Yapısal hatalar (3): Taahhütlere uymama

Bir çatışmanın çözümünde “yeni” olarak nitelenebilecek çok az şey vardır. Dünyanın dört bir yanındaki örneklere bakıldığında çatışmaları doğuran nedenlerin, ileri sürülen taleplerin ve çözüm için başvurulan metotların çoğunlukla birbirine benzedikleri görülür. Yani burada bir bilgi eksikliği söz konusu değildir; çatışmalara ve çözümlerine dair gök kubbe altında söylenmemiş nadir söz bulunur.

 

Buna rağmen bazı süreçler başarıyla, bazı süreçler ise başarısızlıkla neticelenir. Süreçlerden farklı sonuçların alınması, tarafların tutumu ve çapıyla irtibatlıdır. Daha açık bir anlatımla, bir süreçte başarı veya başarısızlığı tayin eden, tarafların süreci yürütme yeteneği, zaman içinde meydana gelen değişimleri okuma ve ona adapte olma yeteneği ile süreci tamamlama iradeleridir.

 

Türkiye’de tarafların bu anlamda birçok eksiklik taşıdığına şüphe yok. Taraflar zamanı doğru kullanmadılar. Muğlaklığı gidermediler ve hayati bir önem arz eden berraklığı sağlayamadılar. Bununla birlikte süreci çıkmaza sokan bir diğer önemli hata da tarafların birbirlerine verdikleri sözlere uymamaları ve/veya uymakta gönülsüz davranmalarıydı.

 

Sözün değeri

 

Bir süreçte taraflar kolay kolay söz vermezler. Karşı tarafa güvenmediklerinden kendilerini bağlamak istemezler ve/veya en alt seviyeden kayıt altına almaya çalışırlar. Ama bir yerde sürecin ilerlemesi için karşılıklı sözlerin verilmesi gerekir. Bundan sonra tarafların yapması gereken, sözlerinin arkasında durmaktır. İkircikli davranmanın, yapıyor görünüp bir işe al atmadan vakit doldurmanın manası yoktur. Eğer bir taahhüt altına gereği yerine getirilmelidir.

 

Sözü tutmanın birçok faydası vardır. Her şeyden önce taraflar arasında güven köprülerinin kurulmasını sağlar. Küçük bir adımda muhatabının hakkıyla davrandığını ve kendisine düşeni yapanı gören taraf, iş büyük ve kritik adımları atmaya gelince daha cesur davranır. Her kazanım, iki tarafta da var olan itirazcıları güçten düşürür. Devletin ve silahlı grubun içindeki sertlik yanlılarının eli zayıflar. Halkta sürecin ilerlediği ve bir neticeye varacağı yönündeki kanaat pekişir. Tutulan her söz kitlesel desteği artırdığı gibi tarafların anlaşmasını mümkün kılar ve varılan anlaşmanın da kalıcı olmasını sağlar.

 

Barışa gitmek mi, çatışmaları ertelemek mi?

 

Doğru tavır budur. Lakin taraflar her zaman ibrenin doğru tarafında bulunmazlar. Birtakım sözler verdikleri halde bunlara uygun davranmazlar. Bu da birçok sorunu beraberinde getirir. Öncelikle taraflar arasında zaten pamuk ipliğine bağlı olan güven daha da aşınır. Görüşmeler, ancak pratik sonuçlar ürettiğinde değer kazanır. Eğer görüşmeler olmasına rağmen pratik sonuçlar alınmazsa tünelin sonundaki ışık görünmez olur. Süreç yorulur. Beklentiler düşer, şartlar bozulur. Süreç, artık barışa giden bir yol olarak değil, çatışmaları erteleyen bir yol olarak görülmeye başlanır. İnancı örselenen kitleler süreçten gına getirir.

 

Taraflar mutlaka süreci sekteye vuran davranışlarına bir gerekçe bulurlar. Ama sonuçta olan sürece olur; yerine getirilmeyen sözler bir anlaşmaya giden yolu torpiller. Birçok örnek gösterilebilir buna. Mesela 2006’da İspanya’da ETA kalıcı bir ateşkes ilan etti. Zapatero Hükümeti, bunun karşılığında parlamentoda bir açıklama yapacaktı. Ancak Zapatero hemen harekete geçemedi, ETA ile bir görüşme yapmadan ateşkesin teyidi için kendince bir süre belirledi. Gerry Adams, kendi deneyiminden yola çıkarak Zapatero’ya bir mektup yazdı ve çabuk olmasını ona önerdi.  Çünkü bu boşluk şiddetin geri dönmesini neden olabilirdi.

 

Zapatero sonunda kendinden beklenen konuşmayı yaptı üzerinde ama hemfikir olunan cümleleri kullanmadı. ETA bu durumdan yakındı. Hükümetin yanıtı, Zapatero’nun metinden değil, spontane konuştuğu şeklinde oldu. ETA bu savunmayı reddetti. Ne var ki Hükümet de ETA’dan şikâyetçiydi. Onlara göre de ETA ateşkes ilan etmesine rağmen haraç toplamaktan, sokak şiddetinden ve ülkeye komandolarını ile silahlarını sokmaktan vazgeçmemişti.  Her iki taraf da sözünde durmayınca güvensizlik zirve yaptı ve anlaşma berhava oldu.

 

Farklı öyküler

 

Türkiye’de çözüm sürecinin dondurulmasının altında yatan en önemli sebeplerden biri, sözlerin tutulmamasıdır. Üzerinde durulan üç söz var: Ülke dışına çıkışın tamamlanması, kamu güvenliğini tahrip eden eylemlerin sonlandırılmaması ve Dolmabahçe Mutabakatı’na riayet edilmemesi.

 

Taraflar bu üç konuya ilişkin farklı öyküler anlatıyorlar. Her biri yapması gerekeni yaptığını, sorumlu davrandığını ama diğer tarafın işi yokuşa sürdüğünü iddia ediyor. Tarafların her ikisi de kendisini aklar paklarken bütün günahı diğerine yüklüyor, artıları kendi hanesine yazıp eksileri karşı tarafa mal ediyor.

 

Mesela alın PKK’nin sınır dışına çıkma meselesini. Hükümet, PKK’nin silahlı unsurlarını sınır dışına çekme sözü verdiğini ama daha sonra bazı gelişmelere bakıp bu sözünden caydığını belirtiyor. PKK ise geri çekilmenin gerçekleşmesi için hükümetin bir yasa çıkarma sözü verdiğini fakat bunu tutmadığını söylüyor. Ya da Dolmabahçe Mutabakatı’nda yaşananlara bakın. PKK, Hükümetin seçimleri hesaba katarak Dolmabahçe’yi rafa kaldırdığını ileri sürüyor. Hükümet ise, Dolmabahçe’de geri çekilme için kesin bir tarihin kararlaştırıldığını ancak PKK’nin bu tarihe uymadığını iddia ediyor.

 

Hayat öpücüğü

 

Bu şekilde sözler yutulduğu, sözlerin gerekleri yerine getirilmediği ve sürekli olarak karşı taraf suçlandığı içindir ki bir noktada süreç ilerleme şansını kaybetti ve duvara tosladı. Maalesef şu an çatışmanın derinleşeceğine dönük işaretler, sürecin tekrar rayına girmesine yönelik işaretlerden daha kuvvetli. Buna rağmen ben de Safin Dizayi gibi sürece halen bir “hayat öpücüğü” verilebileceğini düşünüyorum.

 

Bugün nehir doğal yatağında akmıyor olabilir. Zaten siyasi basirete ve maharete en çok böyle dönemlerde ihtiyaç duyulur. Siyasi karar alıcılara düşen sakin kalmaları ve süreci tekrar işler hale getirmenin yollarını aramalarıdır. Onlar hatalardan ders çıkarmalı ve sürece yeniden dönüldüğünde doğru işler yapmaya azami gayret sarf etmeliler.  Bu meyanda ilk etapta yapılması gereken zamanın düzenlenmesi, muğlaklığın giderilmesi ve verilen sözlere uyulmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasıdır.

 

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikHendek Savaşları
Sonraki İçerik‘Seçilmişler’e gözaltı

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et