Başkanlık Sistemi Savuşturulan tehlike

Çarşamba günü Cumhurbaşkanı tarafından ve AK Parti cephesinden yapılan bazı açıklamalar içimi serinletti.
Ama önce, salı gününe gidelim. Salı günü Burhan Kuzu’nun başkanlık sistemine geçişin şart olduğuna dair demeci, epey zamandır duyduğum kaygıları iyice artırmıştı. “Eyvah” demiştim, kendi kendime, “İşte korktuğum oluyor.”
Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemine sempati duyduğunu zaten biliyorduk; Burhan Kuzu’nun bu işin mimarı ve uzun zamandır ateşli taraftarı olduğunu da…

Bilmediğimiz, Başbakan’ın ve Kuzu’nun bu tercihinin AK Parti’nin yeni Anayasa taslağına girip girmeyeceği idi. Kuzu’nun bir yandan “Bizim taslağımız hazır; Özbudun taslağı bizim taslağımızdır” derken, bir yandan da bu taslakta yer almayan başkanlık sistemini gündeme getirmesi, başkanlık sisteminin yeni anayasada yer alması için yapılmış ciddi bir nabız yoklamasıydı.

Ne var ki hemen ertesi günü önce Cumhurbaşkanı Gül’ün başkanlık sistemine ilişkin çekinceleri olduğunu ifade etmesi, ardından da Meclis Başkanı Şahin ve Bülent Arınç’ın aynı doğrultuda açıklamalar yapması, tehlikenin AK Parti içinde önemli figürler tarafından da görüldüğünü ve daha resmi parti politikası haline gelmeden önünün kesilmeye çalışıldığını ortaya koyuyordu ve doğrusu bu gelişme son derece rahatlatıcıydı.

Peki savuşturulduğunu düşündüğüm “tehlike”, bana “eyvah” dedirten şey neydi?

Başkanlık sisteminin parlamenter sisteme göre taşıdığı dezavantajlar; özellikle Türkiye’nin siyasi kültürüne neden uygun olmadığı; halkın seçtiği güçlü yetkilerle donatılmış başkan ile yasamayı karşı karşıya getireceği ve sistemin kitlenmesine yol açacağı; eğer başkanlık sistemine geçersek sonucun ABD’ye değil, bize çok benzeyen Latin Amerika ülkelerindeki başarısız uygulamalara benzeyeceği şu anda çok sayıda hukukçu ve siyasetçi tarafından ifade ediliyor. Son olarak Prof. Serap Yazıcı, Taraf’ta Melih Altınok ile yaptığı söyleşide bu itirazları gayet güzel toparlıyor.

Ama benim endişem bununla da sınırlı değil. Benim endişem, sadece politik kültürün değil, toplumsal psikolojinin de böyle bir sistem tartışması için uygun olmamasından kaynaklanıyor.

Başkanlık sistemini teorik bir model olarak, ülkenin bugünkü politik koşullarından, toplumsal psikolojiden soyutlayarak tartışamazsınız. Tartışmanın gündeme geldiği zamanın toplumsal ruh halini de göz önüne almak zorundasınız.

Eğer bugün yeni anayasa bağlamında, başkanlık sistemine geçiş tartışması açılırsa, bu, AK Parti’nin 2003’ten beri ilmek ilmek dokumaya çalıştığı güveni berhava eden; geniş kitlelere Tayyip Erdoğan’ın otoriter bir rejim kurma isteğinin artık deşifre olduğunu düşündürecek; ciddi bir samimiyet krizine yol açacak, dolayısıyla siyasetin kimyasını bozup çok daha sert bir kutuplaşmaya yol açacak bir tartışma olur. En önyargısız kesimlerin bile kuşku duymasına, endişesiz modernlerin de endişeli hale gelmesine; liberallerin, demokratların ve hatta birçok muhafazakâr demokratın ürkmesine, AK Parti’nin bütün müttefiklerinden kopup “öz gücü” ile baş başa kalmasına yol açar.

Ayrıca böyle bir tartışma, yeni anayasa tartışmalarının tek teması haline gelerek, bütün diğer tartışmaların yapılamaz hale gelmesine sebep olur. Böylece, yıllardır beklediğimiz sivil, özgürlükçü, devlet-vatandaş ilişkilerine yeni bir bakış açısı getiren, Kürt sorununun çözümüne geçit veren, devletin yeniden yapılandırılarak optimal sınırlarına çekilmesini, ademimerkeziyetçi bir idari yapıyı formüle eden bir Anayasa hayali bir başka bahara kalır. Toplum da haklı olarak aldatıldığını; AK Parti’nin “yeni anayasa”dan tek muradının başkanlık sistemine geçiş olduğunu düşünür. Ve ne yazık ki haklı olur…

Sanırım bu yazdıklarımdan, salı günü Burhan Kuzu’nun demecini okuyunca “eyvah” dememin, ertesi günü Gül’ün, Şahin’in ve Arınç’ın açıklamalarıyla rahatlamamın sebebi de anlaşılmıştır.

AK Parti’nin ağır topları, olaya tam zamanında müdahale ettiler. Biraz daha geç kalsalar, konu parti lider kadrosunda ciddi bir bölünme görüntüsüyle ortaya çıkabilir ve tam da seçim arifesinde hem AK Parti’ye büyük zarar verebilir hem de yeni anayasanın güme gitmesine yol açabilirdi. Zamanında müdahaleyle, şu anda küçük çaplı bir kıyamet önlenmiş ve bu proje de rafa kalkmış gibi görünüyor.

Herkese geçmiş olsun…

Bugün, 28.01.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,727TakipçilerTakip Et