12 Eylül Davası Kötü Başladı

12 Eylül davası kötü başladı, dava soysuzlaştırılacak, giderek bir siyasi şova malzeme yapılacak gibi görünüyor. Aslında darbecilerin destekçileri veya işbirlikçi olarak yargılanması gerekenler, davaya müdahil veya müşteki olarak katılmak istiyorlar. Devrimci 78’liler Federasyonu, 78’liler Girişimi, 68’liler Derneği, ÖDP, EDP, TKP, EMEP 12 Eylül Yargılansın Platformu, ESP, Mazlum Der, Pir Sulta Abdal Derneği, Diyarbakır Cezaevi Gerçeği Araştırma Komisyonu, ADAM-DER, DİSK, Çağdaş Hukukçular Derneği, CHP, BDP… 12 Eylül öncesi öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin ailesi de olayın hesabını Kenan Evrenden sormak istiyor. 12 Eylül’den 10 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın taraftarları mahkeme önünde gösteri yapıyor. Gerçek mağdurlar ortalıkta görülmezken, mağdur rolüyle ortaya çıkanlar çok acımasız, 92 yaşındaki sanıkların mahkemeye kafes içerisinde getirilmesini istiyorlar.

Sivil Darbeciler Şimdi Müşteki Oldular

Bu davaya müdahil olarak girmek isteyen yukarda ismi geçen örgütlerin birçoğu askeri müdahalelerin bildik savunucuları… Bunların askere nasıl darbe çağrısı yaptıklarını, “Ordu göreve” pankartları ile ülkenin büyük şehirlerinde “Cumhuriyet mitingleri” tertipledikleri unutmadık herhalde…

CHP de bu davaya zarar gören taraf olarak müdahil olmak istiyor. Biz hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık. CHP hem 12 Eylül Anayasasını aslanlar gibi savunuyor, hem de “12 Eylül yargılamasına müdahil olarak katılmak istiyor. Şu anda görülmekte olan başka bir darbe davasında sanıkların gönüllü avukatlığını üstlenen CHP değil mi? 28 Şubat’a destek veren, “ordu göreve” diye Cumhuriyet mitingleri yapanları destekleyen, Meclisin Cumhurbaşkanı seçmesini önleyen, 27 Nisan bildirisini alkışlayan, 12 Eylül’ün sayesinde devletin bütün kurumlarını ele geçiren, kısaca 12 Eylül’ün meyvelerini devşiren CHP’nin darbe karşıtlığı sahici olamaz.

İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine göre askerin müdahale hakkı olduğunu savunan yazar, politikacı ve ilim adamlarımız, nedense Kenan Evren’in yargılanmasını görünüşe göre hararetle destekliyorlar.

Eski Cumhurbaşkanı Baş danışmanı ve sözcüsü Ali Baransel,  “Bıçak Sırtında” adını taşıyan kitabında Evren’in ağzından şunları yazıyor:

“Baransel, sen de 12 Eylül öncesi gelişmeleri Çankaya Köşkü’nden takip ettin. Yıllarca yönetime el koymamız konusunda yoğun baskılarla karşılaştık. Meclis’ten çıkan parlamenterler gruplar halinde önce beni, daha sonra diğer komutanları ziyaret ederler, ‘Bu iş böyle yürümüyor. Ne olur artık daha fazla beklemeyin. Son Türk devletini uçurumun kenarından kurtarın. Tarihteki unutulmaz yerinizi alın’ derlerdi. Aynı şekilde; yargı, üniversite, işçi, işveren temsilcileri, ünlü gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, toplumun diğer kesimlerinden etkili bilinen kişi ve kuruluşlar her gün kapımızı aşındırırlardı. Sorunların çözümü konusunda raporlar, kanun değişikliği metinleri getirirlerdi. İçlerinde yeni Anayasa taslağı takdim edenler bile vardı. (…) O gün kapımızı aşındıranlar, zaman geçtikçe bizleri amansızca eleştirmeye başladılar. Sıkı demokrat geçinmeye başladılar.”

Ali Baransel, demokrasiyi kesintiye uğratmış bir liderin en yakınındakilerden biri olarak, Türkiye’deki demokrasi kültürünün “fukaralığına” dikkat çekiyor:

“Türk toplumunun belirli bir kesiminde TSK’yı ‘demokrasinin sigortası’ gören bir düşünce hakim. Bunlar demokrasinin sağlam işlemediği, bazı konularda kilitlendiği dönemde, başvurulacak yer olarak askeri görüyorlar. Sistemin işlemediği durumlarda bazı kesimlerin TSK’nın bu hassasiyetlerini kaşımak gibi, benimsenmesi mümkün olmayan yaklaşımlarını görüyoruz. (…)  Askere gidip ‘darbe yapın’ diyorlar. Darbe oluyor. Yıllar içinde o darbenin etkisi zayıflıyor ve zamanında askeri kışkırtanlar, darbeyi eleştirmeye başlıyor…  ” (Sabah, 12.09.2009).

Geçmiş Darbecilere Sövme Zamanı

Aslında sivillerin darbeye katkısı askerlerden daha uzun bir sürece yayılıyor. Bu süreç şu aşamaları kapsıyor: Sivil yönetimi ve demokrasiyi aşağılama süreci, darbecilere çağrı süreci,   darbe dönemi, darbecilerin gidişi, giden darbecileri kötüleme ve onlarla alay etme süreci… Şimdi giden darbecileri kötüleme ve onlarla alay etme sürecini yaşıyoruz.

“Türkiye’deki darbe karşıtları böyledir işte. İki durumda darbelere ve darbecilere karşı aslan kesilirler: Ya darbeden otuz yıl sonra… Darbeciler elden ayaktan düşünce… Otuz yıl önceki darbecilere kükrerler, demokrasi adına masaya yumruğu vururlar, ‘Çıksın karşıma o darbeci, heeyyt!’ diye meydan okurlar. Oysa darbe günlerinde pıstıklarını, sindiklerini, darbecilerin elini eteğini öptüklerini, darbe yasalarına herkesten önce el kaldırdıklarını, darbenin kaçınılmazlığı ve erdemleri üzerine nutuk attıklarını, yazıp çizdiklerini unutmuşlardır.” (Hikmet Bila, Vatan, 28.06.2009).

Hikmet Bila’nın küçük bir yanlışı var. “Darbe karşıtları” yerine, “darbe yandaşları” demesi lazım. Bir yandan sokaklarda “Ordu göreve” diye gösteri yaparken, bir yandan da bazı eski darbecilerin cezalandırılmasını isteyenlere nasıl “darbe karşıtı” diyebiliriz. Onlar “Beklentilerine cevap vermeyen, ya da iktidarı kendilerine teslim etmeden giden beceriksiz darbecilerin” cezalandırılmasını istiyorlar, her darbecinin değil…

Darbe karşıtı olmak o kadar kolay değildir. Onlar çekingen ve ihtiyatlı olmak zorundadır. Çünkü darbeci ortadan çekilmiş olsa da, darbecilerin Anayasası, darbecilerin oluşturduğu kurumlar ve darbecilerin devlet içine yerleştirdiği kadrolar göreve devam etmektedir. Bunlar sürekli darbe karşıtlarına karşı teyakkuzdadırlar. Zavallı darbe karşıtlarının sesi fazla çıkmaz; zaten çok azdırlar; darbeciler gelip gitse de, darbecilerin vasilerinden hep çekinirler.

Darbe yandaşı ise sürekli efelenir, arkasını devrim muhafızlarına dayadığı için her zaman saldırgandır, “darbeciler yargılansın” derken de amacı, beceriksiz, yönetimi daha sonra karşı devrimcilere devreden darbecinin cezalandırılmasını istemek, yeni darbecilere yol göstermektir.

Türkiye’de darbe yandaşları böyledir işte. Önce “ordu göreve” diye darbe çağrısı yaparlar, darbeciye her türlü yanlış işi yaptırırlar, darbeciler çekip gittikten sonra da adamlara sövmeye başlarlar.

Birinci askeri darbenin yapılış tarihini “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” diye her yıl kutlayanlar, Kenan Evren’e darbeci diye sövüyorlar. Samimi değiller. Evren’e asıl kızgınlıklarının sebebi darbeci olması değil, yönetimi şöyle veya böyle kendi partilerine devretmemiş olması ve her yıl kutladıkları darbe bayramını kaldırmış olmasıdır.

Atatürkçü- İlerici-devrimcilerimizin Kenan Evren’e kızmalarının önemli bir sebebi de darbe yaptıktan sonra Turgut Özal’la yoluna devam etmesidir. Bu yüzden bunların aklına 12 Eylül deyince hep Turgut Özal geliyor. Onlara göre darbeyi yaptıran, generalleri iki de bir göreve çağıran kendileri değil, Turgut Özal’dı. Darbeciler, Turgut Özal yerine ekonominin yönetimine Adnan Başer Kafaoğlu’nu getirdiğinde ne kadar hoşlarına gitmişti. 12 Mart darbecilerinin kurdurduğu kabineye de “Beyin Kabinesi” demişlerdi.

 

06.04.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et