Bir adım daha

Bu yıl Twitter yasağının gölgesinde kalan Newroz, aslında son aylarda içimizi kaplayan kasveti biraz olsun dağıtabilecek tek önemli olaydı.

21 Mart’ta Diyarbakır’daki Newroz Meydanı’nda, Kürt halkının çözüm sürecine ve barışa bütün benliğiyle sarıldığını ve vazgeçmeye asla niyeti olmadığını bir kere daha gördük.

Bu kadar da değil; aksi yöndeki bütün sıkıştırmalara rağmen, Öcalan’ın da sürecin devamı yönünde kesin irade koyuşuna tanık olduk.

Ne var ki, bu olumlu tablo sürecin kırılganlığının tamamen ortadan kalktığı anlamı taşımıyor.
 
Her ikisinin de birbirine ihtiyacı var
 

İçinden geçtiğimiz çalkantılı dönem, Kürt siyasi hareketi ile AK Parti’nin çıkarlarını güçlü bir biçimde birbirine bağlamış durumda. Kürt hareketi, AK Parti iktidarının sürecin devamının olmazsa olmazı olduğunun bilinciyle hareket ediyor. AK Parti’nin bu krizden başarıyla çıkmaması halinde filmin başa sarılacağını görüyor.

AK Parti de, bugün içinde bulunduğu siyasi kuşatmayı yarmak için desteğini alabileceği en büyük gücün Kürtler olduğunu biliyor. Başbakan geçmekte olduğu bu dar geçitte sadece Kürt kitlelerle değil, Kürt siyasi hareketiyle de daha sağlam bir ittifak ihtiyacında. Bu güç birliği ihtiyacı hem yaşanan krizden çıkışta ortaya çıkıyor hem de yakın gelecekte belki yeni bir anayasa paketinin geçirilmesinde ve hatta belki de genel seçimlerden sonra bir koalisyon ortaklığı biçiminde ortaya çıkması ihtimali var. Bu ihtimallerin hepsi AK Parti’yi çözüm sürecinin peşini asla bırakmamaya götürüyor. Ulusal ve uluslararası planda devreye sokulan “yalnızlaştırma” politikalarını bozmak, demokratik kamuoyu açısından vazgeçilmezliğini sürdürmek için elindeki en önemli siyasi koz bu. Ama öte yandan şu anda süreçte bir tıkanıklık yaşandığı da açık ve bu tıkanıklığın giderilmesi için kritik bir adımın atılması gerekiyor. Süreci yeni bir aşamaya sıçratacak olan o adım, hükümetin PKK’yı muhatap alması ve doğrudan görüşmelere başlaması.
 
Her iki tarafın da kazanması gerekir

 
Şimdi biraz empati yapmaya ve duruma PKK açısından bakmaya çalışalım:

Şu anki tabloda, PKK hem gerçekleştirilen reformlarda taraf kabul edilmediği hem de PKK’nın geleceğine ilişkin görüşmelerde resmen muhatap kabul edilmediği için, kendi geleceğini güvende görmüyor. Hükümet şu ana kadar tek taraflı reformlarla ilerliyor -ki doğrusu da bu. Zira Kürtler’in temel haklarının PKK’yla müzakereyle belirlenmesi, PKK’yı bütün Kürtler’in temsilcisi yerine koymak anlamına gelir ki bu hem demokratik değildir hem de gerçekçi…

Ama öte yandan bu tablonun PKK’da “Biz ne olacağız; bizim geleceğin Türkiye’sindeki yerimiz ne olacak” endişelerine yol açması da anlaşılabilir. Unutmayalım ki, hükümetin tek taraflı olarak yaptığı her reform PKK’nın silahlı çatışma döneminde sahip olduğu prestiji zayıflatıp onu bir örgüt olarak işlevsizleştirirken, buna bir de süreç boyunca resmen muhatap alınmaması da eklenince, durum PKK açısından kabul edilemez hale geliyor.

Oysa şunu görmek gerekir: Çözüm süreci PKK ve Öcalan olmadan devam edemez. Ve mademki bu iki siyasi hareket çok güçlü bir çıkar birliği içindedir, sürecin ilerlemesi her ikisi için de hayati önemdedir; o halde bu sürecin sonucunda tek bir tarafın değil, her iki tarafın da kazanması gerekir.

Sonuç: Bugünkü tıkanmışlığı gidermek için, hükümetin bir adım daha atması ve görüşmeleri kayıt dışı olmaktan çıkarıp resmiyet kazandırması kaçınılmaz görünüyor.

Bugün, 24.03.2014

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et