Terör azgınlaşırken demokratik açılım olur mu?

Günlerdir köşelerde, televizyon programlarında tartışılıyor: Terörle Demokratik Açılım birlikte yürüyebilir miymiş… Ya da yürümeli miymiş…

Terörün yükseldiği dönemlerde demokratik açılımı yürütmek zordur, diyenler var; tam da şimdi, terörün yükseldiği bu dönemde açılım hızlandırılmalıdır, diyenler var.

Bana göre, bu iki görüş birbirinin tersi görünse de aslında aynı yanlıştan kaynaklanan simetrik görüşler.

Çünkü her ikisi de demokratik açılım ile teröristin tutumu arasında ilişki kuruyor. Her ikisi de hükümetin politikasını teröristin politikasına endekslemiş oluyor.

Yani tam da yapılmaması gereken şeyi yapıyor.

Oysa Demokratik Açılım tamamen tek taraflı bir süreçtir, öyle olmalıdır. BDP’nin çizdiği zikzaklardan, Habur’a gelenlerin kıyafetlerinden, PKK’nın terör eylemlerini yavaşlatıp yükseltmesinden; ateşkesler ilan edip ateşkesler kaldırmasından hiçbir şekilde etkilenmeden istikrarlı bir biçimde devam etmelidir.

Çünkü bu açılımla siz hükümet -ya da devlet- olarak bir grup vatandaşınızın zaten hak ettiği ve sizin daha baştan tanımanız gereken temel haklarını nihayet veriyorsunuz; yani geçmişte yaptığınız bir hatayı telafi ediyorsunuz. Böyle bir reformun gidişatı teröristin davranışına endekslendiğinde, bundan zımnen de olsa bu demokratik hakların terör örgütüne taviz olarak verildiği anlamı çıkmaz mı?

Eğer demokratikleşme süreci gerçekten de teröristin ne yaptığından bağımsız bir şekilde tek taraflı bir süreç olarak ilerlemezse, yaptığınız reformların terörizmi güçlendirmesi kaçınılmaz hale gelir. Basit bir mantık yürütmesiyle, eğer demokratik açılımı terör olaylarının artışı ile birlikte hızlandırırsanız, “İşte terör sonuç alıyor” derler; eğer yavaşlatırsanız, bu defa da “Teröre taviz vermemek için yavaşlatıyor” derler… Yani her halükarda sizin demokratik açılımınız terör örgütüne yönelik bir politika olarak algılanır.

Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu, demokratik reform paketinizin terör olaylarından hiçbir şartta etkilenmesine izin vermemektir. İster yaprak kıpırdamasın, isterse kan gövdeyi götürsün, sizin hükümet olarak, devlet olarak yapmanız gereken şeyleri sürekli ve istikrarlı bir şekilde gerçekleştirmenizdir.

Evet, biliyorum, bu noktada siyasetçi şunu söyleyecektir: Her gün şu kadar şehit verilirken, nasıl olacak da halkın Açılım’ı desteklemesini sağlayacağız?

Bunun zor olduğunu biliyorum ama siyasetçinin terörün alçalış ve yükselişine bağlı olarak kamuoyunun yükselen ya da alçalan tepkilerini göğüslemeyi de bilmesi gerekir. Çünkü bu tepkiler haksızdır, yanlıştır. Politikacı halka, terör azgınlaştı diye Kürtler’i cezalandırmanın adil olmadığını anlatabilir ve anlatmalıdır. Aynı şekilde terör duruldu diye “Artık bir şey vermemize gerek yok” diye düşünenlere de tanınacak hakların terör örgütünün değil, halkın hakları olduğunu kavratması gerekir. Tabii, en başta da kendisinin kavraması…

Eğer böyle bir kavrayış hakim olsaydı, Ocalariın yakalanışını izleyen sakin beş yıl boyunca sanki bizim Kürt sorunu diye bir sorunumuz yokmuş gibi el el üstünde beklenilmezdi. Geçmişte yaşanan 33 erin katli olayının siyasi çözüm çabalarının önünü kesmesine izin verilmezdi. Ya da Erdoğan PKK katliam yaptı diye DTP ile görüşmekten vazgeçmezdi. Ya da bugün terör azdı diye taş atan çocuklarla ilgili yasa tasarısının ertelenmesi diye bir fikir akla bile gelmezdi. Ve bugün, tekmil kanallarda “Demokratik açılım teröre rağmen sürdürülebilir mi” diye bir tartışma yapılmazdı.

Her şey bir yana, bu tartışma koskoca bir halkın temel insan haklarının terör örgütünü yola getirmek için rehin tutulduğu gibi bir tablo yaratır ki bu gerçekten hepimiz için utanılası bir durumdur.

Bugün, 25.06.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et