HDP’lilerin Üzüntüsü Devam Edecek

Öncelikle 15 Temmuz Direnişi’nde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Onların direnişi bizi doğrudan “güzel” günlere götürmeyecek elbette; ama onlar sayesinde daha “kötü” bir güne uyanmadık. Bu bize daha “iyisi” için muazzam bir fırsat ve zemin sundu. Bu direniş Türkiye siyasî hayatında bir dönüm noktası taşıyor; şüphesiz bundan sonrası nasıl işlerse işlesin tarih bunun hakkını verecek ve daha anlaşılır kılacaktır. Bunun ile birlikte siyasî otorite şu ana kadar bu zaferin yarattığı zemin üzerinden “olumlu” ilerliyor; oradan devam etmesi için teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Bu temelde “hükümetin otoriter bir yapılanma kuracağı”, “diktatörlüğe doğru yol alacağı” tespitlerini iyi niyetli kabul etsek bile gerçekçi bulmak en azından mevcut duruma göre çok zor ve çok erkenci yargılar olduğunu ifade etmek gerekir.

Cumhurbaşkanlığı’nın HDP ve tabanının darbe girişimine karşı olmalarına rağmen hem liderler ile görüşmelere hem de Yenikapı’daki mitinge davet edilmemesi üzerine Kürdlerde bir kırgınlık, üzüntü yaşandığı ifade edilmektedir. Bunu biraz daha hayra yormayıp “diktatörlük” ve “Kürdlere karşı bir ittifak” üzerinden okuyanlar da var.

Öncelikle belirtmek gerekir ki HDP’nin davet edilmemesi makul karşılanmalı. En azından bunu HDP’li yetkililer olgunlukla karşılamalıydılar. Çünkü bir süre önce “koalisyon kurulsun da biz bu ülke için dışarıdan desteklemeye hazırız” demişlerdi. Burada önemli olan şuydu: Dışarıdan desteklemeyi gerekli kılan; ona sebep olan şey nedir? Onun sebebini irdelemek gerekmektedir. Ve o sebeplerin mevcudiyetini koruyup korumadığını daha da güçlenip güçlenmediğine de bakmamız gerekir.

O gün dışarıdan desteklemeye hazır olan HDP bugün de aynı “olgunluk” ile dışarıdan desteklemeyi uygun bulmalıydı. Çünkü birincisi “onursal bir meseledir” söylemleri üzerinden destekledikleri PKK’nın silahlı eylemleri devam ediyor ve bu durumda onların davet edilmemesi makul karşılanmalıdır. İkincisi destekledikleri şiddetin öncüleri defalarca hedeflerinin “Erdoğan ve AKP’nin gitmesi” olduğunu ifade etmişlerdi ki HDP’li eşbaşkan Figen Hanım da aynı şeyi ifade etmişti. Üçüncüsü darbe girişimi ile meşru hükümet arasında bir farkın olmadığını tabanlarına söylüyorlardı. Bunu hem destekledikleri KCK yapıyordu; hem de çeşitli düzeyde ve kurumlarında görev yapan başka yetkililer de söylüyordu.

Sadece bu üç nedenle bile davet edilmemelerinin anlaşılmaz bir tarafı olmasa gerek. Yani muhataplarını şiddet üzerinden göndermeye çalışan ve gayrimeşru yolların desteklenmesinde huzuru bulanların bunlara muhatap olanlar tarafından davet edilmemeleri makuldür ve anlaşılırdır. Davet edilmeme üzerine Sayın Erdoğan ve hükümet bir sefer eleştirilecekse HDP siyaseti ve anlayışı en iyi niyetle iki sefer (yani en az iki sefer) eleştirilmelidir. Örneğin PKK şiddetine karşı ciddi bir mesafe koyan darbe girişimini amasız bir şekilde eleştiren HAK-PAR ya da Sayın Kemal Burkay ya da başka Kürdî partiler davet edilebilirdi.

Ama HDP’nın “günahı” daha çok.

HDP tabanının kırgın ve üzgün olduğunun gerçekçi olduğunu da ifade etmek gerekmektedir. Ancak bunun gerekçesi eksik bırakılıyor. Bu kırgınlıkları ve üzüntülerinin kaynağını Cumhurbaşkanlığı’nın HDP’yi davet etmemesi üzerinden okumak meseleyi eksik bırakır; nitekim bu kırgınlıklar ve üzüntüler devam edecektir. Çünkü Kürd siyasetinde egemen bir alanı olan HDP, Kürd halkının realitesine ayak uyduramıyor. Daha çok PKK’nın yasal danışmanlık bürosu ya da algı yönetme acentası gibi çalışmaktadır. Bu misyonundan ve böyle bir statüden çıkması gerekiyor. Kürdlere öncülük edebilecek, yol açabilecek, nefes aldırabilecek,  meşru sivil bir direnişi örgütleyebilecek, ayakları Kürd ve Türkiye realitesine değen bir anlayış geliştiremediği müddetçe Kürdler açısından kırgınlıklar da üzüntüler de devam edecektir. Ama HDP bu temelde bir umut vermiyor: Siyasî tavırları Kürdlerin dediği gibi “Agır berda kayê xwe da ber bayê” gibi bir anlayışı ifade etmektedir. Samanı ateşe verip rüzgâr yönünde bekleyen birinin başına gelecek sonuçlardan elbette öznenin/kişinin/kurumun/anlayışın kendisi daha fazla sorgulanmalıdır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et