Demokrasi özgürlük olmayabilir

Fransız Anayasa Konseyi’nin “Ermeni soykırımını inkar suçu”nu iptal eden kararı, Türkiye’de memnuniyetle karşılandı. Çoğumuz, haklı olarak, Fransa meclisinin geçirdiği yasayı “ifade özgürlüğüne saldırı” saymıştık. Bunun Fransız “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”ne aykırı bulunup engellenmesine de sevindik.

Ancak burada biraz durup düşünmek lazım. Çünkü siyaset teorisi açısından enteresan bir durum var karşımızda: Fransız halkının demokratik iradesine yaslanan bir meclis kararı, hukuka yaslanan bir anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi. Yani, “milli irade”, bir “hak ve özgürlükler” çerçevesi tarafından sınırlandırıldı. Ve çok iyi oldu.

İyi oldu, çünkü her ne kadar “milli irade” çok önemli bir değer olsa da, “en üst siyasi değer” değildir. En üst siyasi değer, hak ve özgürlüklerdir. Milli irade, bu hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece meşrudur.

Örneğin, nüfusunun yüzde doksanı beyazlardan oluşan bir ülkede, meclis çoğunluğu, “siyahlar sokakta gezip milletin göz zevkini bozmasın” diye bir karar alamaz. Çünkü böylesi ayrımcı bir karar alan “milli irade,” siyahların özgürlüğüne saldırmış olacaktır.

‘Liberal’ demokrasi

Tam da bu nedenle, bugün Batı’da hakim olan siyasi sistemin adı “demokrasi” değildir; “liberal demokrasi”dir. Buradaki “liberal” sıfatı, hak ve özgürlüklerin anayasal ve yasal düzeyde korunmasını ifade eder. Nitekim hem Fransa’da, hem de Amerika’da, tüm yasamanın temeli sayılan birer “haklar bildirgesi” vardır. (Fransa’daki bildirge tümüyle laik iken, ABD’dekinin dini bir felsefeden beslenmesi ise kayda değer bir nüanstır.)

Şimdi, eğer siz bu “liberal demokrasi” terkibindeki “liberal” sıfatını boşverir, sadece bir sistem olan “demokrasi”ye odaklanırsanız, tehlikeli bir yola girersiniz. Çünkü bu yol sizi siyaset bilimcilerin “illiberal demokrasi” şeye, yani özgürlükçü olmayan bir demokrasiye götürebilir. “Arkamızda milli irade var” diye, bireylerin özgürlüklerini çiğneyecek kanun ve kararlar alabilirsiniz.

Tam da Nicholas Sarkozy’nin yapmaya kalktığı gibi.

Post-Kemalist soru

Buraya kadar anlattıklarımın yanlış anlaşılması mümkün. O nedenle hemen bir noktanın altını çizeyim:

“Demokrasi her şey değildir, milli irade sınırsız olamaz” gibi lafları Türkiye’de bugüne dek daha çok Kemalistlerden duyduk. Bu zevatın derdi ise, milli iradeyi Kemalist ideolojiyle sınırlamak ve kurmuş oldukları “vesayet sistemi”ni sürdürmekti.

Kemalist ideoloji de, hak ve özgürlükleri feci şekilde kısıtlayan bir “illiberal azınlık ideolojisi” idi.

Dolayısıyla, Türkiye’de çoğunluğa yaslanan “demokratik talepler” ile “özgürlük talepleri” genellikle atbaşı ve el ele gitti.

Ancak bunun hep böyle gideceğinin bir garantisi yok. Özellikle de post-Kemalist dönemde…

Çünkü Türkiye toplumunda, kolaylıkla “çoğunluk desteği” bulacak bazı “illiberal” (özgürlük karşıtı) eğilimler de var.

Örneğin, önceki hafta sonu İstanbul’da düzenlenen (ve Hocalı Katliamı’nı anmak gibi doğru ve erdemli bir amaca odaklanabilecek iken çirkin bir Ermeni düşmanlığına sahne olan) mitingi hatırlayarak düşünelim:

Bugün Türkiye’de “Ermeni yalanlarını savunmak yasaklansın mı” diye bir referandum yapılsa, cevabın “evet” çıkması kuvvetle muhtemeldir.

Ama “milli irade”yi yansıtacak olan böyle bir yasak, ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı olacaktır. Ve Fransa Anayasa Konseyi’nin yaptığı gibi, özgürlükler adına engellenmesi gerekir.

Peki ama özgürlükleri böylesine kararlı bir biçimde koruyacak, bir “liberal demokrasi” inşa edecek felsefi zemin, siyasi gelenek var mı bizde?

Yeni dönemin en büyük sorularından biri bu olacak galiba…

 

Star, 05.03.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et