FETÖ ve “Kesin İnançlılar”

Geçtiğimiz ay 15 Temmuz’un yıl dönümünde Cüneyt Özdemir’in kendi YouTube kanalındaki programını izliyordum. Özdemir, yıllar önce Hanefi Avcı ile aralarında geçen bir konuşmadan söz etti. Hanefi Avcı’nın, kendisine, 15 Temmuz 2016’dan da önce, “Bu ülkede Fethullah emrettiği için uçakları kaldırıp bombalayacak askerler var” dediğini ve kendisinin o dönem Avcı’nın bu sözlerine “abartıyorsunuz” diye karşılık verdiğini söyledi. Bugün Avcı’nın ne kadar da haklı olduğunu gördüğümüzü belirtti. Bunu dinlerken aklıma birden Eric Hoffer’in Kesin İnançlılar kitabı geldi.

Bunun üzerine Hoffer’in eserini tekrar elime aldım.

Hoffer bu eserini 1951’de kaleme almış. Kitapta ideolojik ve dinî hareketler gibi kolektif grupların gelişme evrelerine ve üyelerinin psikolojik yapılarına işaret ediyor. Özellikle devrimci dürtünün insanlara neler yaptırabileceğini açık bir dille ortaya koyan Hoffer’in tespitlerini okurken kitabın güncelliğinin hakkını teslim etmemek elde değil. Kitabı okumayanların okumasını özellikle tavsiye ediyorum.

Yukarıda aktardığım Hanefi Avcı’nın özelde FETÖ mensubu kişiler için söylediği sözler genel anlamda kolektif grupların ve kolektif kimliklerin içinde barındırdığı potansiyele dikkat çekmek açısından önemli. Fakat bu yazıda sadece FETÖ mensuplarının durumunu Hoffer’in kitabında dikkat çektiği birkaç husus çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağım. Daha önceden bu gruba dahil olan bazı kişilerin (özellikle maddi menfaat sağlamayanların) bugün hâlâ nasıl duygusal bağlarını devam ettirebildiği konusunda bize fikir vermesi açısından önemli.

Genel olarak kitle hareketleri için Hoffer şu değerlendirmeyi yapıyor; pratik amaçların kutsal davalar hâline getirilmesi yani dinîleştirme sanatı. Bunun FETÖ için de geçerli olduğunu görüyoruz. FETÖ’de de pratik amaçların kutsallaştırıldığını yani dinîleştirildiğini görüyoruz. Nitekim gerek örgüt içindeki ekonomik ilişkilerin mahiyeti gerekse büyük birader Gülen’in 1980’li yıllardaki bir videosunda “O kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır… Senin iktidar dediğin şey nedir? Ben yirmi yaşında onu devireceğimi yerine başkasını kuracağımı planlamış insanım.” diye açıkça ifade ettiği gibi devrimci bir dünya düzeni idealini yani gayet dünyevî bir ideali dinî bir yapılanma altında gerçekleştirmek için planını yıllarca yürütmüş.

Kişisel hırslar, ekonomik ilişkiler din ile maskelenip, bu uğurda birçok insan maskeli yüzlerle kandırılmış durumda. Burada kullanılan maskeler ise yine sıradan insanlar. Çünkü sıradan bir mensup sadece kendi gibileriyle muhatap veya sıradan yardımlarda bulunan esnaflardan haberdar. Böyle olunca o esnafın teröre bulaşamayacağına dair kanısı net. Oysa asıl yapıdan bihaber.  İnsanlar maskeleri gerçek sandığı için maskenin arkasındaki yüzleri, ilişkileri göremedi bazıları hâlâ o maskelerin etkisi altında olduğu için görememeye devam ediyor.

Kolektif bir gruba dahil olmak her şeyden önce insanların kendi bireyselliğinin yükünü kaldıramamasından ileri gelir. Çünkü birey olmak bir tercih özgürlüğü sunmakla birlikte bu özgürlüğün getirmiş olduğu sorumluluğu da vardır. Çünkü klasikleşmiş ifadeyle bir tercih esasında bir de vazgeçiştir. Bu nedenle bir şeyi tercih etmekle bir veya birçok şeyden vazgeçmiş oluruz. Bu tercihin ve beraberindeki vazgeçişin bir sonucu vardır. Yani ortaya çıkacak olan sevinç veya hüsran her neyse onun müsebbibi olmayı göze almak gerekiyor. İşte kesin inançlılar bu açıdan büyük bir acziyet içindedir. Grupla var olanlar ve kişiliklerini öyle var edenler ne yazık ki bu gruplar ve oluşumlar içinde kişiliklerini kaybediyorlar. İçinde bulundukları kolektif yapının kimliğini kendi kimliği olduğu zannıyla hayatlarını yaşamaya çalışıyor ve bunun böyle olduğuna kendilerini inandırıyorlar.

Sözünü ettiğimiz özgürlük ve kitle hareketleri arasındaki ihtilaf konusunda Hoffer, kitabında bir Nazi’nin şu sözlerine yer veriyor: “Özgürlükten kurtulmak için” bir kitle hareketine katılmak. Yukarıda sözünü ettiğim mesele tam da bu Nazi’nin gerekçesiyle örtüşüyor. Bazı insanlar özgürlüklerinden korkup bundan kurtulmak için bir gruba dahil olurlar.

Kesin inançlılar yani kolektif yapılara mensup kişilerin benliklerini kaybetmiş olduklarına en büyük kanıt içinde bulundukları gruplara karşı yapılan eylemleri kendisine yapılmış olarak hissetme duygusudur.  FETÖ açısından baktığımızda yapının büyüklüğü ve karmaşık işleyişi içinde bir nokta kadar etkisi ve dahli olmayan o kadar çok insan cansiparane bir şekilde FETÖ’yü ve Gülen’i savunuyor ki bu tam da kesin inançlıların yapacağı türden bir davranış. Yine Hoffer’in dikkat çektiği üzere; “bir kişiyi birlikte hareket etme yolunda eğitmek onu kendini inkâr etmeye hazırlamak demektir.”

Kolektif grupların olmazsa olmazı olan “biz ve ötekiler” ayrımı hâliyle FETÖ’de de vardı. Çünkü grup olmak “biz” olmayı gerektirir. “Biz”lik ise “Öteki”ne hep ihtiyaç duyar. Bu algı içinde birlikte hareket etme yolunda eğitilen mensuplar zamanla kendini inkâr etmeye başlarlar. Çünkü normalde yapmayacağı şeyleri zamanla kitle içinde yapmaya başlarlar. Kendisi gibi yapan kişileri gördükçe ve o gördükleri de “biz”den birileri olunca yapılan şeyin doğruluğu-yanlışlığı, haklılığı-haksızlığı, mantıklı olup olmaması artık önemli değildir. Kesin inançlılık böylece insanların içine içine işlemiş oluyor ve dönüşü mümkün olmayan bir sürece giriyor.

Her grup kendisine rakip olacak, kendi etkisini azaltacak veya yok edecek unsurlarla mücadele eder. Kitle hareketlerinin bu açıdan mücadele ettiği unsurların başında aile kurumu geliyor. Aileler, insanların birbirlerine koşulsuz bağlılık kurdukları yapılardır. İnsanlar için, aileleri genelde yumuşak karınları oluyor. İnsanların bir yere ait olma hissini yaşadığı aile bağı koparılınca insanlar bu bağı bu sefer o kitle hareketiyle kuruyor. Bu nedenle de kitle hareketleri aile kurumuyla bir mücadele içindedir. Bu olguyu FETÖ’de de çok net görmek mümkün. FETÖ de mensuplarının aileleriyle arasındaki ilişkiyi hedef almıştır. Özellikle öğrencilik döneminde mensuplarını yaz aylarında dahi ailelerinin yanına göndermeyip çeşitli programlarla ailelerinden uzak yatılı programlarla endoktrinasyona devam ederlerdi. İşte bu endoktrinasyon sayesinde yaratmış oldukları “kesin inançlılar” yüzünden biz 15 Temmuz’u ve sonrasındaki süreçleri yaşadık ve yaşıyoruz.

Sonuç olarak, Hoffer’in işaret ettiği gibi bir fanatik ikna edilemez, ancak kalben başka bir yöne döndürülebilir. FETÖ mensupları açısından baktığımızda da ikna edilemeyecek fanatikler söz konusu. Nitekim kitaplarında kendisini ve hareketini cümle aralarında öven bir narsist peşinden gitmek ve hâlâ gidebiliyor olmak zaten rasyonel bir karar değildir. Örgütün büyük biraderi altındaki kullanışlı sosyal medya müptezelleri aracılığıyla insanlar hâlâ uyutulmaya ve yönlendirilmeye devam ediliyor. İnsanlar kendi hayatlarını bir tarafa bırakmış o müptezelleri ve büyük biraderi düşünüyor ve ona göre hareket ediyor.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Çoğu Türkiye siyasî tarihinden bihaber, siyaset biliminden, devletten haberi olmayan, din-siyaset ilişkisi konusunda peygamberin devlet başkanı olması dışında yorum yapamayan kişilerden oluşan bir mensup profilinden FETÖ organizasyonunu anlamasını beklemek en hafif tabirle iyimserlik; 15 Temmuz’a tiyatro, 17-25 Aralık operasyonlarına yolsuzluk deyip sosyal medya postundan okuduklarıyla olaylara yaklaşanların darbe girişimini kavramalarını beklemek de aptallık olur. Yaşanan bu kadar olaydan sonra Gülen’e söylenenlere karşı “ama Erdoğan da …” şeklinde cümlelere başlayanlara bir dinî cemaat lideriyle seçilmiş legal bir siyasi parti liderine yönelik yaptıkları karşılaştırmaların kendi başına mantıksızlığını anlatmak çok zor. Yapılabilecek tek şey, grup kimliklerini kişisel kimliklerinin önüne geçirmiş ve içinde bulunduğu kolektif grubun gömleğini üzerine giymiş olan insanların, yapabildikleri ölçüde, kendilerine bakabilmeleri için evrene bir mesaj göndermek.

Bu mesajı da Hoffer’den gönderelim:

“Kesin inançlı kişinin görülmeye ve duyulmaya değmeyen gerçeklere ‘gözlerini ve kulaklarını kapama’ yeteneği onun metanetinin ve dayanıklılığının kaynağıdır. … İmanın kuvveti, dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılan dağları görmemesinden belli olur.”

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et