Transandantal devlet anlayışı ve yeni Anayasa

Transandantal devlet anlayışının içselleştirildiği ülkelerde devlet, toplumun itaat etmesi gereken yarı- Tanrısal bir varlık konumundadır. Tanrı bir bakıma dünyevileştirilmiştir. Bu kutsal, merkeziyetçi, metafiziksel devlet anlayışını tarihin her döneminde savunan kesimler olduğu gibi aksini iddia eden ve devletin insanların işlerini görmesi için yine insanlar tarafından oluşturulmuş bir organizasyon olarak görenler de çıkmıştır. Örneğin Eflatun’tan, İtalyan Machiavelli’ye, Fransız J. Bodin’den İngiliz Hobbes’e oradan 19. yüzyılın ulusçuluk ve sosyalist akımların oluşturduğu otoriter ve totaliter yönetim anlayışların temsilcilerine varıncaya kadar birçok aydın, devlet adamı ve siyasi teorisyen devletin toplum üzerindeki mutlak üstünlüğünü savunmuşlardır. Keza bunun yanı sıra Locke, A. Smith, J.S. Mill, F.A. Hayek, Türkiye’de Mustafa Erdoğan, Atilla Yayla, Mehmet Altan, Turgut Özal en son Recep Tayyip Erdoğan gibi aydın ve siyasetçilerde vesayetçi sistemlere karşın özgürlükçü ve demokrat bir yönetim anlayışını savunmuşlardır.

CHP çatısı altında filizlenen Kemalizm

Özellikle 1900’lü yıllarda dünyada egemen olan siyasi görüş, milliyetçilik, ulusçuluk ya da nasyonalizmdi. Milliyetçilik bu yıllarda dünyaya şekil veren en önemli siyasi görüşlerden birisiydi. Siyasi haritalar neredeyse ulusçuluk akımıyla belirleniyordu. Ulus-devlet inşa etme süreçlerinin yoğun bir biçimde yaşandığı böylesi bir dönemde doğal olarak, ulus egemenliği/milli egemenlik, vatanseverlik, ordu-millet bütünlüğü, devletin kutsallığı gibi kavramlar öne çıkacaktı. Çünkü gerek dünyadaki gelişmeler gerekse hayatın akışı bu yöndeydi. Türkiye’de özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra gerek Almanya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerde eğitim almış aydınlar gerekse içeriden yetişen bir kısım aydın ve siyasetçiler halkı aşağılayan ve tepeden bakan tutum ve tavırlarıyla siyaseten etkili olmaya başladılar.” Kısacası Atatürk’ten sonra Atatürk’ün merkez alındığı elitist, dogmatik, dünyaya, dolayısıyla her türlü değişime ve eleştiriye kapalı bir ideoloji ortaya çıktı. Bu ideoloji CHP çatısı altında toplanan seçkinlerin oluşturduğu Kemalizm ideolojisidir.”(Ö.Çaha, Sivil Toplum Aydınlar ve Demokrasi)

Halkı tepen bakan bürokratik vesayet sistemi

Kemalizmin bir ideoloji olarak ortaya çıkmasının ardından yine bu ideolojinin formlarına uygun bir milletin yaratılması gerekiyordu. Bunun için halkevleri öncülüğünde insanlar yoğun bir ideolojik eğitimden geçirildiler. Çünkü halk onlara göre cahil, iradesiz hatta Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban’ında ifade edildiği gibi “Yontma taş devrinden kalmış bir mağara insanıydı.” Her şey devletin tekelinde ve yönlendirmesi altına girmişti. Var olan bütün kurumlar ‘devletin ideolojik aygıtları‘ işlevini görüyordu. Üretilen mitleriyle, oluşturulan kurumlarıyla ‘kutsal şahsiyetler’ merkezinde ‘kutsal devlet‘ türetildi. Topluma tepeden baskılarla yaşatılmaya çalışılan bu modernleştirme çabaları hem bu ülkede yaşayan Müslüman kimliğine hem Alevilere hem de Kürtlere ciddi bir dışlama ve saldırı temelinde yapılmaktaydı. Kemalist ideolojiye uygun yeni bir milletin yaratılması çabalarında farklılıklara asla yer verilmedi. Kimlikleri, dilleri, inançları inkâr edildi. Ve yasalarla yasaklar getirildi. Demokrasiyi, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü halk değil de, kendini halkın üstünde gören; halka ait değerleri aşağılayan, milletle arasına her açıdan ayrıcalık ve farklılık koyan, elitist tavırlar içerisindeki bir bürokratik vesayet sistemi işletilmeye çalışıldı.

Bu ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik imkânlarından yeterince faydalanmadığını ifade eden, talepleri olan, sorunlar yaşayan, dilleri, inançları baskı altında tutulan dolayısıyla mutsuz olan kesimler ise neredeyse her 10 yılda bir darbelerle susturuldular. Susturuldukları gibi gelecekleri de ipotek altına alındı. Bugün burada saymakla bitiremeyeceğimiz kadar insanın özgürlüğünü kısıtlayan çeşitli uygulamaları yazabiliriz. Ancak güncel olması itibariyle son günlerde çokça tartışılan ve sonu vahim biten YSK’nın kararını örnek olarak gösterebiliriz.

YSK kararı ve 12 Eylül Anayasası

Kuşkusuz YSK’nın 12 bağımsız milletvekili adayının adaylığını iptal etmesinin ardında 12 Eylül darbe anayasası bulunmaktadır. Kısacası YSK, kararını 10 Haziran 1983 yılında kabul edilen 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu’nun 11.maddesinin(e) bendine göre vermişti. (Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis veya süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar.) Adaylıkları veto edilen BDP milletvekili adaylarının kararın akabinde verdikleri tepkileri özgürlükçüler olarak kuşkusuz anlayışla karşıladık. Hükümet kanadından da YSK’nın kararına benzer tepkiler gösterildi. Ancak vahim olan bu kararın arkasında hükümetin olduğu iddialarıydı. Örneğin Gültan Kışanak “Sorumlu iktidar değilse, kimdir?” diye soruyordu. BDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş ise tepkisini “Faşizan bir tutum ve siyasi bir komplo, devlet komplosu” olarak gösterdi. BDP eski Grup Başkanvekili Bengi Yıldız’da “Bize siyaset yapma iznini verilmediği bir yerde AKP siyaset yapabileceğini düşünüyorsa gaflet içindedir. Evlerinden burunlarını dışarı çıkartamazlar. Bu karar açıkça Kürtler’e yönelik bir savaş kararıdır. Kürtler’i dağa çıkarma kararıdır. Bu ülkeyi yönetenler savaş kararı vermişlerse o karar başımızın üstündedir. ‘Kürtler’e savaşın’ deniyorsa, Kürtler de savaşır. Bu kararı verenler bunu bilsin” diyerek tepkisini dile getirdi.

Oysa YSK kararını 12 Eylül döneminde hazırlanan darbe anayasasına göre vermişti. Neticede bu maddeyi yazanlar 12 Eylül darbecileriydi. Eğer BDP söz konusu milletvekili seçim kanununu Meclis’e taşımış olsaydı ve Meclis bu kanunda herhangi bir değişikliğe gitmemiş olsaydı bunun sorumlusu kuşkusuz iktidar partisi olurdu. 12 Eylül halkoylamasında HAYIR oyu kullanan bir partinin bugün 12 Eylül darbe anayasasındaki bir maddeden ötürü uğradığı mağduriyetin faturasını hükümete kesmesi açıkçası anlamsızdı.

Sonuçta YSK bir cana mal olan bu veto kararından son anda vazgeçti. Ancak bu türden olumsuz uygulamalar ve alınan kararlar ülkenin yeni bir anayasaya ne kadar ihtiyacı olduğunu göstermesi açısından manidardır.

Yeni bir anayasa için birlik olunmalı

Türkiye’nin son yıllarda verdiği mücadele tamda bu noktada kendini göstermektedir. Yıllardır devleti halkın itaat etmesi gereken yarı Tanrı bir varlıkmış gibi sunanlarla, devleti halkın hizmetine sunmak isteyenlerin mücadelesine tanıklık etmekteyiz. Bu ülkede yaşayan her kesimden insanı dışlayan, yok sayan bürokratik kesimin farklı kesimler üzerindeki tahakkümü nihayet son bulmak üzere. Bu dönemde verilecekse bir mücadele bu uğurda verilmeli. Kürdüyle, Alevisiyle, başörtülüsüyle ve gayri Müslim’iyle bu mücadeleye katılmak gerekir. Bu süreçte meclis olağanüstü toplanıp bu mağduriyeti de giderecektir. Mühim olan yeni bir anayasanın yazılması noktasında tüm kesimlerin sunacağı katkıdır. Asıl bu mesele üzerine yoğunlaşılmalıdır. Kürtlerin, Alevilerin, başörtülülerin ve diğer farklı kesimlerin mağduriyetlerini giderebilecek ve herkesin içine sinebileceği yeni bir sivil anayasanın yazılmasına elbirliğiyle katkı sunmak gerekmektedir.

Asker ve sivil bürokrasinin çıkarları üzerine bina edilen içe kapalı, şeffaf olmayan, kutsal devlet anlayışının yanı sıra dünyalılaşmayı, demokratikleşmeyi, zenginleşmeyi, hukuku ve bireysel özgürlükleri alabildiğince tartışmak ve bu anlamda yeni ve farklı bir anlayışın üretilmesine katkı sunmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. 50 yıldır sivil hayatımıza müdahale eden katı, yasakçı ve darbeci kesimin vesayetinden artık kurtulmanın zamanı gelmiştir.

Bu ülkede yaşayan insanlar olarak aramıza örmeye çalıştıkları kalın duvarları yıkmak gibi bir derdimiz olmalı. Bunun için önce insan, ahlak, erdem ve vicdan demek durumundayız. Artık bu ülkede “insan oluşumuz” dikkate alınmadan bizlere zoraki dayatılan ideolojilerin, sloganların ve inançların yerine evrensel ahlak, hukuk ve özgürlükçü değerlerin yerleşmesini ve yeşermesini arzuluyoruz. Başkalarının bizim için verdiği/yasalaştırdığı kararlarla neredeyse insanlığımızı unuttuk. Daha adil, özgür ve insani değerlerin yüceltildiği bir ülkede yaşamak temennisiyle…

Taraf, 20.05.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et