Tek hafifletici sebep: Gelenek

Hâlâ aynı yanlışı yapıyorlar…

Ergenekon hükümlülerinden biri, karardan sonra AK Parti iktidarına bir yıl ömür biçtiğini; bir yıl sonra “halkın iktidara geleceğini” söylemiş. Bir başkası, “sıcak bir sonbahar yaşanacağı” tehdidini savurmuş.

Oysa böyle ölçüsüz-desteksiz tehditler savurmak yerine sussalar ve halkın affediciliğinin ortaya çıkabileceği bir iklimin bir an önce oluşması için yaptıklarını unutturmayı deneseler kendileri için çok daha hayırlı olurdu.

Kendisi için verilen kararın adil olmadığına inanan insanların hukuki itirazlarını en yüksek perdeden dile getirmelerinde yadırganacak bir şey yok. Ben hukuki itirazdan değil, siyasi tehditten söz ediyorum. “Yıkarız, yakarız, deviririz, bedelini ödetiriz” tehditlerinden…

“Hâlâ aynı yanlışı yapıyorlar” derken kastım, bu kesimin mahkemelerdeki savunmalarını da aynı siyasi hat üzerine oturtmalarıydı.

Toptan inkârın iflası 

Darbe davalarından yargılanan TSK mensupları, dava boyunca kendilerinin “kahraman” onları yargılayanların ise vatan haini olduğunu söylediler. Her şey yalan, her şey sahteydi. Ergenekon örgütü bir hayal ürünüydü. Karşı karşıya oldukları şey, NATO’nun Türk ordusunu tasfiye planıydı. Onlar, ABD-AK Parti-Gülen hareketi ittifakı tarafından ortaklaşa planlanan bir tasfiye operasyonunun kurbanıydılar.

Kendilerini böyle savundular… Ne var ki, dosyalarda o kadar güçlü deliller vardı ki, “toptan inkâr” stratejisi sökmedi.

Oysa hem mahkeme heyeti hem de kamuoyu vicdanı açısından oldukça etkili olabilecek bir hafifletici sebepleri vardı:

“Biz bir geleneğin kurbanıyız” diyebilirlerdi!

“Biz ordunun siyaseti kontrol etmesinin, kontrol edemediğinde de müdahale etmesinin gelenek haline geldiği bir orduda yetiştik. Harp okuluna girdiğimiz andan itibaren komutanlarımızdan siyasete balans ayarı vermenin suç değil kutsal bir misyon olduğunu öğrendik” deselerdi çok daha etkili bir savunma yapmış olurlardı.

“Bizim bu suçu işlememizde, 1960’dan beri aynı suçu işleyen komutanlarımıza hiçbir bedel ödetmeyen hukuk sisteminin hiç mi payı yok? Adalet piyangoyla dağıtılmaz. On yıllardır işlemeyen yargı sürpriz bir biçimde ilk bize işlemişse, bu bizi kurban yapmaz mı” gibi bir mantık ileri sürebilirlerdi.

Ayrıca, bu kötü geleneğin sadece TSK içinde değil, bütün toplumda egemen olduğunu; toplumun azımsanamayacak bir kesiminin de onlara “kurtarıcı” gibi davranarak; müdahale için kışkırtarak suç işlemeye teşvik ettiklerini de ekleyebilirlerdi -ki bu da bir hafifletici sebep- olurdu.

Ancak böyle bir savunma stratejisi kamuoyunda bir empati duygusu yaratabilir, affetme ve yeni bir sayfa açma eğilimi doğurabilirdi.

Af iklimini berhava etmek 

Ne var ki böyle yapmadılar ve hâlâ da yapmıyorlar. Tam tersine, kinden, intikamdan, rövanştan söz etmeye devam ediyorlar. Ve bu söylemleriyle oluşması gereken af iklimini berhava ediyorlar.
Hesaplaşmanın bitmediğini; darbeciliğin Türkiye’de hâlâ mahkûm edilmediğini; darbecilerin nadim olmadığını ortaya koyan bu söylem bugün Türkiye’de yeni bir sayfa açılmasının önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Zira toplumun affediciliğinin ortaya çıkabilmesi için, affedilecek olanların da suçlarını anladıklarını bir şekilde belli etmeleri gerekir.

Türkiye’de kimse, yüzlerce hayatın mahvolmasından, hiçbir suçu olmayan sanık yakınlarının yaşadıkları büyük acıdan memnuniyet duymuyor. Mahkemenin tekrarladığı her “müebbet” kelimesi, sadece sanıkların ve sanık yakınlarının yüreğini yakmakla kalmıyor; bütün toplumun ruhunu karartıyor.

Ama öte yandan o toplum, bundan sonra başına böyle işler gelmeyeceğinden de emin olmak istiyor. Bütün mesele, kamuoyu vicdanının, halkın iradesine karşı şiddete başvurma yolunun artık geçmişte kaldığına inanması…

Darbe sanıkları ve onların yanında saf tutanlar, tehditleri bırakıp toplumu buna inandırmanın yolu yordamı üzerinde düşünseler çok daha iyi ederler.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et