Zana ne yapmalı?

Demokrasilerin şiddetle mücadelesinin belirleyici farklılığı sadece kamu düzenini yeniden sağlanması ile yetinmemesi, aynı zamanda şiddeti doğuran nedenleri ortadan kaldıracak önlemleri demokratik yöntemlerle alma becerisini gösterebilmesidir. PKK’nın 1984 yılında ortaya çıkması tesadüfi değildir. Demokratik olmayan bir rejimin ürünüdür. Ancak sosyal temelleri çok daha eskilere uzanır ve bu temellere bakıldığında yine Türkiye’nin demokratik yöntemleri yok saymasının sorunların çözümsüz kalmasında rol oynadığını görürüz.

Sokakta süregiden şiddeti önlemek elbette devletin görevidir. Ancak bir çözümsüzlük sarmalına asla ve asla girilmemelidir. 80’li ve 90’lı yıllarda devleti yönetenler kamu düzeni sağlamayı hedefledikleri için değil, kamu düzenini sağlama yöntemleri ve sorunların temelini oluşturan nedenleri görmemeleri, hatta tam aksini yapmaları nedeniyle eleştirilmelidir.

Turgut Özal ile başlayan akılcı yaklaşım tarzı, demokratikleşme ve diyalog çabalarıyla bütünleştiğinde fasit dairenin dışına çıkılabildiği ilk kez görülmüştür. Ancak ne yazık ki bu ilk çabalar sonuç vermemiştir.

2009 sonrası dönemde hükümetin attığı adımların bir ürünü olan ve 2013’de başlatılan çözüm süreci, tüm hata ve eksiklikleri bir yana, bir kangrenin iyileştirilmesi için tarihi bir adım niteliği taşımaktadır. Bu sürecin kesintiye uğramış olması Türkiye’nin demokratikleşme ve sorunlarını demokratik yöntemlerle çözme irade ve azmini engellememelidir.

Cumhurbaşkanının Leyla Zana ile görüşebileceğini açıklaması, kamu düzenini sağlama iradesinden bir taviz olarak gören siyasetçiler önce kendilerine dönüp bakmalı ve iktidar oldukları dönemde ne tür politikalar geliştirdiklerini, bu politikaların sorunların çözümünü ne ölçüde kolaylaştırdığını, yoksa işleri daha kötü hale mi getirdiğini sorgulamalıdır.

Kürt siyaseti içinde yıllar içinde tecrübe kazanmış, barışçıl yöntemlerle sonuca ulaşılabileceğine inanan ve vicdanının sesini dinleyerek her türlü dar çerçevenin dışında kalmayı başarmış kişiler var. 90’lı yıllarda politika sahnesine adım atan Leyla Zana 2013 sürecinin başlangıcında da yapıcı bir rol oynayarak dönemin Başbakanı Erdoğan ile görüşmüş ve bu sorunu “çözersen sen çözersin” demişti. Zana’nın bu sözleri ideolojik destek amacıyla söylemediği muhakkak. O dönem, sorunun ulaştığı yakıcı boyutu gören, acı ve çaresizliği yüreğinden hisseden biri olarak görüşmüştü Başbakanla.

Bu görüşme sonunda Zana, “Ben Başbakan Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna olan inancımı yitirmedim. Yitirsem burada olmazdım” demişti. Bu görüşme kamuoyundan destek görmüş, BDP yönetiminden tepki almıştı.

Bazen partilerin ve kurumların yapamadıklarını kişiler becerebilir. Görüşme talebine olumlu cevap verilmesi önemlidir ve Zana aynen geçmişte olduğu gibi tepkilere aldırmadan görüşmeyi gerçekleştirmelidir. Daha birkaç ay önce TBMM yeni dönem milletvekili yemin töreninde, Cumhurbaşkanına bakarak, Kürtçe “onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla” diye seslenen Zana, duygu ve düşüncelerini Erdoğan’la doğrudan paylaşmalıdır.

Türkiye’nin yarım bıraktığı işleri tamamlaması, dünyanın ve bölgenin yeniden şekillendiği bir dönemde kendi demokrasisini sağlamlaştırmasına bağlıdır. Kısır döngüler değil, yeni yöntemler ve arayışlar bizi esenliğe götürebilir. Bu yönde atılacak adımlar kimden gelirse gelsin umut vericidir. Yeter ki girişimler sonuç elde etmeye yönelik olsun.

Yeni Yüzyıl, 26.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/zana-ne-yapmali-1074

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,732TakipçilerTakip Et