Temel gelirin açmazları ve zararları

Bir süre önce Hür Fikirler’de yayınlanan bir yazımda temel gelir meselesini ele almıştım. Konu politikacıların ve iktisatçıların gündeminde gitgide daha fazla yer işgal ediyor. En son 5 Haziran’da temel gelir İsviçre’de referanduma götürüldü. Meseleden yeterince haberdar olmayanları şaşırtacak şekilde, seçmenlerin çoğunluğu teklif reddetti. Bazı yorumcular halkın çoğunluğunun temel gelir uygulamasının vergi artışlarına sebep olacağı korkusuyla öneriye hayır dediğini yazdı.

Temel gelir uygulamasının vergi artışlarına sebep olacağı endişesi haksız ve yersiz değil. The Economist dergisinin bir hesaplamasına göre, ABD’de her vatandaşa yılda 10 bin dolar tutarında temel gelir verilebilmesi için devletin GSYİH’dan el koyduğu miktarın mevcut %26’dan %35’e çıkması gerekiyor. Bunun vergi mükelleflerinden daha çok vergi alınması anlamına geleceği açık.

Tüm dünyada temel gelir fikrinin yaygınlaşmasının ardında iki ana sebebin yattığı söylenebilir. İlki klasik eşitlikçi ve devletçi felsefe. Buna göre devlet vatandaşlarına “uygun” bir hayat yaşamaları için bir minimum gelir temin etmekle sorumlu kılınmalı. İkincisi ise işsizliğin bir afet hâlini alması korkusu, beklentisi. Daha önceki teknoloji dalgalarında olduğu gibi bu yıllarda gerçekleşen teknolojik yeniliklerin yol açacağı yaygın otomasyonun çok sayıda işin ortadan kalkmasına ve çalışanın işsiz kalmasına sebep olacağının tahmin edilmesi.

The Economist dergisi yukarda atıf yaptığım yazısında temel geliri ele alıyor. Bundan da yararlanarak temel gelirin yanlışlarını ve muhtemel zararlarını özetleyelim:

1) Teknolojik gelişmenin işsizliğe yol açacağı korkusu geçmişte de yaşandı ama doğru çıkmadı. Bu sefer de öyle olabilir. Otomasyon endişe edildiği kadar çok işin yok olmasına sebep olmayabilir. Henüz gerçekleşmemiş bir kötü duruma binaen temel gelir uygulamasına başlamak yanlış olur.

2) Temel gelirin faydalarının belirsiz olmasına karşın maliyetleri kesin. Temel gelirin üniversalize edilmesi, onun vatandaşlar tarafından bir temel hak olarak benimsenmesini sağlamaya hizmet eder. Ancak, aynı zamanda maliyetleri çok yükseltir. ABD örneğinde aylık 900-1000 dolar civarında temel gelir uygulaması hem GSYİH’nın devlet tarafından alınan miktarını yaklaşık %30 civarında artırıyor hem de sosyal güvenlik sisteminin iki önemli parçasından biri olan emeklilik maaşlarının (diğeri sağlık bakımı) yerini almasını gerektiriyor.

3) Daha çok vergi ve her vatandaşla temel gelir ilişkisi devletin büyümesi anlamına geliyor. Böylesine büyük vergi yükseltmelerinin ekonomik büyümede ve zenginlik yaratmada menfi etkilerinin olması kaçınılmaz.

4) ABD örneğinde yıllık 10 bin dolar temel gelir gayet düşüktür ve meselâ sadece emekli maaşına dayananların da aralarında olduğu çok sayıda kimseyi (fakiri) daha kötü durumda bırakacaktır.

5) Üniversal temel gelir uygulaması aynı zamanda modern refah devletinin üzerine inşa edildiği şarta bağlılığı da tahrip edecektir. Şarta bağlılık ‘çalışırken sen öde emekliyken sana ödensin’dir. Temel gelir çok kısa vadede olmasa bile bazı çalışanların işini terk etmesine ve tembelliğe, atalete düşmesine sebep olacaktır. Böylece toplum vergi ödeyenler ve vergiden yararlananlar diye ikiye ayrılacak, vergi verenlerin hoşnutsuzluğu refah devletini tahrip edecektir.

6) Temel gelir ülkelerin sınırlarını açık tutmasını neredeyse imkânsız hâle getirecektir. Bir gelire hak, zengin ülkelerin hükümetlerini kapılarını göçmenlere kapatmaya veya devlet desteğinden mahrum bir vatandaşlar grubu oluşturmaya teşvik edecektir. Esasen, bu problem bugün de var. Zengin ülkelere göçü teşvik eden faktörler arasında bazı refah devleti hizmetleri en başta yer alıyor.

Dergi bu tespitlerden sonra refah devletinin –engellilere destek gibi- iyi yönlerinin bulunduğundan söz ediyor ve devletlere temel gelir uygulamasına geçmek yerine istihdamı artıracak tedbirler almasını öneriyor. Bunlar arasında yer alan, meslekî lisanslamanın gevşetilmesi, imar ve inşaat kısıtlamalarının azaltılması gibi tedbirler liberal açıdan onaylanacak tedbirler. Negatif gelir vergisi, devletin altyapı yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması gibi tedbirler ise tartışmaya daha açık. Son olarak, ben, klasik liberal kimliğimle, refah devletine klasik liberalizm ile Amerikan liberalizmi arasında gezinen bir dergi olan The Economist’ten daha büyük kuşkuyla bakmaktayım. Sadece henüz hayat bulmamış temel gelir uygulamasının değil, dünyada hayli yaygın ve uzunca bir zamandır hayatta olan refah devletinin -en azından bazı refah devleti politikalarının- da ciddî biçimde sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki dünya zaten o noktaya doğru gidiyor.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et