Yeni anayasa için sokağa mı çıkmalı

Toplumun, 12 Haziran 2011’de yapılan genel seçimler neticesinde teşekkül eden Meclisten en büyük beklentisi yeni bir Anayasanın yapılması idi. Bu toplumsal talebe cevap verilmek üzere TBMM’nde 4 partiden eşit üyenin katıldığı bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu oluşturuldu. Komisyon çalışmalarına devam etmektedir. Bu Komisyonun kendisi için tayin etmiş olduğu süre 31 Aralık 2012’de sona eriyor. Bu sürenin dolmasına kısa bir süre kaldığı halde, ortaya henüz bir metin çıkmış değil. Komisyonda üzerinde uzlaşma sağlanamayan bazı konular arada bir medyaya yansısa da, maalesef bu çalışmalar büyük ölçüde gizlilik içerisinde yürütülmektedir.

Kamuoyunun gündeminin gerisine düşmesi sebebiyle, geniş çevrelerde yeni Anayasanın yapılamayacağı yönünde karamsar beklentiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Her ne kadar, yeni Anayasa görüşmelerinde ortaya çıkan bazı sorunlu alanlarda bu dört siyasi partinin uzlaşmasının biraz zor olduğu söylenebilir ise de, üzerinde derinlemesine görüş ayrılıklarının olduğu konular çok fazla değildir. Hatta bunlardan bir kısmının Anayasada hiç yer almaması da anayasal bir eksiklik teşkil etmeyecektir. Fakat, bu çözüm yolu bile, uzlaşıyı lüzumlu kılmaktadır. Peki bütün bu çabalara, kamuoyunun beklentilerine rağmen, bu Meclis yeni bir Anayasa yapamazsa ne olur? Bu sorunun cevabı son derece önemlidir. Bu soruya makul bir cevap vermeden sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek mümkün değildir.

KOMİSYONA EŞİT KATILIM SORUN MU?

Esasen mevcut Komisyonun teşkil şekli belki bazı siyasi çevreler tarafından stratejik bir yöntem olarak isabetli görülebilir ise de, yeni bir Anayasanın bu usulle yapılması mümkün ve muhtemel görünmemektedir. Bu dört siyasi partinin, bütün konularda mutlaka oybirliği sağlayabilmesi pek mümkün değildir. Ülkemizdeki uzlaşı kültürünün zayıf olması, bunların birbirlerine yaklaşmalarını zorlaştırmaktadır. Tek bir siyasi parti çoğunluğunun kabul ederek yürürlüğe girdireceği bir Anayasa da temsil krizini ortaya çıkaracaktır. Nitekim gerek 1961 gerekse 1982 Anayasalarında en büyük zaafiyet noktalarını temsil noksanlığı teşkil etmekte idi. O zaman yeni Anayasayı yapacak ikili ya da üçlü koalisyonların teşkili ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Elbette TBMM’nde yapılacak Anayasa görüşmelerine muhtemelen bütün siyasi partiler iştirek edeceklerdir, ya da en azından bu görüşmeler, bütün partilerin katılımına açık olacaktır. Önemli olan, TBMM’deki bu görüşmelerin bütün siyasi partilerin iştirakine açık olmasıdır. Yeni Anayasanın demokratik ve ülkenin reel ihtiyaçlarına cevap verir bir nitelik ve özelliğe sahip olması için bu şartların teşkili yeterli ve önemlidir. Unutulmasın ki, Dünyanın en uzun ömürlü Anayasası olan 1787 Tarihli ABD Anayasasının hazırlanmasına bazı koloniler hiç iştirak etmezken, Anayasa metni, Konvansiyon toplantılarına katılan 55 üyeden sadece 39’nun imza ve olumlu oyu ile kabul edildi. Bu metin daha sonra kolonilerin yetkili organları tarafından kabul edilerek yürürlüğe girdirildi. Bu Anayasanın kabulü hiç de kolay olmadı. Görüşmeler bazı derin ihtilaf konuları sebebiyle muhtelif kereler kopma noktasına geldi ise de, soğukkanlı düşünen âkil adamların sağduyulu teşebbüsleri ile uzlaşı sağlandı. Belki de bu ülkede bu zorluklar aşılarak yeni Anayasanın yapılması aşamasına varılmasının arka planında, Konvansiyon çalışmalarına iştirak eden üyelerdeki yeni Anayasanın yapılması ihtiyacına yönelik derin inanç yer almaktadır. Bu inançtır ki, onları en derin ihtilaflarda bile bir noktada uzlaşmaya itmiştir.

Acaba Türkiye’de yeni Anayasa yapım sürecinde yer alan siyasi partilerde, ABD’deki ilk Anayasayı yapan ekipte mevcut olan ‘yeni Anayasa yapma’ yönündeki ihtiyaç ne kadar mevcuttur? Sorusu akıllara takılmaktadır. Bu sorunun cevabı pozitif yönde olmadığı takdirde toplumdaki yeni Anayasa talebine olumlu yönde cevap vermenin pek muhtemel olmadığı söylenebilir. O zaman bu aşamada bu partilerin, evleviyetle, bir Anayasa yapıyormuş gibi görünmediklerini; bu konuda tamamen içten ve samimi olduklarını ispat etmeleri, bu konuda kamuoyunu ikna etmeleri gerekiyor. Yoksa, toplumda, yeni Anayasanın yapılması konusunda mevcut parlamentoya yönelik sahici inanç sona erecektir.

Şayet bu partilerde yeni Anayasa yapımı konusunda sahici bir inanç mevcut değil ise, bütün bu çabalar göstermelikten öte bir anlam taşımıyorsa, kamuoyu bir müddet daha göstermelik manevralarla oyalandıktan sonra bu bu süreç bitirilecekse, kanaatimce en kötü netice bu olacaktır. Bunun neticesinde, Türkiye’de demokratik sivil iradenin yeni bir Anayasa yapamayacağı inancı bilinç altında iyice kökleşecektir. Bunun neticesinda, toplumun belli kesimlerinde bir başka marazi nitelikli beklenti ortaya çıkacaktır: ‘Madem ki bu Meclis demokratik usullerle yeni bir Anaaysa yapamıyor; Türkiye’nin de yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardır, o zaman Askerler gelsin, yeni bir Anayasa yapsın ve gitsinler’. Bu, hayali bile insanı dehşete düşüren bir durumdur. Mevcut siyasi partilerin Türkiye’yi bu dehşetengiz duruma düşürmeye hakları yoktur. Bunun bedeli çok ağır olur. Kimsenin, kendi ütopik ya da bencil beklentileri için sistemi tıkamaya hakkı yoktur.

Son aylarda anayasal temelli sorunların pek gündeme gelmemesi neticesinde, bazı çevrelerde ‘nasıl olsa artık eskisi gibi Anayasal temelli sorunlar yaşanmıyor, böyle giderse pek yaşanmaz da, o zaman yeni Anayasa yapmak için bir çaba içerisinde imiş gibi görünelim, daha sonra da bir bahane ile ipe un serip mevcut Anayasa ile yola devem edelim’ anlayışı öne çıkabilir. Bu çok yanıltıcı ve tehlikeli bir vartadır. Türkiye’nin sürekli bu minval üzere gideceğinin hiç bir teminatı yoktur. Anayasada, başta Başlangıç Kısmı olmak üzere bütününe yayılan ve derin sorunlara sebep olan otoriter nitelikli hükümler hala varlığını sürdürmektedir. Bu sorunlu hükümler Anayasadan ayıklanmadıkça, Türkiye diken üstünde kalmaya devam edecektir. Türkiye’nin diken üstü siyaseti ve uygulamaları ile gideceği yol çok muhataralıdır. Bu çıkmaz sokak neticesinde yönelinecek kısmi Anayasa değişikliği de Türkiye’nin Anayasal ihtiyacına yeterince cevap veremeyecektir.

SİVİL TOPLUM BASKISI YETERSİZ

Maalesef sivil toplum kesimlerinde yeni Anayasa için aktif bir faaliyet yoktur. Arada bir Uzlaşma Komisyonundaki kamuoyuna yansıyan ihtilaflar sebebiyle ufak çaplı tartışmalar yaşansa da, sivil toplum kesimlerinin yeni Anayasa yapımı konusundaki çabaları çok yetersizdir. Öyle zannediyorum ki, bu kesimde de yeni Anayasa yapımı konusunda ciddi bir inanç aşınması söz konusudur. Bu da çok vahim bir durumdur. Sivil toplumun etkili itelemesi olmaksızın yeni Anayasaya ulaşabilmek pek mümkün ve muhtemel değildir. Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Sacid Adalı’nın gündeme getirmiş olduğu ‘Bu belki o kadar yasal değil ama ben, yatağımı döşeğimi alıp anayasa çıkana kadar Meclis bahçesinde yatmaya bile hazırım’ önerisinin hayata geçirilmesi, halkın, sivil toplum örgütlerinin, mitinglerle, kapsamlı ve sürekli eylemlerle yeni Anayasa yapımı yönünde itekleyici hatta mecbur bırakıcı faaliyetleri gerçekleştirmeleri gerekiyor.

Aksi takdirde, mevcut siyasi partilerin, muhtemelen bir müddet daha oyalayıcı manevralardan sonra ipe un sermeleri muhtemel görünmektedir. Bu vesileyle, yeni Anayasa yapılması ihtiyacına gönülden inananları meydanlara davet ediyorum. Şunu çok açık ve net söyleyeyim ki, gerçekleştirilecek meydan gösterileri, sivil itaatsizlik eylemleri olmadığı müddetçe, yeni Anayasa yapımı biraz zor görünmekeadir. Gün, halkın geniş kesimlerinin, etkili eylem ve etkinliklerle yeni Anayasa yapımı konusundaki inançlarını etkili ve kararlı bir şekilde gün yüzüne çıkarma, siyasileri yeni Anayasa yapma konusunda uzlaşmaya mecbur bırakma günüdür. Benden söylemesi. Aksi takdirde, bu konuda geç kalındığı zaman, yeni Anayasanın yapılması yerine, herkes bir bardak su içmek zorunda kalabilir.

Yeni Şafak, 18.12.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et