousseau tüm bu kanıtlı özelliklerine rağmen düşünce tarihine geçti, felsefe derslerine demir attı.

Bu garip Fransız’ın teorileri de, Fransız İhtilâli üzerinden iyilikten çok kötülüğe yol açtı. Siyasî muhaliflerin ideolojik olarak şeytanlaştırılmasına ve kriminalize edilmesine onun siyasî felsefesi büyük katkılarda bulundu.

Şüphe yok ki, filozoflar kötülükleri bizzat ifa etmedi. Eline silah alıp insan öldürmedi. Bizzat işkence yapmadı. Oraya buraya bomba yerleştirip patlatmadı. Aslında bazıları bunları istiyordu, içinde militan bir ruh vardı, ama tabiatları ve yetişme/yaşama biçimleri buna izin vermezdi. Buna karşılık, bu sayılanları onlar adına/hesabına başkaları yaptı ve ilgili filozoflar bazen farkına varılan, bazen varılmayan şekillerde yapılanları onayladı ve destekledi.

Filozofların kötülüğe fikrî ve fiilî destekleri epeyce ihmâl edilen bir araştırma konusu. Bu bakımdan araştırmacıların/ yazarların onlara pozitif ayrımcılık uyguladığını söylemek gerekir. Çok şükür, zaman zaman bu pozitif ayrımcılığa kafa tutanlar çıkıyor ve biz de onlar sayesinde filozofların tarihin karanlıklarına gömülmek istenen karanlık yönlerinden haberdar oluyoruz.

Bu isimlerden biri olan Yvonne Sherratt’ın Hitler’in Filozofları adlı mühim çalışması Özge Eldaş tarafından başarıyla Türkçeye aktarıldı ve Say Yayınları tarafından yayınlandı. Tipik bir akademik çalışma olmayan kitap, Hitler’e, Alman nasyonal sosyalizmine çeşitli seviyelerde destek veren Alman filozofların izini sürüyor.

Bu izlerden bahsetmeden önce, bir noktaya dikkat çekmekte fayda var. Türkçeye “philospher” kelimesini çoğu zaman filozof olarak çeviriyoruz, ancak, bu, bazı durumlarda kafa karışıklığına yol açabilir. Kelime aynı zamanda felsefeci/felsefe çalışan anlamına geliyor. Her filozof felsefe çalışıyor ama her felsefe çalışan filozof değil. Örneğin, felsefe bölümlerinde çok sayıda felsefe çalışan çıkar, ama filozof pek azdır.

Dolayısıyla, kitap, aslında, anlam itibariyle, Hitler’e destek veren filozofların ve felsefecilerin peşinden gidiyor, içinde ismi geçen tüm filozoflar birer felsefeci ama her felsefeci bir filozof değil.

Kitapta en başta vurgulanan şey, Hitler’in kişisel özellikleri. Hitler, felsefeyi seviyordu. Sanatla da –resim ve mimari- ilgiliydi ama felsefeye ayrı bir sempatisi vardı. Bu yüzden, o kendisi için “filozof lider” tabirini kullandı. Sevenleri ve takipçileri de aynı yolu izledi.

Hitler’e “filozof diktatör” de denmişti. Hitler’in bir diğer özelliği kitapları ve kitap okumayı da sevmesiydi. Avusturya’da (Linz şehrinde) birkaç kütüphaneye üye olduğu ve buralarda zaman harcadığı biliniyor. Kitaplara sevgisinin fizikî bir boyutu da mevcuttu.

İyi baskılı ve güzel ciltli kitapları temin etmeye, elinin altında bulundurmaya çalışırdı ve kendisine zaman zaman verilen bu tür hediyeleri memnuniyetle karşıladı. Kavgam adlı kitabını da felsefî bir kitap olması amacıyla yazdı ve öyle gördü.

Kitabın yazılma yeri hapishaneydi. Hitler hem gelecekle ilgili planlar yapma hem de kitap okuma fırsatı bulduğu kısa süreli (1 yıllık) mahkûmiyetinde muhtemeldir ki felsefî bakımdan da zirveye çıktığına inandı.

Ancak, Kavgam’ı sadece bir felsefe kitabı, bir otobiyografi olarak değil aynı zamanda bir propaganda aracı olarak tasarladı. Nitekim kitap zamanla Nazilerin İncil’i hâline geldi. Yeni evlenenlere ve askerlere hediye olarak verilmeye başladı.

Yeni Yüzyıl, 08.01.2016

http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/hitlerin-filozoflari-1-824

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,732TakipçilerTakip Et