Amerika’dan dersler

ABD’yi daha çok II. Dünya Savaşı’ndan sonraki rolü ile tanıyor ve Amerikan tarihinin geçirdiği evreleri fazla bilmiyoruz. Hollywood aracılığı ile bazı kesitler bilsek de bunlar zihnimizde bir bütün arz etmediği için yeterli değil. Şahsen okullarımızda Amerikan tarihinin okutulması gerektiğini düşünüyorum, çünkü ABD tarihinden öğrenilecek çok şey var.

ABD, tüm Avrupa ve hatta diğer kültürlerin de harman olduğu, aydınlanma ve akıl çağının düşünsel birikiminin gelişip serpildiği, değer bulduğu ve en olgun haliyle karşımıza çıktığı bir yer. Kibirle karışık Amerika’nın kaç yıllık devlet olduğunu sorarken bu birikimi görmezden geliyor ve Amerika’yı kuranların kimler olduğu ve nasıl bir Amerika inşa ettiklerini anlamaya çalışmıyoruz.

***

Sömürgeciliğe karşı yapılan ve başarıya ulaşan bu ilk bağımsızlık hareketinin kendi içinde açmazları da vardı ve buradaki bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi başlangıçta daha çok “beyazderili” insanlar içindi. Öyle ki; Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, “Bütün insanlar eşit doğarlar. Tanrı hepsine yaşama, özgürlük ve mutluluk isteği gibi bazı devredilmez haklar vermiştir” derken bu haklar siyahlar, Kızılderililer ve kadınları kapsamıyordu. Ya bugün?

Trump üzerinden yapılan tartışmalara baktığımızda tartışılanın Trump’dan ziyade Amerikan’ın kurucu değerlerinin olduğu hemen fark edilmekte. Amerika ile ilgimiz Hollywood ile sınırlı olduğu için de bu konuyu çok fazla anlamıyoruz. Bizde devlete verilen rol ile ABD’de verilen rol kâğıt üzerinde aynı gibi gözükse de derin bir felsefi ayrılık içinde.

Amerika’da devlete itaat ile devletin görevleri (bireylerin mutluluğunu gerçekleştirme vb.) arasında karşılıklı bir dengenin kurulmaya çalışıldığını görürsünüz. Merak edenler için Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin bireysel silahlanmayı sınırlandırma isteklerine karşı çıkış gerekçelerinin okunması faydalı olacaktır.

Devlet felsefesindeki bu farklılığı bugünlerde Trump’ın imzaladığı kararnamelere farklı mecralardan gelen tepkiler bize fazlasıyla gösteriyor ve bütün bu olup bitenler bize yabancı ve hayal bile edilemeyecek cinsten. Bizde de hükümetler ve liderler eleştirilir ama Amerika’da olan bambaşka bir şey.
Bu itirazlar yetkisiz kimselerden gelmiyor, tam tersi Amerikan sistemi içinde gücü kullanan bizzat devlet organları içinden geliyor ve bunu yaparken de başkana Amerika’nın kurucu felsefesi ısrarla hatırlatılıyor. Uluslararası sistemin en güçlü adamının aldığı anti-demokratik ve anti-özgürlükçü kararlara karşı daha ilk günden Amerikan eyaletleri ve yetkili mevkiler tarafından itirazlar yükselirken, bir federal yargıç öne çıkarak önemli bir kararnameyi geçersiz kılabiliyor.

***

Bugünlerde başkanlık tartışmaları vesilesiyle tartıştığımız güçler ayrılığı ilkesinin gerçekte ne anlama geldiğini Amerika adeta gözümüze sokarak öğretiyor. Yürütme gücüne sahip olmak demek her şeyi yapabilmek anlamına gelmiyor, bu nedenle de yasama ve yargı organları temel birtakım değerleri koruma adına refleks gösterebiliyor.

***

Daha da önemlisi bu tavır o denli köklü ki Amerikan Anayasası’nın vaaz ettiği pek çok ilke bundan iki yüzyıl önce kimsenin havsalasının alamayacağı kadar geniş bir şekilde yorumlanarak, özgürlük alanı genişletilebilmiş. Bizim yüksek mahkemelerimizin bu yönde aldığı karar sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ve üzülerek söyleyelim ki bizde alınan hemen tüm önemli kararlar çoğunlukla günün siyasi havasını takip eder.

Bizim hâkimlerimiz kritik eşiklerde Fatih’e el kesme cezası veren Kadı Sarı Hızır Efendi gibi olmak yerine genelde Yassıada hâkimleri gibi olmayı tercih etmektedir. Aydınlarımız da dahil hepimiz çoğu kez Fuat Köprülü’ye neden Zeki Velidi Toğan kadar cesur olamadığı sorulduğunda verdiği “Ne yapayım, benim evim sırtımda değil ki” cevabındaki psikoloji ile hareket ediyoruz. Bizdeki sorun biraz da burada.

Karar, 08.02.2017

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et