Ertan Aydın – CHP’nin eğitim havarileri

Yaklaşık on yıllık ana muhalefet sürecinde CHP hiç bir konuda olmadığı kadar sert ve radikal görüntüyü milli eğitimde öngörülen 4+4+4 sistemine yönelik göstermeye başladı. Demokratik bir ülkede, ana muhalefet partisinin iktidarın eğitim politikalarını eleştirip değişik alternatifler önermesi ve bu sayede her konuda demokratik bir tartışma ortamını desteklemesi gayet tabii olup, aynı zamanda bu CHP için bir vazifedir. Ancak, CHP’nin eğitim reformuna itirazındaki söylemler, üslup ve kaygılar yakından incelendiğinde, özellikle bu konuda belli bir ideolojik hassasiyet ve şiddet görülecektir. Hükümetin yaptığı onca farklı reform ve açılıma karşı görece mutedil bir muhalefet çizgisi izleyen CHP, söz konusu milli eğitim olunca niçin çok daha uzlaşmaz, şahin bir çizgiye kayabiliyor?

Toplumu dönüştürme misyonu

Esasında, bu sorunun cevabını bugünkü konjonktürün ötesinde CHP’nin kurumsal bilinçaltının şekillendiği Tek Parti dönemi zihniyet kodlarında bulmak mümkün. Zira CHP için eğitim yoluyla toplumun hakim Müslüman kültür ve ahlakını dönüştürüp onlara ulusalcı ve laik bir ahlak aşılamak Cumhuriyet’in 90. yılında bile büyük bir önem taşımaktadır. Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından dönemin CHP elitini meşgul eden en önemli hususlardan biri Osmanlı bakiyesi mevcut halkı inkılapların ruhuna uygun hale getirmek meselesiydi. Bu dönüşümü hangi vasıtalarla gerçekleştirmek gerektiği hakkında yoğun tartışmalar yaşanıyordu. Dönemin aydınlarından Mehmet Saffet’in deyimiyle halkı nurlandıracak “hakiki mürebbiler, hakiki mürşitler, hakiki tenvir vasıtaları” aramak inkılabın en önemli gayesiydi. Aksi takdirde, Recep Peker’e göre rejim her an devrim karşıtlarının eline geçme riski taşıyordu. Maarif yoluyla, CHP’nin ideolojik umdelerine sahip çıkacak, inkılabın fikri ve ruhi teşkilatlanmasına katkıda bulunacak “hakiki demokrasi vatandaşı” yetiştirmek gerekiyordu. (Ülkü, 1936, Cilt VI, No. 35, s. 387) Ancak bu vesileyle geleneğin “ruhi tahakkümü” ve “iskolastik zihniyeti” kırılıp Türk halkı “nurlandırılmış” olacaktı. (Ülkü, 1933, Cilt I, No. 3, s. 190) Dolayısıyla “halk terbiyesi” en temel gündem haline gelmişti. Öyle ki, bu eğitim sadece çocukları değil aynı zamanda çocukların mektepte aldığı inkılap terbiyesini her an “karanlık bilgilerle” yok edebilecek anne ve babaları da kapsaması gerekiyordu.

 Zira, 30’lu yıllar CHP resmi yayın organı Ülkü mecmuasına göre özellikle analar “görenek denen o kara tespihin sapına yapışmış onu körü körüne çekmekle meşgul, hiçbir yenilik onların karanlık kulübesini ve görgüsüz odasını aydınlatamamış… Dilinde aynı nakarat, kafasında aynı karanlık bilgiler çocuğun mektepte aldığı tesirlerin bağını çözmektedir.” (Ülkü, 1933, Cilt II, No. 7, s. 61). Ebeveynlerin terbiyesi halledilemedikçe çocuklara yönelik eğitim “melez terbiye” olarak kalacaktı. Bu uğurda, 30’lu yıllar CHP hükümetlerinin en dikkat çekici icraatları önce her vilayete Halkevleri açmak, ardından köyler için Halkodaları ve Köy Enstitülerini devreye sokmak olmuştur. Kurulan bu yeni halk eğitim merkezleri Cumhuriyet rejiminin “ihyakar sihiri” ile halkı terbiye eden geleceğin “emniyet payandaları” olarak değerlendirilmiştir (Cumhuriyet, 22.02.1938). CHP iktidarı bu uygulamalarla da yetinmeyip, yurt dışında halk terbiyesine ilişkin ne tür yeni teknikler olduğunu anlamak için çalışmalar yürütmüştür. Özellikle Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası ve Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği en fazla incelenen ülkeler olmuştur. Örneğin, yurt dışına bu konu ile ilgili gözlem yapmak için gönderilen Selim Sırrı’nın İtalya’da Faşist yönetimin 5 yaşından itibaren çocuklar için ‘Ballila’ ve ‘Piccole’ gibi asker eğitimi verdiği ve bunun Türkiye’ye de uyarlanmasına dönük rapor hazırladığı bilinmektedir. Selim Sırrı “İtalya’da Halk ve Gençlik Teşkilatı” başlıklı yazısında, eğitim alanında “faşistlerin başardıkları işler, meydana getirdikleri eserler çok beğenilmeye layıktır.Bu büyük işin mükemmel olmasının asıl sebebini vatan sevgisi ve milli duyguların birliğinde aramak lazımdır” şeklinde kanaatini dile getirmiştir. (Ülkü, 1933, Cilt I, No. 3, s.241). 30’lu yılların konjonktürünün de etkisiyle, CHP hükümeti eğitim modeli olarak hızla totaliter uygulamaları hayata geçirme ve yaygınlaştırma yoluna gidiyordu. Dahası, CHP elitleri kendilerini devrim ‘havari’leri olarak tanımlayarak, bir “Cizvit rahibinin sahip olduğu iradeyle” toplumu dönüştürme özverisinde olduklarını ifade etmekteydiler: “Halk terbiyesi ve idaresi bir havariliktir. Ancak havari ruhlu kimseler bu işte muvaffak olabilirler.” (Ülkü, 1933, Cilt I, No: 2, s. 154)

1930’ların eğitim programı

İstiklal Mahkemesi hakimlerinden Necip Ali Küçüka’nın “Milli Tapınaklar” olarak ifade ettiği Halkevleri, “Atatürk Cenneti”nin kapılarını aralayacak “kutsal mihraplar” şeklinde kurgulanıyordu. Bu merkezler halkta mevcut olan “kirli kanın temiz kanla yenilendiği kılcal damarlar” olarak değerlendirilmiş, inkılabın büyük aydınlanmasına karşı “baykuş kanatları” gibi derviş cübbelerini açan şeyhlere ve “tarikat döküntülerine” karşı “inkılabın kutsiyetini” koruyacak “ışıklanan gençliğin” yetiştirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Ülkü, 1934, Cilt IV, No. 23, s. 374-377) Burada altı çizilmesi gereken husus, CHP’nin mevcut dini kutsallığa rakip alternatif bir kutsallık inşa etmeye çalışmasıdır. Eğitimi de bu yeni seküler kutsallığı aşılamanın en önemli vasıtası olarak görüp bu doğrultuda yetiştirilecek nesillerin gelecekte CHP’nin varlığını güvence altına alması düşünülüyordu.    

Eğitim vesilesiyle, kendisi gibi düşünmeyen bir halkı, kendine sadık bir vatandaş veya seçmene dönüştürme CHP’nin ana ilkelerinden biri olduğu için, 28 Şubat krizinde Türk eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması bir CHP projesi olarak hayata geçirilmiştir. CHP liderleri, o dönemde kendilerinin gerici olarak gördüğü bir fikir akımı ve partinin demokratik seçimlerde kendilerinden yüksek oy almasını, 1930’larda başlatılan ulusalcı ve laik eğitim programının tam olarak başarıya ulaşamaması olarak görüp, tekrar 30’ların eğitim politikalarına dönerek Türk halkının siyasi tercihlerini ve yaşam biçimini dönüştürmek istemişlerdir. Köklü bir eğitim reformunun 28 Şubat projesinin en önemli özelliği olması tesadüfi değildir. Yine son zamanlarda, CHP’nin Başbakan’ın dillendirdiği “dindar nesil” yetiştirme ibaresine tepkisi de bu ideolojik bilinçaltına dayanmaktadır. Zira bir din halinde algılanan seküler ahlak geliştirme, yani laikliğin dinselleştirilmesi, CHP eğitim programının en önemli özelliğiydi. Mehmet Saffet ve Recep Peker’in “disiplinli hürriyet” fikriyle özetledikleri eğim sisteminde, laik CHP’li öğretmenler “havari ruhlu” bir misyoner gibi, ilmi ve laik ahlakı öğrencilere aşılayıp, onları dönüştüreceklerdi. Devlet aklını rehin alan dar bir seçkin grubun, genel çoğunluğun değerlerini bir ideolojik program çerçevesinde dönüştürmesi CHP eğitim programının ana ilkesi olmaya devam etmektedir.

28 Şubat’ı ihya etmek…

Ancak, bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan, demokratik, çoğulcu, dinamik ve yaratıcı nesiller yetiştirecek bir eğitim sistemi ile CHP ideolojisinin 28 Şubat’la ihya etmeye çalıştığı eğitim sistemi arasındaki fark, son on beş yılda daha da bariz hale gelmiştir. Türkiye, bugün geçmişte olduğundan çok daha fazla küreselleşmiş olup, ekonomik, siyasi ve kültürel alanda kendi vatandaşlarını taleplerini karşılayan, ve evrensel değerleri içselleştirip,  dünya çapında liderlik alabilen gençler yetiştiren bir eğitim sistemine ihtiyaç duymaktadır. Bilim, teknoloji, sanat ve kültürel alanda yaratıcı bir nesil yetiştirmek için nasıl bir eğitim sistemi kurmalıyız sorusu bugünün Türkiye’si için çok daha önemlidir. Zira, 1930’ların Türkiye’sinden devralınan ve 28 Şubat’la iyice köhne hale gelmiş bir homojen ulus devlet imajına dayalı, çoğulculuğa ve yaratıcılığa kapalı bugünkü eğitim sistemi her halükarda değişmelidir. Üstelik 1930’ların Tek Parti Dönemi zihniyetiyle şekillenen milli eğitim anlayışının bugünün Iphone, Facebook nesline hitap etmediği, dinamik bir sivil topluma sahip Türkiye için çok dar ve demode kaldığı bir gerçektir. AK Parti’nin önerdiği 4+4+4 modeli, Türkiye için mükemmel bir model olmayabilir, ve muhakkak tartışılarak ve düşünülecek bir öneri olarak demokratik sürece açılmalıdır. Ancak, her halükarda zaten oldukça yetersiz olan mevcut durumu sorgulamak ve değiştirmek için önemli bir başlangıçtır. Eğitim, Türkiye’de değişime en kapalı kurumların başında geldiği için, uzun zaman alacak Türk eğitiminin küreselleşmesi ve gelişmesi süreci sağlıklı bir tartışmayla devam etmelidir. Zira bu yeni eğitim modeli önerisi,  Türkiye’de köhne hale gelmiş ve hayatın diğer alanlarıyla uyuşmayan bir eğitim zihniyetinin düzelerek dönüşmesi için  bir fırsat olarak görülmelidir.

Bu süreçte, eski sistemin kurucusu ve en büyük savunucusu olarak CHP’ye çok önemli bir rol düşmektedir. Zira CHP’nin hem 30’lu yıllarda inşa ettiği eğitim sistemine ve 28 Şubat’ta savunduğu değerlere yönelik olarak ciddi bir özeleştiri yapması gerekmektedir. CHP’nin istediği ve önerdiği Türk eğitiminin temel değer ve öğeleri ne olacaktır? Böylece, CHP entelektüelleri, sorunu eski imtiyazlı konumlarını kaybetmek korkusu ve toplumsal mühendislik proje ve kurgularının ötesinde ele alabilirler. Zira Türkiye’de herkesin çocuğu mevcut sistemin eksik yanlarının kurbanı olmaktadır. Şu anki eğitim sisteminden kimse memnun olmamasına rağmen, sağlıklı bir tartışma yaparak ıslahata gitmek, eski ideolojik bilinçaltı ve onun getirdiği kutuplaşmalar sebebiyle bir türlü mümkün olmamaktadır. 2010’ların Türkiye’sinde artık 1930’ların eğitim felsefesi ve jakoben eğitim modelinin yeri olmamalıdır. Bu yeni durumda AK Parti hükümetine düşen görev, eskinin değişim sürecinde tüm Türkiye’yi kapsayacak sağlıklı bir tartışmayı teşvik ederek, ihtiyacımız olan ve insanımızın layık olduğu yeni sisteme geçişi daha demokratik kılmak olmalıdır. Yaratıcı,  küresel meseleleri üzerine çözüm geliştirebilen, kendi kültürel geçmişini evrensel değerlerle meczedip şu anki önemli meselelerimize çözüm bulabilen yeni bir nesli nasıl yetiştirebiliriz sorunu yeterince tartışmıyoruz. Örneğin, büyük şehirlerde, apartman blokları içinde büyüyen çocuklar, küresel bir kriz olan çevre krizini nasıl çözebilecek, kendi hayat alanlarını nasıl güzelleştirecek, toleranslı ve başkalarının farklılığına saygılı bir toplumsal ve siyasal yapıyı kurabilecek eğitimi nasıl edinecekler? Bu tür sorulara cevabımız tatmin edici olmadığı gibi, bu soruları tartışmıyoruz bile. Umarım yeni eğitim reformu, en azından bu soruları tartışacağımız bir fırsata dönüşebilir.

 

Star, 02.04.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et