Tavus Kuşu Büyük Bir Kuş mudur?

Tavus kuşu küçük bir kuş değildir ve bu soru da öylesine sorulmuş bir soru değildir. Endişelenmeyin, hâlâ aklım başımda ve bu yazının başlığı benim üzerine düşünüp sizlerle de tartışayım dediğim bir konu değil. Birkaç yıl evvel İngiltere’de gerçekleşen bir tren kazasında sorumluluğun şirkete ait olup olmadığını belirleyebilmek için tartışılan sorulardan biriymiş bu soru. Sözleşmede sorumluluğa ilişkin maddelerden birinde yabancı nesnenin boyutu önem arz ettiğinden bu tartışma İngiliz kamuoyunu bir süreliğine meşgul etmiş.

Soruyu ve konuyu önemli kılan bir diğer konu ise İngiltere’de demiryollarının özelleşmiş olması ve bunun üzerine çıkan tartışmalar. İngiliz basınında uzun uzadıya konuşulan bu konu karşımıza demiryollarının özelleştirilmesinde önemli bir başarısızlık öyküsü olarak çıkmakta.

Doğrusu bu konuyu iş için Ankara’dan Sivas’a hızlı tren ile seyahat ettiğim bir gün “demiryolları özelleşebiliyor mu” acaba diye düşündüğümde araştırdım. Fakültede idari yargı alanına giren sözleşmelerde tren işletmeleri üzerinden örnekler verilmişti ve ayrımlar yapılmıştı. Ancak ben TCDD ve iştirakleri dışında hiçbir taşımacılık işletmesi görmemiştim. Daha evvel, İstanbul’a, Eskişehir’e, Konya’ya da hızlı tren ile seyahat ettim. Birkaç kez de Güney Ekspresi’ne niyet etmiştim ancak gidememiştim. Bütün bu seyahatlerde karşıma hep TCDD çıktığından serbestleştirmenin veya farklı bir firmanın demiryolu taşımacılığı yapıp yapamayacağını bilemiyordum.  Mevzuat üzerinde araştırmalar yaptığımda geçmiş yıllarda (2013) “Türkiye Demiryollarının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun”  başlıklı 6461 sayılı kanunun çıkarıldığını gördüm. Bu kanunun 6. maddesi konuyu gayet yerinde ele almıştır:

“Kendilerine ait demiryolu altyapısı inşa etmek,

  1. b) Kendilerine ve/veya başka şirketlere ait demiryolu altyapısı üzerinde demiryolualtyapı işletmecisi olmak,

c) Ulusal demiryolu altyapı ağı üzerinde demiryolu tren işletmecisi olmak,

üzere Bakanlıkça yetkilendirilebilirler.

(2) Kamu tüzel kişileri ve şirketler, kendilerine ait veya tasarruflarındaki demiryolu altyapısının kullanım ücretlerini bütün tren işletmecileri için eşit şartlar içeren ve ayrımcılık oluşturmayan bir şekilde belirler ve uygular.”

Sonrasında yaptığım araştırmalarda ise TÜPRAŞ gibi büyük şirketlerin bu kanundan yararlandığını ve kendi vagonları ile yük taşımacılığı yaptığını gördüm. Herhangi bir veriye dayanmasam da bu hatların oldukça kârlı olduğunu tahmin edebiliyorum. Ve eklemek istiyorum; İngiltere kötü örneğine rağmen, demiryollarında serbestleşmeyi teşvik etmeliyiz.

Türkiye henüz bu serbestleşmeye hazır mı bilemiyorum çünkü bu kanun çıkarılırken dahi çok yoğun bir tartışma ve suçlama furyası oluşmuş. Ancak kabul etmek gerekir ki demiryolu işletmeciliğinin gelişmesi barışta ve savaşta çok ekonomik ve etkili bir yöntemdir. Hele ki hızlı tren varlığıyla günümüzde Ankara-İstanbul arasını 40 dk’ya indirmeyi tartışıyorsak eğer Doğu-Batı Güney-Kuzey arasında yurdun dört bir yanını demiryollarıyla örmek ve büyük kısmını hızlı tren yapmak bu sayede mesafeleri kısaltıp lojistik imkânları artırmak Türkiye için verimli olacaktır.

Yeri gelmişken, demiryolu taşımacılığı ile mega projelerden birisine de burada yer verelim istiyorum: Maya Treni.

Meksika demiryolu taşımacılığı ile ilgili önemli bir mega proje tanıttı ve orduya da yetki vererek bu demiryolu inşaatının hızlandırılmasını hedefledi. “Maya Treni” adı verilen bu projede bazı Türk firmaları da yer alıyor. Bu proje ile birlikte Meksika bazı yoksul bölgeleri canlandırmayı, turizmi geliştirmeyi planlıyor. Açıkçası bazı eleştirilere rağmen önemli bir proje olduğunu düşünmekteyim.

Gelgelelim, bu yazıyı kaleme alırken sizlere tavus kuşunun büyüklüğünü veya demiryollarının serbestleşmesini veya Maya Treni projesini anlatmak asıl amacım değildi. Her zamanki gibi konu konuyu açsın ve muhabbet ediyormuş gibi olsun diye böyle bir girizgâh yaptım ancak yazıyı yazmakta asıl amacımı kısaca açıklayıp yazıma son vermek istiyorum:

Malum olduğu üzere bölgemizde gündemin oldukça karışık ve can sıkıcı olduğu günlerdeyiz. “Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtılıyor” şeklinde sürekli tiye alarak söylediğimiz bu söz, an be an, yavaş yavaş gerçekleşiyor. Bir yandan 2023 yılında, bilgi ve enformasyon çağında, herkesin gözü önünde bir soykırım gerçekleşiyor. Bir yandan Epstein belgeleri ile dünya bağırsaklarını temizliyor. İsrail bütün enstrümanlarını kullanmasına rağmen üst düzey tek bir Hamas yetkilisini vuramıyor, rehineleri kurtaramıyor, bütün dünyada Filistin davası yankılanıyor ve taraftar topluyor. Lahey’de yargılamalar başlıyor. İsrail ve Ortadoğu’daki müttefikleri, kendi vicdanlı vatandaşları da dahil olmak üzere halklar nezdinde köşeye sıkışıyor.

Diğer yandan Çin Ortadoğu’da hiç olmadığı kadar aktif durumda ve bazı Arap ülkelerinin gördüğümüz ve göreceğimiz çıkışlarının arka planında bu aktiflik ve destek yatıyor. Pek çok anlaşma, pek çok görüşme, istihbarat mücadeleleri devam ediyor. Beyrut sokaklarında herhalde Yeni Zellanda istihbaratı bile göreve başlamıştır…

Bütün bunlar olurken Türkiye, ustalıklı diplomasisini sürdürmeye gayret ediyor. Elbette, krizler fırsatlar da doğurur. Ortadoğu’nun güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir ve Türkiye’nin güvenliği Avrupa’nın güvenliğidir. Bu denklemin sorumluluklarından birisi de hem tarihi bir misyon olarak hem de bir zorunluluk olarak Ortadoğu’da barışın tesisinde Türkiye’nin rolüdür. Bu rolü güçlendirebilmek için Türkiye çevresindeki akraba topluluklar ile bağlarını güçlendirmelidir. Bunun da yegâne yolu yatırımlar, ticari ilişkiler, turizm ve kültürel ilişkilerdeki artıştan geçmektedir.

İşte bu nedenle -fakültede okurken- 2019 yılında ortaya attığım ve alt metninde liberal milliyetçiliğin notalarını görebileceğiniz, Mavi Türk Kuşağı Projesi’ne ilişkin bir öneriden bahsetmek istiyorum: Mavi Türk Kuşağı Treni.

Mavi Türk Kuşağı Treni, Saraybosna’dan başlayıp Kerkük’e ve diğer besleyici hatlarla Bakü’ye kadar giden bir tren hattı projesi hayalidir ve bölgesel bir proje olmasına rağmen Türkiye’yi bölgesel güç olmanın ötesine taşıyacaktır. Gerek Kerkük, gerekse Saraybosna; henüz çözüme kavuşturulamamış ve bıçak sırtında iki bölgedir ve Türkiye’nin bu bölgelerle ilişkisini anlatmanın malûmun ilamı olacağını bildiğimden burada buna gerek duymuyorum. Ancak bu iki bölge ile ilişkileri geliştirmemiz, ticarî olarak işbirlikleri yapmamız, kültürel olarak daha fazla ortak proje için fon ve yatırım ayırmamız, ortak işler, projeler, komisyonlar ortaya koymamız ve bunu ivedilikle gündemimize almamız gerekmektedir. Dahası, mesafeleri çok daha kısaltabilmek için birtakım uluslararası anlaşmalarla Mavi Türk Kuşağı Treni’nin projelerine başlamamız gerekir.

Av. Haldun Barış, 2024

Konuya ilişkin 2 yıl evvel de bir yazı yazmıştım. Bu yazıya ekteki linkten erişebilirsiniz:

Tarihî Miras: Harput-Kerkük-Urfa-Bakü Ticaret Yolu

 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et