Yeni güvenlik anlayışı

Birleşmiş Milletler 1994 yılında yayınladığı insani güvenlik raporunda güvenliğin temel aktörünün birey olduğunun altını çizerek, devletleri bireyin güvenliğini güvenlik politikalarının temeline yerleştirmeye davet etmiştir.

1994 yılında, Soğuk Savaşın tam ertesinde güvenlik kaygılarının değiştiği bir dönemde kaleme alınan bu rapor geleceğin güvenlik sorunlarının Soğuk Savak döneminden daha farklı olacağı öngörüsünden hareket etmiştir. Uluslararası göç ve refahın yüksek olduğu bölgelere yönelik mülteci akını, ekonomik ve siyasi krizlerin yol açtığı huzursuzluk ve çatışmalar, çevrenin bozulması, ayrılıkçı hareketler, isyanlar sonucunda ortaya çıkan silahlı çatışmalar ve şiddeti esas alan silahlı örgütlenmeler çağımızın temel güvenlik sorunları olmaya başlamıştır.

Klasik askeri güvenlik anlayışı çağımızda giderek önemini yitirirken, toplumların güvenlik ihtiyacı ortadan kalkmamış, tam tersine ne zaman ve nerede karşılaşılacağı belli olmayacak düzeyde belirsizleşen ve tüm dünya devletlerini etkileyebilecek yeni tehditler, toplumların yeni bir güvenlik anlayışına ihtiyaç duymasına neden olmuştur.

Öte yandan küreselleşmenin etkisiyle güvenlik tehditlerinin sınır aşırı etkileri her devletin temel kaygısı olmaya başlamıştır.

Yeni güvenlik ihtiyaçlarının ortaya çıktığı bir dönemde Türkiye’nin de konuyu yakından izlemesi ve güvenlik politikalarını oluşturması gerekmektedir. Çok yoğun dış göçün hedefi olan, komşularının bir kısmında iç savaşın devam ettiği ya da sınır çatışmaları yaşadığı bir coğrafyada bulunan aynı zamanda kendi içinde de ciddi güvenlik tehditleri oluşturabilecek şiddeti araç haline getiren yasadığı örgütlenmelerle mücadele etmek zorunda olan Türkiye için yeni güvenlik yaklaşımlarının geliştirilmesi bir zorunluluktur.

1994 yılından itibaren yeni güvenlik mimarisinin temel taşları kabul edilebilecek bir dizi ilke kabul edilmiştir. Bu ilkelerden ilki ‘korkudan uzak yaşama hakkı’dır. Devletler, ülkelerindeki bireylerin bu haklarını koruyabilecek bir güvenlik anlayışı geliştirmelidir. Hukuk devleti ve insan hakları standartlarının güvenlik politikalarının temeline yerleştirilmesi yeni güvenlik anlayışının ikinci yaklaşımını oluşturur. Üçüncü ilke, güvenliğin sağlanması sırasında insan onurunun çiğnenmemesidir. Son olarak tüm bireylerin tehlike etkisinden uzakta kalma hakları bulunmaktadır.

Geçtiğimiz Temmuz ayında çözüm sürecinin kesintiye uğramasına neden olan PKK şiddeti belli sayıda il ve ilçenin derin güvenlik sorunları yaşamasıyla tüm toplumu ilgilendiren bir boyuta ulaşmıştır. Temmuzdan bu yana yaşananlar ve alınan güvenlik önlemleri Türkiye’nin geliştireceği yeni güvenlik politikaları için çok önemli bir deneyimdir.

İnsani güvenlik ilkelerinin ne ölçüde yaşama geçirildiği, ilkelerin ne ölçüde uygulandığı tartışılmalı ve eksiklikler bir an önce giderilmelidir. Bugüne kadar şiddetle karşı karşıya kalan halkın sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının giderilmesi, bireylerin bilgilendirilmesi, tehlike etkisinden uzak tutulmaları, onurlarının çiğnenmemesi adına ne yapıldığı ortaya konulmalıdır. Eksikliklerin ne olduğu tespit edilmeli, yeni hangi önlemlerin alınması gerektiği ve ne tür stratejilere ihtiyaç olduğu, insan hakları ve hukuk devleti standartlarının nasıl korunacağı enine boyuna ele alınmalıdır. Devlet ancak bu sorunlarla yüzleşirse çağın gerektirdiği insani güvenlik politikalarını geliştirebilir, huzuru hızlı bir şekilde sağlayabilir.

Yeni Yüzyıl, 12.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yeni-guvenlik-anlayisi-890

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et