Darbecilerle Hesaplaşmada Seçilen Yöntem Doğru mu?

Darbecilerden hesap sorulması, arkası arkasına darbecilere karşı davalar açılması birçok insanı mutlu etmiş gibi görünüyor. Hatta, vaktiyle darbecileri desteklemiş olanlar bile durumdan şikayetçi değiller. Çoğumuz bu yargılamaların ülkedeki demokratik gelişmeye katkı sağlayacağını, darbe döneminin bittiğini düşünüyor.

Darbecilerle hesaplaşmanın emekli darbecileri yargılayarak başlayacağını hiç düşünmemiştim. Ben, halkı temsil eden siyasi iradenin muvazzaf darbecilere haddini bildirerek darbecilerin direncinin kırılabileceğini, yargı yolunun ondan sonra başlayacağını düşünüyordum. 367 olayını da yaşadıktan sonra, benim yargıya olan güvenim tümüyle bitmişti. Tamamen siyasallaşmış, devlet ideolojisini hukukun üstünde gören bir yargının, ülkenin demokratikleşmesi için duyarlılık göstereceğine inanmıyordum.

İşler benim düşündüğüm gibi olmadı, bir kaç cesur savcı cesaretle darbecilerle hesaplaşmanın yolunu açtı. Bu davalardan hiç bir şey çıkmasa bile, darbe ile mücadelede korku eşiği aşılmış oldu. İktidar partisi bile cesaretlendi, onlar da durumdan siyasi sonuçlar devşirmeye çalışıyor.
 
Yalnız, bazı insanları darbecilikten sorgularken, bizim cevaplamamız gereken bazı soruların olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Neden 15 Yıl Sonra?

Bu komutanlar o zaman da açıkça siyasi beyanatlar veriyor ve sivil yönetime kafa tutuyorlardı. Bunların, darbe hazırlığı olarak kabul edilen faaliyetlerini devletin istihbarat örgütleri de biliyorlardı. O zaman savcılar neredeydiler?

Ekim 2003’te bütün kuvvet komutanları, Harp Okullarının eğitim yılı açılışı vesilesiyle yaptıkları konuşmalarda, hükümet yetkililerinin huzurunda peş peşe siyasi mesajları verdiler. Eylül 2003’te, Ankara Ticaret Odası’nda “Hilâfetin kaldırılması” sebebiyle düzenlenen panele bütün kuvvet komutanları tam kadro katılarak siyasi iktidarı uyarmaya çalıştılar.

Emekli Hakim Albay Ümit Kardaş, Askeri Ceza Kanunu’na göre, siyasi demeç veren askerlerin suç işlediğini, 5 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanması gerektiğini söylüyordu. Kardaş, Genelkurmay Başkanı’nın MGK zemini dışında siyasi konularda görüş bildirmesinin de Askeri Ceza Kanunu’na aykırı olduğunu belirtiyordu. Ümit Kardaş’ın sözlerine, o zamanın savcıları zerre kadar ilgi göstermemişlerdi. Ne değişti de savcılar 15 yıl sonra harekete geçtiler?

Muvazzafken, milli iradeye meydan okuyan, halkın seçtiği yöneticiler muhtıra veren, kapalı kapılar ardında darbe planları yapan devlet görevlilerine hiçbir şey yapılmazken, bunlar emekli olduktan, ellerinde darbe yapmak için hiçbir güç ve imkân yokken tutuklanmaları, itilip kakılmaları da hiç hoş olmuyor.

Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri askerdiler, işlerini katı bir hiyerarşik düzen içinde yürütüyorlardı. Ne yaptılarsa Genelkurmay Başkanının emrinde ve kamuoyunun önünde yaptılar. Bunların emrinde çalıştığı Genelkurmay Başkanına “Üstün Hizmet Madalyası” verilirken, bunlardan hesap sorulması akla ve askerliğe aykırıdır.

Neden Emekli Olduktan Sonra?

Emeklilik sıradan insanlar için torunlarını sevme dönemi olsa da, önemli görevler yapmış insanlar için, yaşadığı olayları bir gözden geçirme, yeniden değerlendirme, özeleştiri yapma dönemi olsa gerekir. Bu sebeple umur görmüş insanlar anılarını yazarlar. Bu anılar, yazar kendi yanlışlarını da görebiliyorsa, özeleştiri de içeriyorsa gerçekten bir anlama sahiptir. Mesela 27 Mayıs darbesinin önde gelen isimlerinden Orhan Erkanlı’nın “Anılar… Sorunlar… Sorumlular” kitabı bu bakımdan anlamlıdır. Kendini ülkenin yönetimine ehil gören her subayın okuması gereken bir kitaptır. Yoksa, çoğu zaman olduğu gibi, herkesin bildiklerini tekrarlayan, sadece kendini öğen insanların yazdıkları anıların bir değeri yoktur.

Vaktiyle bir emirle darbe yapacak güçteyken her türlü suçu işlemekte dokunulmazlığı olan emekli generaller, şimdi, emirleri orduevindeki garsonlardan başka kimseye geçmezken gözaltına alınıyor, hakim karşısına çıkarılıyor, tutuklu olarak yargılanıyorlar.

Bu insanlardan birçoğu kritik sağlık sorunlarıyla karşı karşıya… Yıllarca önce emekli olmuş, prostat, kalp, tansiyon, şeker hastalığı ile boğuşan insanların tutuklu olarak yargılanması şart mı? Bu yaşlı insanlardan bazılarının hapishanede ölmesi, adalete yardımcı olmaz; konuyu istismar etmek için fırsat kollayan politikacılara malzeme olur, adalete olan güveni de sarsar.

Bu insanlar emekli olduktan sonra işledikleri suçlardan dolayı değil, muvazzafken işledikleri söylenen, o zaman savcılar ve yargıçlar tarafından da ayakta alkışlanan eylemlerinden dolayı yargılanıyorlar. Hukukta böyle bir şey var mı? Savcılar, rütbe ve makam sahiplerinden hesap sormak için emekli olmalarını mı beklerler? Bu işte hukuk var mı, bilmiyorum ama, bu işte ahlaki olmayan bir şey var.

Neden Yalnızca Askerler?

Türkiye’de darbecilik 3-5 maceraperestin işi değil. Çok güçlü bir alt yapısı var, örgütleri var, kadroları var, eğitimi ve fikri alt yapısı var, devlet içinde örgütlenmiş kurumları var, sivil toplumda örgütlenmiş kurumları var, partilerde ve parlamentoda destekçileri var, gençlik örgütleri var, gazeteleri, dergileri, televizyonları var. Darbeleri askerler yapıyor, ama onları harekete geçiren, onların emrinde çalışmaya hazır sivil kadrolar var…

Ülkenin sivil aydınları da askerlerden farklı düşünmüyorlar, sık sık da onlara görevlerini hatırlatıyorlardı. İki defa darbe ile görevden uzaklaştırılmış, devletin 9. Cumhurbaşkanı bile iç hizmet kanununa göre askerin yönetime el koymaya hakkı olduğunu söylüyordu. Ülkenin ana muhalefet partisi yöneticileri de, iç hizmet kanununun 35. maddesine göre askerlerin darbe yapma görevi olduğunu savunuyordu. Diğer muhalefet partilerinin yandaşları da kendilerinden olmayan sivil bir iktidar yerine, askeri bir yönetimi tercih etmeye hazırdılar.

Anayasa Mahkemesi’yle, Yargıtay’ıyla, Danıştay’ıyla, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla, Barolarıyla yasaların hakimiyetini değil, Atatürk ilke ve inkılaplarının korunmasını savunuyorlardı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıları seçilmiş iktidarları düşürmek, partileri kapatmak için sık sık dava açıyorlardı.

YÖK Başkanları, Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri, Üniversitelerarası Kurul üyeleri, üniversite rektörleri de aynen askerler gibi düşünüyorlardı. Üniversite öğretim üyeleri yürüyüş yaparak askerleri göreve çağırıyorlardı.

Devletin Cumhurbaşkanı, Harp Akademileri Komutanlığı’nda,  “Türkiye’de siyasal rejim, cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Laik cumhuriyetin temel değerleri ilk kez açıkça tartışma konusu yapılmaktadır. İç ve dış güçler, bu konuda aynı amaç doğrultusunda çıkar birliği içinde hareket etmektedir… TSK, anayasal rejimin korunması yönünden taraftır” diyerek, adeta subaylara göreve çağırmıştı.

 Ortada bir suç varsa, bu toplumun büyükçe bir kesiminin katıldığı, milyonlarca insanın ortak olduğu bir suçtur. Kimimiz suça doğrudan katıldık, kimimiz destek verdik, kimimiz suç işlenirken sesimizi çıkarmadık, kimimiz karşı çıkmaya cesaret edemedik… Darbeci olarak yalnızca askerlerin yargılanması hakkaniyete aykırıdır. CHP, suç ortaklarına sahip çıkarak doğrusunu yapıyor. Diğer suç ortaklarının da ortaya çıkarak, yargılanan askerleri yalnız bırakmamaları gerekiyor.

Masum Değildiler

Şu anda yargılamalardaki adaletsizliklerden yakınan bu inanlar güç kendilerindeyken çok acımasızdılar, insanlara yargılanma fırsatı bile vermiyorlardı. Ordudan YAŞ kararlarıyla binlerce askeri atarken hiç acımadılar. Maaşları kesilen, bütün sosyal güvenceleri elinden alınan bu insanları ordudan atıldıktan sonra da takip ediyorlar, başka bir yerde iş yapmasını da engelliyorlardı. Bu insanların pek çoğu sefalete düştüler, çocuklarının yüzüne bakamaz oldular, eşlerinden ayrıldılar, intihar ettiler.

Ama bunlar bu işleri tek başlarına yapmadılar. Binlerce subayı acımasızca ordudan atan kararların altında Erbakan’ların, Gül’lerin, Erdoğanlar’ın da imzası vardı.

Binbir hayalle üniversitenin kapısına gelmiş genç kızları üniversite kapısından çeviren, ikna odalarına alan, üniversite son sınıftan atan Akbulut’lar, Hilmioğlu’lar, Alemdaroğlu’lar, Serter’ler bunların suç ortağı değil miydiler?

Başını örten öğrencileri dersten atan öğretim üyeleri, yüksek öğretim yapma hayalleri yarıda kesilen genç kızların ahını almaktan hiç çekinmediler.

Gürüz’ler, Teziç’ler İmam-Hatip okulu mezunlarını, meslek okulu mezunlarını üniversiteye sokmamak için puanlarını silerken hiç acımadılar, bu çocukların da bir yaşam mücadelesi verdiklerini  hiç düşünmediler.

 

02.05.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et