Ulvi Saran – Otoriter gelenek ve 21. yüzyılda kutlama törenlerinin anlamı

 

Ulusal bayram törenlerinin anlamı nedir, niçin yapılır? Törenlerin biçimi neyi yansıtır? Kutlamalar kapsamındaki gösteriler, nutuklar, kortej düzenleri, resmi geçitler; devletin yapı ve işleyişinin olmazsa olmazı ve dünya durdukça sürdürülmesi gereken uygulamalar mıdır?

Küresel değişim dinamiklerinin zihniyetleri, toplumsal yapı ve kurumları ve ekonomik ilişkileri olduğu kadar; birey-devlet ilişkilerinin kurgusunu ve kamu yönetimi sistemlerini sarstığı ve köklü bir değişim ve dönüşüm sürecine soktuğu günümüz ortamında bu sorular giderek daha çok sorulmakta ve tartışma platformuna taşınmaktadır.

Siyasal iradenin dışavurumuyla ilgili kavramlar, değerler ve simgelerin gerek resmi bildirgelere, söylemlere dönüşmesi; gerek bunların ulusal bayram törenlerine yansıyan pratikleri, hiç şüphesiz devlet otoritesinin varlığı ve kendini kabul ettirmesiyle doğrudan ilgili konulardır.

Yönetme iktidarının kudret ve ihtişamını ortaya koyan tören düzenleri ve gösterilerin antik dönemlerden bu yana, özellikle eski Mısır ve Roma gibi imparatorluklarının despotik ve merkeziyetçi yapısını temsil eden ve otoritenin ezici gücüyle özdeşleşen bir işleve sahip olduğunu biliyoruz. İmparatorluk yapılanmasının toplumsal ve ekonomik dayanaklarını kaybetmeye başladığı ve geniş coğrafyalar üzerinde askeri ve siyasi hâkimiyet kurmanın güçleştiği yeni ve yakın çağlardan itibaren artık devlet otoritesini yansıtan simgelerin ve bunları kurumsallaştıran yapıların yeni temeller üzerinde inşa edilmesi gerekiyordu. Ulus devletin doğuşu ile birlikte başlayan ve 20. yüzyılın ilk yarısında İtalyan faşizmini ve Alman nasyonal sosyalizmini ortaya çıkaran gelişme süreci sonunda iktidarın kaynağı ve dayanakları; ulusal sınırlar içinde sarsılmaz bir bütünlüğe, dışa kapalı ve totaliter devlet doktrinine ve bu doğrultuda katı ve buyurgan bir resmi ideolojiye sahip olmayı hedefleyen bir meşruiyet çerçevesine kavuşmuş; siyasi iradeyi yansıtan kavramlar, değerler, simgeler ve bunların toplumsal alanda ifade edilmesini sağlayan kutlama törenleri ve gösteriler bu kapsamda şekillenmiştir.

Yirminci yüzyılın otoriter siyasi kültür ve çatışmacı ideolojik temeller üzerinde kurulan devletlerinin tümünde; iktidar yapısı, toplumsal, siyasal ve kültürel alanların tümünü kuşatan bir tek ideolojinin bağlayıcılığı temelinde şekillenmiştir. Bu bağlamda faşizm, nasyonal sosyalizm, komünizm gibi tekçi ve bütüncül bir sistem kurgusu üzerinde, yani totaliter çizgide gelişen tüm rejimlerin; önce otorite ve iktidarın tartışılmazlığı düşüncesinden hareketle özgürlük ve çoğulculuk gibi demokratik ilke ve değerleri dışlayan katı devlet yönetimlerini doğurması; daha sonra ülkelerini bölünme ve parçalanma tehdidinden ve düşman tehlikesinden koruma içgüdüsüyle birer diktatörlüğe dönüşmesi kaçınılmaz olmuştur.

TOTOLİTER İMGELERİN İDEALİZE EDİLMESİ

Bütünüyle “ideolojiler çağı” olarak nitelendirilebilecek olan 20’nci yüzyılın toplumsal ve siyasal ikliminde ulusal bayram kutlamalarının ve bu kapsamda yapılan törenlerin; otoriter siyasi rejimlerin ideolojik temellerini güçlendirme, kuruluş felsefelerini ve temel doktrinlerini kitlelere yayma ve iktidarlarının meşruiyetini pekiştirme açısından vazgeçilmez bir araç işlevi gördüğü şüphesizdir. Bu bağlamda, kuruluş yıldönümlerinin kutlandığı meydanlarda yapılan gösterilerde atılan sloganlar ve verilen nutuklarla resmi ideolojiye bağlılık ve rejime sadakat duygusunun kitlelere etkili bir biçimde empoze edilmesi, devrimci tezler etrafında birleşme ve kilitlenme çağrısının yapılması, rejimin varlığına yönelik potansiyel tehditlere ve rejim düşmanlarına karşı uyanık olma ve mücadele etme bilincinin aşılanması sağlanır. Bunlar, güçlü devlet kavramının sembolleştirilmesini, iktidarın kurumsallaştırılmasını ve dolayısıyla rejimin ebedileştirilmesi özlemini dile getirir. Ancak, törenler, yalnızca rejimin kimliğini ve ideallerini pekiştirme hedefine yönelik değildir. Faşist, otoriter ya da gücü kutsayan nitelikteki gösterilerin özünde; totaliter imgelerin idealize edilmesi, bütünün parçalı olana üstünlüğünün ve bütünün çıkarı için gerektiğinde parçanın feda edilebileceğinin vurgulanması yoluyla toplumdaki farklılaşmanın törpülenmesi, özerklik eğilimlerinin baskı altına alınması ve sivil toplumla devlet arasındaki bağların kesilmesi amacı yatar.(*)

Törenlerde oturma düzeninin ve kortej geçişinin katı ve ayrıntılı protokol ilkeleri ve askerî disiplin kuralları çerçevesinde gerçekleştirilmesi; militer imge ve biçimlerin idealleştirilmesi ve hiyerarşik örgütlenme anlayışının öne çıkarılması yoluyla otoriter siyasal kültürü besleyen bir altyapı oluşturur. Öte yandan verilen nutuklarda ekonomik gelişme ve kalkınma vurgusunun yapılması, silahlı birliklerin geçişi, askerî teknolojide ulaşılan ilerleme düzeyini ortaya koymak üzere silah, tank ve uçakların resmi geçide dâhil edilmesi, devletin rakiplerine, iç ve dış düşmanlarına karşı etkileyici bir güç gösterisi ve caydırıcılık unsuru olarak anlam kazanır.

Totaliter ve ideolojik rejimlerin güç ve üstünlüklerinin vazgeçilmez araçları olan kutlama törenlerinin, 20’nci yüzyılın adeta bir “törenler ve gösteriler çağı” olarak tanımlanmasına neden olacak kadar ağırlık kazanması; bu nitelikteki devletlerin bir taraftan ulusal sınırları içinde birliği ve bütünlüğü koruma ve siyasi otoritelerini pekiştirme amacına hizmet ederken; diğer taraftan iki kutuplu, uluslararası ilişkiler düzeninin çatışma ve soğuk savaş şartlarında ayakta kalabilme ve siyasi rekabette öne geçme azim ve kararlılıklarını ifade etme işlevi gördüğü açıktır.

80’lerin sonunda Doğu Bloku’nun parçalanması, totaliter yapıların çözülmesi ve iki kutuplu dünya düzeninin çöküntüye uğraması sonucunda katı devlet örgütlenmelerinin üzerinde oturduğu çatışmacı ideolojik zeminin kaymasıyla artık tören ve kutlamaların içeride merkeziyetçi siyasi otoritenin sivil reflekslere karşı baskılayıcı gücünü temsil etme; dışarıda da rakip devletlerin gözünü yıldırma işlevi ortadan kalkmış bulunuyor. Hiç şüphesiz bunda, küreselleşmenin ve bilgi ve iletişim teknolojilerinde ortaya çıkan gelişmelerin güç dengelerinin ağırlık merkezini bloklaşmaya dayalı çatışma ortamından ekonomik güçlerin küresel pazar hâkimiyeti arayışlarına kaydırması ve internet ortamının yarattığı sınırsız haberleşme özgürlüğünün de büyük payı bulunmaktadır. Bu bağlamda, dışa açılan, uluslararası ekonomik ve siyasi sistemle bütünleşen ve demokratik değişim sürecine giren ülkelerde, otoriter siyasi kültürün bireyler ve sivil toplum üzerindeki ağırlığını yansıtan kitle gösterileri, biçimsel ve sembolik düzenlemeler hızla terk edilirken; 20. yüzyılın tortusu olan bu geleneğin dünyada Kuzey Kore gibi içe kapanmayı tercih eden ve uluslararası alanda yalnızlaşan az sayıda ülkede hasislikle yaşatılıyor olması içinde yaşadığımız çağın bir çelişkisi olarak nitelendirilebilir.

 

(*)Simonetta Falasca-Zamponi, Fascist Spectacle: The Aesthetics of Power in Mussolini’s Italy, Berkeley: University of California Press, 1997, s.8

 

 

Zaman, 03.11.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikYüz binler için yaşam umudu
Sonraki İçerikBüşra

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et