Yemin Etmemeye, Yemin Etmek

12 Haziran 2011 seçimleri rekor denecek bir şekilde seçmen katılımına sahne olmuş, temsil açısından hayli yüksek bir orana ulaşmıştır. Herkes seçimlerin demokratik ve şaibesiz bir ortamda yapılması ve sonuçlanması açısından memnuniyet duyarken.  Demokratik bir Anayasa yapımı için öneriler ve tartışmalar başlamışken. YSK’nın önce Hatip Dicle daha sonrada, Yargının, CHP ve MHP’in tutuklu vekilleri hakkında vermiş olduğu karar siyasi gündeme adeta bomba gibi düştü. Siyaset alanı toz bulutuna büründü göz gözü görmez bir duruma gelindi.

Bu yaşananlar ve benzerleri ülkemizde ilk defa şahit olduğumuz şeyler olmasa gerek. İnsan hakları ihlalleri ve antidemokratik uygulamalar yeni karşılaştığımız şeyler değiller. 1993 yılında Sivas ve Başbağlar da yaşanan katliam sırasında iktidar olan dünün SHP’sinin bugünün CHP’si o zaman demokrasi mücadelesini hatırlamamış ve yaşanan katliamlara, hükümet ortağı olmalarına rağmen müdahale edememişlerdir. CHP’nin takındığı bu tavrı demokratik bir yöntem olarak göstermek, demokrasinin geleceği acısından, ciddi travmalar yaşamamıza neden olabilecek bir hareket olarak görünmektedir. Hak mücadelesini yasal zeminden gayri meşru zemine taşımak ülkenin geleceği acısından da iyi sinyaller vermemektedir. Aynı SHP/CHP, 1991 yılında meclise taşıdıkları Kürt vekillerin, 1994 yılında dokunulmazlıkları kaldırılarak, meclis çıkışında “milletin vekilleri”nin yaka paça göz altına alınmasına aynı duyarlı ve demokratik tavrı gösterememiştir.

Yukarda saydığımız örnekler çerçevesin de değerlendirdiğimizde ve bazı gelişmeleri yan yana koyduğumuzda CHP’nin yemin etmeme yemini, tutuklu vekillerin serbest bırakılmasının dışında başka hesaplarında olabileceğini akıllara getirmektedir. Aslında birçok uzman için sürpriz olmayan, tutuklu vekillerin serbest bırakılmaması  birden bire, siyasetin rotasını yönlendiren bir dümen haline dönüştü. CHP, bu gelişmeyi akıllı bir manevrayla “yemin etmeme” eylemiyle “kurultay savar” haline getirmiştir. CHP 12 Haziran seçimlerinde istediği ve beklediği çıkışı/oy patlamasını yapamamış. Seçim akşamı kurultay kazanları kaynamaya başlamışken. Tutuklu milletvekillerin serbest bırakılmayıp yemin törenine katılmaması “yeni CHP” yönetiminin,  yerde ararken gökte buldukları bir fırsatı da beraberinde getirdi.

“Yeni CHP” yönetimi, tutuklu vekillerin yemin edememesini, demokrasi mücadelesi makyajıyla boyayarak, olası parti içi çekişmenin önüne set çekmiştir. CHP’nin yemin etmeme üzerine yaptığı yemin etme, kurultay isteyenlerin elini zayıflatmıştır. CHP’nin içinde bulunduğu kritik eşiğe rağmen, kurultay toplamak ya da toplamaya yeltenmek, parti içerisinde dengelerin değişmesine neden olacaktı. Seçim yenilgisi unutulmuş, herkes yemin etmeme krizine kilitlenmişken, kurultay talep etmek partiye ihanet olarak algılanacak ve bunu isteyenler siyaseten tasfiye edilmiş olacaklardı. Bunun farkına varan Baykal ve Sav kurultay taleplerinden vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Ne hikmetse, tutuklu vekiller çıkmadan yemin etmeyeceklerini söyleyenler. Baykal/Sav ve arkadaşlarının “içinde bulunduğumuz koşullardan dolayı kurultayı düşünmüyoruz” açıklamasının ardından, yemin krizinde yumuşama olması, hemen ardından da, Baykal/Kılıçdaroğlu görüşmesinden sonra, yemin etme yönünde teamüllerin gelişmesi, bütün bu yaşananların aslında parti içi hesaplaşmanın bir yansıması gibi durmaktadır.  

Parti içi krizi, “sözde demokrasi” mücadelesi ile savuşturan, Kılıçdaroğlu/Tekin ikilisi parti içerisindeki konumlarını güçlendirmiş olacaklardır. Baykal/Sav’ın da  kurultay toplamak için başka bir seçim yenilgisini beklemelerinden başka çareleri kalmamıştır.

Bundan sonra CHP’li Siyasetçilere düşen, sorunlu değil, sorumlu davranmalarıdır. Parti içi iktidar penceresinden bakarak dünyayı anlamak ve yeni dünyanın kuruluşuna katkı sunmak kolay görünmemektedir.

Burada incelenmesi gereken CHP’nin almış olduğu tavrın. Demokratik bir tavır olup olmadığıdır.  Son gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde parti içi mücadeleyi, başka bir boyuta taşıyarak, CHP’nin maça çıkmayıp, tribünden taş atması siyasi anlamda düşünülmesi ve tartışılması gerekmektedir. Cumhuriyeti/meclisi ve devleti kurmak ile övünen bir siyasi geleneğin. Kendi açmış olduğu meclisi “boykot” etmesi anlaşılabilir ve anlatılabilir biri durum olmasa gerek.

Yaşanan sorunların çözümü demokratik sistem ve onun mekanizmalarıdır. Hukukun üstünlüğünü savunmak tek başına yetmez aynı zamanda, hukuk kurallarına uymak da gerekmektedir. Milletinin “vekil”i olmak için aldığınız yetkiyi başka bir anlamda ve alanda kullanmak yerine, size verilen vekaletin gereğini yapmanız gerekmektedir. Demokrasinin belirleyici ve önemli dayanaklarından biri, belli aralıklarla düzenli seçimlerin yapılması ve seçmen iradesinin çoğulcu bir şekilde parlamentoya yansımasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Bugünün siyasetçilerinin, yalnızca yaşadığımız günü değil yarını da düşünerek sorumlu bir davranış sergilemesini  beklemek bizlerin en doğal haklarından biridir. Milyonlarca insanın geleceği ile oynamak, yıllarca acısını çektiğimiz hataların tekrar edilmesini bu ülke ve halk kaldıramaz.

Sizlere oy verip seçenler, bir an önce; herkesin kendisini ifade edebileceği, her rengin kendini içinde bulacağı, engelsiz, yasaksız, demokratik, açık bir  “Anayasa” yapmanız için zaman kaybetmeden çalışmanızı beklemekte  ve istemektedir. Aksi takdirde “boykot”a gerek kalmadan, yapılacak ilk seçimde, millet  sizleri  sandık yoluyla tasfiye edecektir.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et