YÖK ve vakıf yükseköğretim kurumları

Dünyadaki tüm ülkeler devletçi siyasî felsefelere dayanmakta. Görünürde bu devletçilik ortodoks sosyalizm ve faşizmde olduğu kadar yaygın, baskın ve alenî değil, ama çoğu zaman farkına varıldığından veya sanıldığından daha fazla ve derin. Modern devlet iyi niyetler ve hayırhah söylemlerle sivil toplum alanlarını işgal etmeye çok hevesli. Ne yazık ki bu tavır ve uygulamalar bir toplumsal taban da yaratmış durumda. Her yerde geniş insan kitleleri devleti devamlı olarak toplumsal hayata müdahil olmaya çağırmakta.

Devletlerin işgal ettiği alanlardan biri eğitim. Modern insan ve modern devlet eğitimi devlet tarafından tanzim edilmesi gereken bir alan olarak görüyor. Eğitimin devlet tarafından başlatıldığını ve devlet elini çekerse ortadan kalkacağını sanıyor. Oysa, eğitim hep vardı, merkeziyetçi, mecburî ve tek tip eğitim ise devletlerce hayli yakın tarihlerde, en fazla bir buçuk asır önce devreye sokuldu.

Devletlerin eğitimdeki yeri ve ağırlığı ülkeden ülkeye değişiyor. Bazı ülkelerde üniversite seviyesine kadar devlet devrede. Başka bazı ülkelerde ise devlet eğitimin her seviyesinde aktif. Türkiye bu ülkelerden biri. Ana okulundan doktora eğitimine kadar devlet regülatif otorite, hizmet sağlayıcı ve hizmeti finanse edici olarak devrede. Bu, olabilecek en kötü ve sivil toplumu neredeyse tamamen budayıcı bir eğitim politikası, yapılanması.

Devlet bir 12 Eylül kurumu olan YÖK aracılığıyla yükseköğretimi kontrol etmeye çabalamakta. Ancak, sadece kamu kaynaklarıyla finanse edilen devlet üniversiteleri değil özel bireylerin ve kuruluşların kendi kaynaklarıyla oluşturdukları vakıf üniversiteleri de YÖK tarafından kıskaç altında tutulmakta. İlginç bir şekilde, YÖK neredeyse her siyasî çizginin karşı çıktığı ama bir türlü kaldırılamayan ve/veya ıslah edilemeyen bir yapılanma. AK Parti de başlangıçta YÖK’e karşıydı. Şimdi bu noktadan uzak. Sanıyorum ki, YÖK içinde iktidarın doğru insanların elinde bulunmasının yanlışların ve kötülüklerin önlenmesine yeteceği zannediliyor. Oysa, yanlışlık insanlardan ziyade sistemle alâkalı. Böylesine merkeziyetçi bir sistemde kaçınılmaz olarak yozlaşma ve istismar vuku bulacaktır. Muhalefetin, meselâ CHP’nin YÖK muhalifliği de pek inandırıcı görünmüyor. CHP bir taraftan 28 Şubat sürecinde çok kötü bir sınav verdi, diğer taraftan tarihî ve ideolojik duruşu YÖK gibi kurumları gerektiriyor.

YÖK vakıf üniversiteleri üzerindeki pençesini Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı ve 19 Kasım’da Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren değişikliklerle pekiştirdi. Bu değişikliklerden sonra vakıf üniversitelerinin kaderi YÖK otoritelerinin iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlı. Üniversitelerin, kolayca ve keyfî şekilde, öğrenci kontenjanını sınırlamadan yeni bölüm açmaya izin vermemeye, geçici olarak eğitim faaliyetini durdurmaya ve üniversiteye el koymaya kadar uzanan bir yelpazede cezalandırılmasını mümkün kılacak bir tablo ortaya çıktı.

Kısaca, neresinden bakarsak bakalım vahim bir hatalar zinciriyle karşı karşıyayız. Öyle sanıyorum ki Vakıf Üniversiteleri bu yanlışlığa karşı hukukî yolları başvuracaktır. Umarım değişiklikler yargıdan döner. Aksi takdirde, vakıf üniversiteleri kurma yolundaki tüm müşevvikler ortadan kalkacak, vakıf yükseköğretim kurumları bir anlamda devletleştirilmiş olacaktır.

Yeni Yüzyıl, 23.11.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikYaşlılık ve mutluluk
Sonraki İçerikŞu yemin meselesi

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et