CHP’ de 2023 Seçimlerinin Saklı Hikâyesi, Görünen ve Görünmeyenler
Siyasette bazı olaylar yaşandığı anda tam olarak anlaşılamaz. Aradan zaman geçmesi gerekir. Aktörlerin sonraki tutumları, ortaya çıkan yeni bilgiler ve yaşanan gelişmeler geçmişe farklı bir gözle bakma imkânı sunar. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine sürüklendiği kriz, parti içi kutuplaşma ve meşruiyet tartışmaları da böyle bir yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevede, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 4-5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilen CHP Kurultayı sonrasında söylediği “Sırtımdan hançerlendim” sözünü bugün yeniden düşünmek gerekmektedir. Çünkü bugün geriye dönüp baktığımızda, Kılıçdaroğlu’nun yalnızca kurultayda değil, kurultaydan çok önce; hatta Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin tamamı boyunca farklı biçimlerde siyasî olarak yalnız bırakıldığı, zayıflatıldığı ve kimi zaman doğrudan hedef haline getirildiği görülmektedir.
Elbette bu durumun bilinçli bir planın sonucu olup olmadığı kesin olarak söylenemez. Ancak yaşanan olaylar yan yana konulduğunda, bu sorunun sorulması ve tartışılması artık meşru hale gelmiştir.
“Kılıçdaroğlu Seçilemez” Kampanyası
Demokratik siyasette rakipler birbirleriyle mücadele eder. Fakat 2023 seçim sürecinde ortaya çıkan tablo bundan farklıydı. İktidarın adayı Erdoğan’a karşı yarışan Kılıçdaroğlu, yalnızca iktidarla mücadele etmedi. Kendi ittifakının içindeki kuşkularla, kendi partisinin içindeki hesaplarla ve kendi siyasî çevresinin ürettiği güvensizlik kampanyalarıyla da mücadele etmek zorunda bırakıldı.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, muhalefet kamuoyunda, uzun süre sistematik biçimde işlenen bir söylem vardı: “Kılıçdaroğlu seçilemez.”
Bu söylem yalnızca iktidar medyasında değil, muhalif medya organlarında, sosyal medyada ve hatta CHP’ye yakın çevrelerde de yoğun biçimde dolaşıma sokuldu. Seçimlere aylar kala başlayan bu tartışma, zamanla siyasî bir analiz olmaktan çıkıp psikolojik bir operasyona dönüştü.
Muhalefetin ortak adayının henüz belirlenmediği bir dönemde, muhalefetin en güçlü adaylarından biri hakkında sürekli olarak “kazanamaz” propagandası yapılması doğal olarak seçmenin zihninde şüphe yaratmıştır.
Dahası, bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ve etnik kökeni üzerinden yapılan açık ya da örtük tartışmalar da dikkat çekicidir. Türkiye’de demokrasi, eşit yurttaşlık ve çoğulculuk savunusu yapan bazı çevrelerin, aday tartışmalarında kimlik merkezli değerlendirmelere yönelmesi ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
Parti İçindeki Muhalefet Ne Zaman Başladı?
Bugün artık kamuoyunun bildiği bir gerçek vardır: CHP içinde seçimlerden aylar önce başlayan bir liderlik tartışması mevcuttu.
Sonradan ortaya çıkan Zoom toplantıları bunun en somut örneklerinden biri oldu. Bu toplantılarda yer alan isimlerin önemli bölümü CHP yönetiminde etkili konumlarda bulunan siyasi aktörlerdi.
Sorulması gereken soru şudur:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilirken parti yönetiminin en azından bir kesiminin bilgisi dışında alternatif siyasi senaryoların konuşulduğu toplantılar yapılması normal bir parti içi faaliyet midir?
Yoksa seçim kazanılmadan bir sonraki liderlik mücadelesinin hazırlıkları mı yapılmaktaydı?
Bu soruların cevapları henüz net değildir. Ancak bugün yaşananlar, bu toplantıların siyasi anlamını yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.
Altılı Masa Gerçekten Birlikte mi Hareket Etti?
Muhalefetin seçim stratejisi Altılı Masa üzerine kurulmuştu. Kamuoyuna verilen mesaj birlik ve dayanışmaydı. Ancak süreç ilerledikçe masanın kendi içinde ciddi kırılmalar yaşadığı görüldü.
Bunların en önemlisi İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in masadan kalkmasıydı.
Muhalefetin seçime haftalar kala yaşadığı bu kriz, iktidarın elini güçlendirmiş, muhalefet seçmeninde ise ciddi bir moral bozukluğu yaratmıştır.
Öte yandan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun çeşitli dönemlerde kendi halasını dahi CHP’ye oy vermeye ikna etmekte zorlandığına ilişkin açıklamaları da ittifakın toplumsal bütünlüğünün ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir.
Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soru kaçınılmaz hale gelmektedir:
Altılı Masa gerçekten ortak bir siyas’i hedef etrafında mı birleşmişti, yoksa farklı aktörlerin geçici çıkar ortaklığı mıydı?
“Oy Vermedim” İtirafı ve Diğer Sessizlikler
Seçim sonrasında daha önce CHP’den milletvekili seçilmiş Abdüllatif Şener’in “Ben Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermedim” açıklaması siyasette alışılmış bir durum değildir.
Bu açıklama yalnızca bireysel bir tercih olarak görülemez. Çünkü bir siyasî partiden milletvekili seçilen kişinin aynı partinin cumhurbaşkanı adayına oy vermediğini açıklaması, siyasal sadakat ve temsil ilişkisi açısından son derece dikkat çekici bir olaydır.
Daha önemlisi ise bu açıklamanın yarattığı sorudur:
Acaba kamuoyunun bilmediği başka örnekler de var mıdır?
Bu soru bugün hâlâ tam anlamıyla cevaplanabilmiş değildir.
29 Mayıs Sabahı: Değişim Çağrısının Anlamı
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu 28 Mayıs’ta tamamlandı.
Henüz seçim sonuçlarının siyasi ve toplumsal etkileri değerlendirilmeden, 29 Mayıs sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı “değişim” çağrısı CHP tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.
Normal şartlarda büyük bir seçim yenilgisinin ardından kapsamlı değerlendirmeler yapılması beklenir. Ancak değişim tartışmasının bu kadar hızlı başlaması bazı soruları da beraberinde getirmiştir.
Bu çağrı, seçim sonuçlarına ilişkin doğal bir siyasi değerlendirme miydi?
Yoksa seçimden önce başlayan liderlik mücadelesinin açık biçimde görünür hale gelmesi miydi?
Bugün yaşanan gelişmeler ışığında bu sorunun yeniden sorulması gerekmektedir.
15 Mayıs Videosu: Aslında Kime Verilmiş Bir Mesajdı?
Belki de en dikkat çekici nokta burasıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu tamamlanmış, seçim ikinci tura kalmıştır. Muhalefet cephesinde moral bozukluğu vardır. O gece kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kampanyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel istifa etmiş ve kampanya ekibinin işine son verilmiştir. Yine kamuoyuna yansıyan bilgilere göre İmamoğlu ve Yavaş ekipleri genel merkeze çıkarma yapmış. Kampanyanın sorumluluğunu da İmamoğlu’nun İstanbul kampanyasını yürüten ekip üstlenmiştir. Basında yer alan yorum ve kulis haberlerine göre genel merkezde olağanüstü bir hal uygulandığı MYK ve Genel Başkan yardımcılarının dahi 12. kata çıkışının engellendiği 12. Katta bir war room oluşturulduğu yansımıştı. T24’ten Eray Görgülü ve Nevşin Mengü’nün haberine göre Kampanyanın başına Ekrem İmamoğlu’nun geçeceği de iddia edilmişti.
Tam bu atmosferde Kemal Kılıçdaroğlu kameraların karşısına geçmiş ve masaya vurarak şu tarihî cümleyi kurmuştur:
O gün bu video iktidara verilmiş sert bir mesaj olarak yorumlandı.
Ancak bugün yaşananları bildiğimiz için farklı bir soru da sorabiliriz:
Acaba bu mesaj yalnızca iktidara mı verilmişti?
Yoksa seçim sonrasında birilerinin çekilmesi, geri adım atması veya adaylıktan vazgeçmesi yönünde baskı yaptı da bu video parti içindeki bazı çevrelere de gönderilmiş bir mesaj mıydı?
Bu sorunun cevabını kesin olarak bilmiyoruz.
Ancak siyasette bazen bir görüntü, yıllar sonra farklı anlamlar kazanır.
Bugün CHP’de yaşanan liderlik ve meşruiyet tartışmaları ışığında, 15 Mayıs gecesinin yeniden okunması gerektiği açıktır. Ve o video aslında iktidardan çok kendi siyasî çevresine verilmiş bir cevap niteliğindeyse Kılıçdaroğlu videonun hikâyesini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Sonuç: Kaybedilen Seçim Mi, Tasarlanan Bir Dönüşüm Mü?
Bugün CHP’nin içine düştüğü tabloya baktığımızda yalnızca bir seçim yenilgisi görmüyoruz.
Aynı zamanda yıllardır biriken güvensizliklerin, liderlik mücadelelerinin ve parti içi rekabetlerin açığa çıkışını görüyoruz.
Bu nedenle artık şu soruyu sormak mümkündür:
Acaba 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri yalnızca Erdoğan’ın kazanmasıyla sonuçlanan bir seçim miydi?
Yoksa aynı zamanda CHP’de bir liderlik değişiminin önünü açmak için fiilen kullanılan bir siyasî süreç miydi?
Elimizde bu soruya kesin cevap verecek kanıtlar bulunmamaktadır.
Ancak siyaset yalnızca gerçekleşen olayları değil, olaylar arasındaki ilişkileri de anlamaya çalışır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görünen tablo şudur:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Sırtımdan hançerlendim” sözü yalnızca 4-5 Kasım 2023 Kurultayı’na ilişkin bir serzeniş olmayabilir.
Belki de o söz, seçimlerden çok önce başlayan ve seçim süreci boyunca devam eden uzun bir siyasî yalnızlaştırılmanın özeti olabilir.
Ve eğer durum gerçekten buysa, bugün CHP’nin yaşadığı kriz yalnızca kurultayla başlamayan, 2023 seçimleri öncesinde atılan adımların gecikmiş sonucu mudur?
Ve eğer Türkiye siyasetinin yakın tarihi bir gün dürüstçe yazılacaksa, o tarihin en önemli sorularından biri şu olacaktır:
Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten kurultayda mı hançerlendi, yoksa kurultay yalnızca daha önce vurulan hançerlerin görünür hale geldiği son perde miydi?
Bu soruya verilecek cevap bugün yaşananları daha iyi analiz etmemize ışık tutacaktır.
Umarım kamuoyu bu yaşananların ve soruların cevabını bir gün öğrenme şansına kavuşabilir.

