YÖK ve sivil toplum

Dünkü yazımda YÖK’ün Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişikliklerin vakıf yükseköğretim kurumlarının zaten ağır olan çalışma şartlarını iyice ağırlaştırdığından ve YÖK’ün eline herkese karşı keyfî olarak kullanılabilecek bir silah verdiğinden bahsetmiştim. Kötü olanın bu silahın kimde olduğu değil mevcudiyeti olduğuna özellikle işaret etmiştim.

Gelen haberlere göre bu adımlar otonom yapılanmaya bağlı üniversitelere yönelik olarak düşünülmüş. Otonom yapılanmanın ahlâk ve hukuk dışı bir yerde durduğunu ve onunla mücadelenin demokrasi ve hukuk devleti için şart olduğunu düşünüyorum. Bu mücadelenin üniversiteleri de kapsadığı, kapsaması gerektiği kanaatindeyim. Ancak, bu mücadelenin belli kurallara uyarak ve masumlara zarar vermeden yapılması gerekir. Adı geçen yönetmelikte yapılan değişiklikler bu açıdan tehlikeli görünüyor.

Ne amaçla yapılmış olursa olsun, değişikliklerin mülkiyet ve teşebbüs güvenliğini tehlikeye attığı ve vakıf üniversitelerince potansiyel tehdit olarak algılanacağı bir gerçek. Söz konusu üniversiteler de nihayetinde topluma ait varlıklar olduğuna göre tüm bir üniversiteyi cezalandırmak yerine yasa dışı işlere bulaştığı iddia edilenlerin üzerine gidilmesi daha doğru olmaz mı? Şimdiki siyasî ve bürokratik iktidarın niyeti ne olursa olsun bu adım devlet iktidarının eline sivil toplumun aleyhine kullanılabilecek güçlü bir silah vermekte. Tekrar edeyim, uzun vadede asıl tehlike, silahın kimde olduğundan ziyade böyle bir silahın yaratılmış olması.

Anayasanın ilgili maddesi (Md. 130) “Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir” diyor. Yani Vakıf yükseköğretim kurumları YÖK’ün idarî ve malî denetiminin dışında. Ama YÖK sınırlarını genişletip malî, idarî ve ekonomik (ne demekse?) denetim yapmaya çabalıyor. Bunu bugünkü yapısıyla doğru dürüst yapması da zaten imkânsız. Dolayısıyla, öyle görünüyor ki,  yönetmelik herkese eşit işlemeyecek, bürokratların elinde seçilen hedefin kafasını kesecek bir kılıç gibi sallanacak.

Vakıf üniversiteleri hakkındaki yönetmeliğin açmazları, yönetmelikteki YÖK kanununa aykırılıklar ve YÖK kanunundaki anayasaya aykırılıklar ayrıca ele alınabilir. Bir iki noktaya işaret edelim. Vakıf Üniversiteleri kanunla kuruluyor. YÖK’e ise yönetmelikle faaliyet durdurma yetkisi tanınıyor. Faaliyet durdurma fiilen kapatma anlamına gelir. Kanunla kurulan bir kurumun yine kanunla kapatılması gerekmez mi? Bu yola gidilmezse YÖK bürokrasisine yasama gücü devredilmiş ve keyfiliğin önü açılmış olmaz mı? Bir diğer nokta, faaliyet durdurma gerekçeleri arasında  “vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerinin ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemleri doğrudan işlemesi veya bu tür eylemleri desteklemesi” hükmünün bulunması. Bu ne demek? Ceza kanununda suç sayılan şeyleri yapanlar varsa onlar zaten yargılanır. Durum böyleyken bir de üniversitelerin tüzel kişiliği mi yargılanacak? Bu tüm hocaların ve öğrencilerin haksızlığa maruz bırakılması tehlikesini yaratmaz mı?

İlk hâlinde de bugünkü değişikliklerde de YÖK mevzuatına egemen olan hava sivil topluma ve piyasa ekonomisine güvensizlik. Devlet çok genel düzenlemelerle yetinmeyip en ince ayrıntılara kadar girmeye çalışıyor. Böylece sivil toplumda bireylerin ve grupların inisiyatif almasının, yeni kaynaklar yaratmasının ve yeni yöntemler geliştirmesinin önü kesiliyor. Oysa, tüm toplumun iyiliği için tam tersinin yapılması gerekir. Sivil toplum olma vasfını koruyamayan ve piyasa ekonomisine dayanmayan hiçbir ülke uygar olamaz, özgürlük ve refah içinde yaşayamaz.

Yeni Yüzyıl, 24.11.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et