Barış tehdit altında, seyirci kalamayız

Meselenin ne “ağaç” ne de “dershane” olmadığı bundan yirmi yıl kadar önce de belliydi. Rahmetli Özal, 1991 yılında Aktüel Dergisi’ne verdiği bir demeçte; Kürtlerle federasyonlaşmaya gidilmesi gerektiğini savunurken “İnşallah bir gün valilerini de seçerler, bu iş biter” demişti. Özal, başkanlık sistemi, ikinci cumhuriyet, federasyon ve Osmanlı modeli konularında görüşlerini açıkça savunan cesur bir liderdi. Yine 1991 yılında Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ da bir Kürt raporu hazırlatır ve bunu Erbakan’a sunar. Erdoğan’ın raporunda, Kürtçe’nin ayrı bir dil olduğu, Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi gibi çözüme dönük ifadeler yer almaktadır. Hatta raporda o coğrafyanın tarihteki adının Kürdistan olarak geçtiği de yazılıdır. Rahmetli Özal o yıllarda Kürt sorunun çözümüne dönük radikal adımlar atma çabası içerisindeyken Ergenekon tarafından hedef gösterilir ve gittikçe yalnızlaştırılmaya çalışılır.

90’lı yıllar Özal için çok zorlu geçti. Gazeteler bugün Sayın Başbakan Erdoğan’da olduğu gibi “Özal sivil diktatör”, “Özal’ın tek adam olma hevesi” gibi manşetler attılar. 91 seçimlerine giderken dönemin muhalefet lideri Süleyman Demirel ‘Koskotas Dosyaları’ adıyla bilinen 140 civarında yolsuzluk dosyasıyla “ANAP’tan hesap sorulacaktır, yolsuzlukların üzerine gidilecektir” diyerek büyük sükse yapmış ve seçimi kazanmıştı. Adli süreçler, incelemeler başlatıldı vs. Ne mi oldu? Dosyalardan bir şey çıkmadı.1991 seçimlerinden sonra kurulan DYP-SHP koalisyon hükümeti yolsuzlukların üzerine gitmek için bir bakanlık ihsas etti’ ve başına da emekli bir paşayı, Orhan Kilercioğlu’nu getirdi. Ve bir netice elde edilemeden süreç kapandı. Amaç; kamuoyunun hafızasında Özal döneminin bir yolsuzluklar dönemi olduğunun kazınmasıydı. Ve asıl amaç, Kürt sorunun çözümüne engel olmaktı. Bana göre Özal “federasyon, çözüm ve barış” demesinin bedelini canıyla ödemiş bir cumhurbaşkanıdır.

Gazete manşetleriyle hükümetlerin alaşağı edildiği bir dönemde doğdu AK Parti. Bu yüzden Tayyip Erdoğan’ın başbakan olduğunda ilk söylediği sözlerden birisi “beyaz kefenimi giydim, yola çıktım” oldu. Çünkü başbakan ülkede çok ciddi derin bir yapılanma olduğunun farkındaydı.27 Nisan muhtırasının verildiği gün kendi kendime şöyle demiştim; bu gece hükümetten gelecek bir açıklama Türkiye’nin kaderine yön verecek bir açıklama olacaktır. Nitekim öyle de oldu. Şöyle demişti Cemil Çiçek; Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda Hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay Başkanlığı, hükümetin emrinde görevleri anayasa ve ilgili yasalarla tayin edilmiş bir kurumdur. Anayasamıza göre Genelkurmay Başkanı, görev yetkilerinden dolayı Başbakan’a karşı sorumludur.”Bu tarihi açıklamadan sonra Türkiye’de her şey değişti. Bu tarih darbeler döneminin kapandığının ve ülkede yeni bir sayfa açıldığının kesin tarihidir. O tarihten sonra son Gezi olayları da dâhil olmak üzere ne yapıldıysa artık tutmadı. Bu süreçte rahmetli Özal’a ne yapılmak istendiyse Başbakan Erdoğan’a da o yapılmak istendi ama olmadı. Ergenekon operasyonlarıyla birlikte engelleri ortadan kaldıran Türkiye, Kürt sorununda ciddi adımlar atmaya başladı. Siyasi hayatının en ciddi riskini alan Erdoğan, Apo’yla görüşmelere devam ederek bugün içinde olduğumuz barış sürecinde etkili rol oynadı.

Kandan beslenen ve tüm hesabını kan, çatışma ve savaş üzerinden yapanlar için barış ortamı hiç arzu edilen bir şey değildir. Türkiye’nin Kürtlerle birlikte Ortadoğu’da söz sahibi, oyun kurucu olması istenmiyor. Bu durumda bugün yaşanılan kavganın esas arka planına bakmakta fayda olacağını düşünüyorum. Bu yüzden bu süreci sırf cemaat AK Parti kavgası şeklinde ele almak bizi yanıltabilir. Hedef; Başbakan ve onun nezdinde tüm Türkiye’dir. Bugün yaşadığımız süreci teknik olarak değerlendirme yetkisinde bir insan değilim. Ancak meselenin zamanla barış sürecinin baltalanmasına doğru gideceğini tahmin etmek için de uzman olmaya gerek yok. Bu bakımdan bize düşen sorumluluğun daha şimdiden barışa, hukuka, adalete ve özgürlüklere sahip çıkmak olduğunu söyleyebilirim. Bu karmakarışık süreci aklıselim olanlar, özgürlüğe ve barışa sahip çıkanlar ancak bir katkı sunabilir. Kürtler biz bu kavganın tarafı değiliz ne halleri varsa görsünler dememeli, barış ve özgürlükler adına sürece dâhil olarak siyasi iradenin devamından yana tavırlarını koymalıdırlar.

Hâlihazırdaki yolsuzluk operasyonları için tek yorumum; adil bir yargılamayla bu işin nihayete erdirilmesi ve gerçekten yolsuzluğa bulaşmış olanların cezasını çekmeleridir. AK Parti’nin en küçük ilçelerdeki parti örgütlenmelerinin bile kapısını çalmayan ve kimseyi tanımayan birisi olarak, yolsuzluk yapanlar varsa bunları aklayacak değilim. Lakin ben bu işin yolsuzluk operasyonlarıyla sınırlı kalacağını da tahmin etmiyorum. Bu operasyonların Özal döneminde olduğu gibi kamuoyunun vicdanında bir tesir bırakmak için organize edildiğini asıl amacın barış sürecini kesintiye uğratarak, ülkeyi kaosa sürüklemek ve siyaseti kilitlemek olduğunu da düşünmüyor değilim. Hükümet yetkililerinin bile bilmediği ve sadece polis arşivinde tutulması gereken bazı bilgi ve belgelerin birtakım gazetecilere servis edildiği yani onların bile bildiği bir ortamda hükümet ivedilikle bu işe gereken hassasiyeti göstermelidir. Biz meselenin ne olduğunun bilincindeyiz. Bu yüzden barışa, özgürlüklere olan çağrımıza devam edeceğiz. Türkiye yine bir kırılma anı yaşıyor ve biz buna seyirci kalamayız. Kimse siyasi iradeye dönük bir müdahale içerisinde olamaz. Türkiye artık iki üç manşetle ve bir iki operasyonla hükümetlerin devrildiği başbakanların koltuklarını bıraktığı bir ülke değildir. Başbakanı oylarıyla seçmenleri getirdi gönderecek olan da yine seçmenleridir. Bizden hatırlatması. Siz karışmayın!

Sivil Düşünce

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et