2008 krizinin sebepleri nelerdi?

Eylül 2008’de ABD’de patlayan ekonomik kriz üzerine birçok aydın ve kanaat önderi krizin beklenmedik bir hadise olduğu yolunda yorumlar yapmıştı.

Oysa, kriz, birçok öncü sinyal göndererek gelmişti. Sağlam iktisat bilgisine -yani piyasa ekonomisi teori ve pratiğine- dayanarak konuşanlar, krizin gelmekte olduğunu yıllar öncesinden haber vermişti. Kriz ABD’de patladı ama, kaçınılmaz olarak, bazı yerleri az bazı yerleri çok etkileyecek şekilde, tüm dünyaya yayıldı. Bunda da şaşacak bir şey yoktu, zira Amerika, hâlâ, dünyanın ekonomik merkezi ve Amerikan piyasaları tüm dünyanın piyasalarının daha küçük bir modeli. Kriz, konut sektöründe doğdu. Bu da bu tür krizler için şaşırtıcı değildi. Konut sektörü finansal piyasalarla iç içeydi ve konutta oluşan balon sonunda patladı ve ona dayanan finans sektörünü altüst etti.

İlgilenenler iyi hatırlayacağı için, krizin hikâyesini anlatmayacağım. Dikkat çekmek istediğim, kriz günlerinde yapılan kimi iddialı yorumların ve açıklamaların üç yıl sonra nasıl göründüğü ve krizin gerçek sebeplerinin neler olduğu. Bunu, balık hafızalı olduğu söylenen bir toplumsal ortamda özellikle yapmak gerektiğini düşünüyorum. Arşivler, elektronik ortamda ziyaret edilmeyi bekliyor. Ama benim hafızamdaki bilgiler hâlâ taze. Krizin ilk ayları boyunca, her renk ve meşrepten devletçiler -kendi lisanlarını kendileri için adapte edersek, devlet fetişizmi yapanlar, devlet Tanrısına tapanlar- krizi denetimsiz, regüle edilmemiş [düzenlenmemiş], açgözlülüğe prim veren piyasa ekonomisinin çıkardığını söyledi. Krizin aslında bir ahlâk krizi olduğunu iddia etti. Banka ve kredi kuruluşlarının üst seviye yöneticilerinin doymak bilmez açgözlülüğünün, dizginlenmemiş kâr ihtirasının krizi getirdiğini ilan etti. Keynes’in haklı çıktığını söyleyen, piyasa ve ahlâk konusunda ahkâm kesen, kapitalizmin çöktüğünü müjdeleyen gazeteci ve akademisyenler çıktı. Sağcısı, solcusu, Amerikan liberali ve muhafazakârı, Kemalist’i, sosyalisti, milliyetçisi feministi neredeyse herkes piyasa ekonomisine lanetler ve regüle edici mütehakkim devlete övgüler yağdırdı. Eh, bu bizimkilere çok görülemezdi, çünkü dünyanın en büyük liberal dergisi The Economist bile yalpalamıştı. Hem nalına hem mıhına vuran dergi, krizin ana sebeplerinden birinin finans sektöründeki deregülasyon olduğunu iddia etti. Türkiye’de yalnızca bu satırların yazarının da aralarında bulunmaktan gurur duyduğu 3-5 kişi, krizin gerçek sebeplerini gören ve açıklayan yazılar kaleme aldı.

Şimdi aradan üç yıl geçti. Artık daha soğukkanlı ve daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilecek durumdayız. Bu nedenle krizin sıcak günlerinde öne sürülen kriz sebeplerini tekrar ele almalı ve açıklamalıyız. Hırsla, daha fazla kazanma arzusuyla başlayalım. Hırs, insan karakterinin temel özelliklerinden ve insanlar arası ilişkilerin temel motivasyonlarından biri. Her zaman vardı, her zaman var olacak. Finans sektöründe de var, başka sektörlerde de. Hırs zararlıysa her sektörde zararlı olması gerekmez mi? Nasıl oldu da hırs birdenbire 2008’de ve de finans sektöründe zarar vermeye başladı? Cevap basit: Krizi hırs yaratmadı, piyasa sinyallerini ve insanların müşevviklerini çarpıtan ve hırsları insanlara faydalı yollardan saptırıp zararlı yollara iten regülasyonlar çıkarttı. Tabiî zararların etkisinin birikmesi ve görünür hâle gelmesi zaman aldı, ama gerçek buydu.

O zaman şunu söylemek gerek: Kriz deregülasyon (regülasyonları kaldırma) yüzünden değil, reregülasyon (regülasyonları yenileme) yüzünden çıktı. Aslında ABD’de ipotekli konut kredisi sektörü on yıllardır yanlış yoldaydı. Konut kredisi sektörü kesinlikle “serbest” değildi. Devletin imtiyaz bahşettiği, yani batmama (batarsa kurtarılma) garantisi verdiği Fannie Mae ve Freddie Mac, sektörü kontrol altında tutuyordu. Bu durumda piyasa sinyalleri önemli ölçüde ortadan kalkmış ve bireylerin zaman tercihleri çarpıtılmıştı. 1990’ların başında Kongre, bu iki kuruluşun borç verme şartlarını, fakirlere kredi verme kabiliyetini artırmak için gevşetti (yani re-regüle etti, de-regüle değil). 1995’te Fannie ve Freddie’ye alt kredi (subprime) piyasasına girme izni verildi ve regülatörler borç ödeme kabiliyeti düşük olanlara yeterince kredi vermeyen bankaları baskı altına almaya başladı. Düşünün ki, The New York Times gibi devletçi Amerikan liberali (sosyal demokrat) bir gazete bile 1999 gibi nispeten erken bir tarihte Fannie ve Freddie’nin, konut sektöründe bir kriz anında kurtarılmak zorunda olacağını gördü.

Konut kredisi sektörü 1977 tarihli Community Reinvestment Act’in 1994’te yenilenmesiyle iyice kötüye itildi. Yenileme, bankalara verdikleri kredinin belli bir oranının dezavantajlı lokal komünitelere verilmesi şartını getirdi. Kongre, Fannie ve Freddie’ye açıkça ödeme gücü düşük borçlanıcılara kredi verme talimatı çıkardı. Burada da amaç çok hayırhahtı: Fakirleri ev sahibi yapmak. Ağırlaşan probleme bazı yerlerdeki sıkı toprak kullanma regülasyonları ve ABD Merkez Bankası’nın piyasaya devamlı ucuz para pompalaması, salgın hastalık gibi yayılan iyimserlik ve karmaşık matematiksel formüller de katkıda bulunmaktaydı. Kötüye gidiş istikrarla sürdü ve bütün ABD ipotekli konut kredileri içinde riskli olanların oranı yüzde 8’den yüzde 20’ye yükseldi. Artık kriz, bir an meselesiydi.

Şimdi böyle gelen bir kriz, aniden gelen ve serbest piyasanın doğurduğu bir kriz olarak görülebilir mi? Elbette hayır. Bu oyun bir piyasa oyunu değildi: Kongre’nin, yürütmenin, dev şirketlerin ve o şirketlerin büyük sahipleriyle CEO’larının birlikte kotardığı bir oyundu. Bu oyundan asıl zararlı çıkansa hiçbir kabahatleri bulunmayan zavallı ABD vergi mükellefleri oldu. Şirketlerle sahipleri ve CEO’lar aradan sıyrıldı. Klasik deyişle, zararlar sosyalleştirildi, yani vergi mükelleflerine paylaştırıldı. Büyük umutlarla kredi çekip ev alanların birçoğu sadece evini değil, tüm tasarruflarını da kaybetti. Regülasyonlar bunu önlemedi, kolaylaştırdı.

Serbest piyasa ekonomisinden rahatsızlık duyup devletçiliğin müdahaleci ve regülasyoncu türüne davetiye çıkartanların özellikle ABD örneğinde ve ölçeğinde regülasyonların kimin işine yaradığını incelemesi gerek. Büyük şirketler regülasyonu sever; çünkü regülasyon onlara muhtemel etkin rakiplerin önünü kesme imkânı verir. Sektör regülasyonlarında en etkili güç genellikle sektörün büyük şirket(ler)i ve onların adamları olur. Bu yüzden, dev şirketlerin halkı soymasını istemeyenlerin devletleri değil rekabetçi piyasa ekonomisini yardıma çağırması gerekir.

Sonuç olarak, geçmişte kalan 2008 krizi devletçi zihniyetin ve devletçi uygulamaların ürünüydü. Gelecekte benzer krizlerin olmaması da bu çizgiden ne kadar uzak kalınacağına bağlıdır.

Regülasyon: Devletin piyasaları düzenlemesi

Deregülasyon: Devlet tarafından yapılan piyasa düzenlerinin kaldırılması

Reregülasyon: Devletin piyasaları yeniden düzenleyen müdahalesi

 

Zaman, 04.11.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et