Bir Fikir İnsanı ve Kurucu Olarak Alev Alatlı

Merhume Alev Alatlı (16 Eylül 1944 – 2 Şubat 2024), yakın dönem Türkiye’sinin en dikkat çekici fikir ve edebiyat insanlarından biriydi. Onu yalnız romancı, denemeci veya bir düşünür olarak tanımlamak eksik kalır. Alatlı, farklı bilgi alanlarını bir araya getiren, dünyadaki fikrî gelişmeleri Türkiye’nin tarihî ve toplumsal meseleleriyle ilişkilendiren, düşüncelerini hem edebî eserler hem de doğrudan fikir yazıları aracılığıyla dile getiren çok yönlü bir münevverdi.

İzmir’de doğan Alev Alatlı’nın çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümü, babasının görevi sebebiyle farklı şehirlerde ve ülkelerde geçti. Liseyi Tokyo’da okuması, onun çok genç yaşta farklı kültürlerle karşılaşmasını sağladı. Daha sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesinde ekonomi ve istatistik eğitimi aldı; Fulbright bursuyla gittiği Vanderbilt Üniversitesinde ekonomi ve ekonometri alanında yüksek lisans yaptı. Ardından felsefe çalışmalarına yöneldi; ilahiyat, düşünce ve medeniyet tarihiyle ilgilendi. Bu farklı alanlardan gelen birikim, eserlerine de yansıdı.

Alev Alatlı’nın düşünce dünyasının en belirgin özelliklerinden biri, Batı’yı dışarıdan ve yüzeysel biçimde eleştirmek yerine yakından tanımaya çalışmasıydı. Amerika Birleşik Devletleri’ni, Avrupa’yı ve özellikle Rusya’yı dikkatle takip etti. Batı’nın ilmî, felsefî ve siyasî kaynaklarını incelerken onun iç çelişkilerini de ortaya koymaya çalıştı. Rus düşüncesine, edebiyatına ve tarihine duyduğu ilgi, Türkiye’de çok az aydında görülen bir derinliğe sahipti.

Romanları, onun yalnız hikâye anlatan bir edebiyatçı olmadığını gösterir. Yaseminler Tüter mi Hâlâ?, İşkenceci, Or’da Kimse Var mı? dizisi ve Schrödinger’in Kedisi gibi eserlerinde Türkiye’nin modernleşme sancılarını, aydınların çıkmazlarını, ahlâkî çözülmeyi, kimlik problemlerini ve dünyanın gidişatını edebiyatın imkânlarıyla tartıştı. Denemeleri ve konuşmaları ise aynı meseleleri daha doğrudan bir dille ele aldı. “Aklın yolu birdir” şeklindeki basitleştirici kabullere karşı çıkması, farklı düşünme biçimlerine alan açan entelektüel tavrının bir göstergesiydi.

Alev Alatlı’yı eşsiz kılan hususlardan biri de fikirlerini yalnız kitaplarda bırakmaması, kurumsal eserlere dönüştürmesidir. Bu çerçevede önce Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nun ve daha sonra Kapadokya Üniversitesi’nin kurulmasına ve gelişmesine öncülük etmiş, uzun yıllar ilgili vakfın mütevelli heyeti başkanlığı görevini yürütmüştür. Böylece Türkiye’de yalnız fikir üreten değil, eğitim kurumu inşa eden az sayıdaki münevverden biri olmuştur.

Alev Alatlı’nın kadın bir fikir insanı ve kurum kurucusu olarak ulaştığı yer ayrıca önemlidir. Türkiye’de kadınların fikir hayatında, yükseköğretimde ve kurumsal öncülük alanında karşılaştığı çeşitli güçlükler düşünüldüğünde, onun hem geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması hem de önemli bir üniversitenin kuruluşuna öncülük etmesi dikkate değer bir başarıdır. Alatlı’nın hayatı, kadınların edebiyat, düşünce ve eğitim dünyasında yalnız katılımcı değil, kurucu ve yönlendirici aktörler olabileceğini göstermiştir.

Kapadokya Üniversitesi, merkezî yerleşkesi Mustafapaşa’da, Ürgüp ve Nevşehir’in tarihî ve kültürel çevresi içinde bulunan özgün bir üniversitedir. Bu üniversitenin büyük şehirlerin kalabalığına ve alışılmış üniversite modellerine yaslanmadan, Anadolu’nun önemli bir kültür havzasında gelişmesi başlı başına değerlidir. Üniversitenin tarihî yapılarla bütünleşen yerleşkesi, eğitimi yalnız dersliklere değil, yaşanılan çevrenin kültürel dokusuna da bağlamaktadır.

Mustafapaşa, sıradan bir üniversite yerleşiminden farklı bir atmosfere sahiptir. Tarihî taş yapıları, çok kültürlü geçmişi ve Kapadokya’nın kendine mahsus tabiatıyla öğrenciler ve akademisyenler için güçlü bir çevre sunmaktadır. Bir üniversitenin bulunduğu yer yalnız fizikî bir adres değildir; kurumun karakterini, gündelik hayatını ve düşünce iklimini de etkiler. Kapadokya Üniversitesinin büyük şehir merkezlerinden uzakta gelişmesi, onun daha sakin, yoğunlaşmaya müsait ve kendine özgü bir akademik kimlik oluşturmasına yardımcı olmaktadır.

Üniversitenin “akıl, ahlâk, adalet, adap ve aşk” kavramlarıyla ifade edilen yaklaşımı, Alev Alatlı’nın fikrî mirasının kurumsal bir karşılığı olarak görülebilir. Eğitim yalnız meslek kazandırmaktan ibaret değildir. İnsanın muhakeme gücünü, ahlâkî sorumluluğunu, estetik duyarlılığını ve medeniyet bilincini geliştirmesi de gerekir. Üniversiteler yalnız diploma veren kuruluşlara dönüştüğünde, yükseköğretimin asli anlamı zayıflar. Kapadokya Üniversitesinin bu daha geniş eğitim anlayışını sürdürmesi önemlidir.

Alev Alatlı’nın fikir dünyasında medeniyet meselesinin özel bir yeri bulunmaktaydı. Alatlı Türkiye’nin Batı’yla, Rusya’yla, İslâm dünyasıyla ve kendi tarihî mirasıyla ilişkilerini tek yönlü kalıplar içinde değerlendirmiyordu. Dünyayı siyah ve beyaz alanlara ayırmak yerine, kültürlerin karmaşık ve zaman zaman çelişkili yapılarını anlamaya çalışıyordu. Kapadokya Üniversitesi de onun bu çok yönlü bakışını ilmî araştırmalarla, yayınlarla, konferanslarla ve uluslararası ilişkilerle yaşatabilecek kurumsal imkânlara sahiptir.

Bir fikir insanının ardından bırakabileceği en kalıcı miraslardan biri, hiç kuşlu yok ki, üniversitedir. Kitaplar insanların zihinlerine hitap eder; kurumlar ise yeni nesillerin yetişmesini sağlar. Bu bakımdan Kapadokya Üniversitesi, Alev Alatlı’nın yalnız geçmişteki çalışmalarının bir hatırası değil, geleceğe doğru uzanan bir projesidir. Üniversitenin her mezunu, her ilmî çalışması ve her kültürel faaliyeti bu mirasın yeniden üretilmesine katkıda bulunabilir.

Bugün Mütevelli Heyeti Başkanlığı görevini Alev Alatlı’nın kızı Funda F. Aktan yürütmektedir. Bu durum kurumun kurucusuyla olan bağının korunması bakımından önemlidir. Ancak, bir üniversitenin geleceği yalnız ailevî veya hissî bağlılıklarla güvence altına alınamaz. Kurumun yaşayabilmesi iyi yönetim, akademik liyakat, malî sürdürülebilirlik, ilmî hürriyet ve devamlı yenilenme kabiliyetine bağlıdır.

Rektör Prof. Dr. Hasan Ali Karasar da üniversitenin akademik ve kurumsal gelişmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Bir üniversitenin başarısında mütevelli heyeti ile akademik yönetim arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulması büyük önem taşır. Mütevelli heyeti kurumun uzun vadeli hedeflerini ve maddî devamlılığını gözetirken, rektörlük akademik kalitenin, öğretim faaliyetlerinin ve ilmî üretimin geliştirilmesinden sorumludur. Bu iki alanın birbirini desteklemesi üniversitenin kalıcılığını güçlendirir.

Kapadokya Üniversitesinin başarısı Alev Alatlı’nın hatırası bakımından değil, Türkiye’de Anadolu merkezli yükseköğretimin geleceği açısından da önem taşımaktadır. Üniversitelerin yalnız İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde toplanması, ülkenin diğer kültür merkezlerinin ilmî ve entelektüel bakımdan zayıf kalmasına yol açabilir. Kapadokya gibi dünya çapında tanınan bir bölgede güçlü bir vakıf üniversitesinin bulunması, hem bölgeye hem Türkiye’nin akademik çeşitliliğine katkıda bulunmaktadır.

Üniversitenin bulunduğu çevrenin tarih, turizm, kültürel miras, mimarlık, sağlık, havacılık ve bölgesel kalkınma gibi alanlarda araştırma imkânları sunduğu da açıktır. Bir üniversitenin kendi bölgesinin meselelerine eğilmesi, onu taşralı veya dar görüşlü yapmaz. Tam tersine, yerel bilgiyle evrensel akademik standartları birleştirmesi, üniversiteyi özgünleştirir. Kapadokya Üniversitesi bu bakımdan büyük bir potansiyele sahiptir.

Temennimiz Kapadokya Üniversitesinin büyümesi, ilmî itibarını kuvvetlendirmesi ve Alev Alatlı’nın fikrî mirasını taklit ederek değil, onun yaptığı gibi düşünerek, araştırarak ve dünyayı yakından izleyerek yaşatmasıdır. Bir fikir insanını yaşatmanın en doğru yolu, onun cümlelerini durmadan tekrarlamak değil, onun cesaretini, merakını ve araştırma azmini devam ettirmektir.

Alev Alatlı, edebiyatçı, düşünür ve kurum kurucusu kimliklerini aynı şahsiyette bir araya getirmiş nadir insanlardan biriydi. Türkiye’yi dünyadan koparmadan, dünyayı da Türkiye’nin gözünden yeniden değerlendirmeye çalıştı. Ardında çok sayıda kitap, tartışma, fikir ve bir üniversite bıraktı. Alev Alatlı’nın asıl hatırası yalnız eserlerinin sayfalarında değil, düşünmeye devam eden insanlarda ve kurduğu üniversitenin geleceğinde yaşayacaktır. Kapadokya Üniversitesi’nin varlığını sürdürmesi, gelişmesi ve ilmî bakımdan daha güçlü bir konuma ulaşması, onun Türkiye’ye bıraktığı en değerli kurumsal miraslardan birinin korunması anlamına gelecektir.

Bu Yazıyı Paylaşın

Atilla Yayla
Atilla Yayla
İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

Atilla Yayla
Atilla Yayla
İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et