Tasarruf ekonomiyi öldürür mü?

2008 ekonomik krizinin başlıca sonuçları tüketimi yüceltme, tasarrufu küçültme kültürünün kuvvetlenmesi ve finansal araçlarla finansal pazarların günah keçisi haline getirilmesi oldu. 
 
 Kimileri finans piyasalarına lanet okurken tüketim harcamalarını ekonominin can suyu olarak gören yaklaşım da ağırlığını iyice hissettirdi. Tüketimi yararlı, tasarrufu zararlı görenlere göre ekonomik büyümenin anahtarı tüketimdir. Özellikle kriz dönemlerinde tasarruf yapmak, bireysel faydalar sağlasa bile, bir bütün olarak ekonomiyi resesyona iter. Tüketim ekonomik büyümeyi teşvik eder; tasarruf tersini yapar. Birçok insanın bu yanlış fikre esir düşmesinin sebebi, ekonomide kısa vadede olanı görüp uzun vadede olanı görememesi veya iktisadi analizi görünene dayandırıp görünmeyeni ihmal etmesidir.

Tüketimin ekonomik hayatta kolayca teşhis edilebilecek sonuçları vardır. İnsanlar bilgisayar, televizyon, otomobil, elbise vs. aldıkça, bunları üreten firmalara daha fazla kâr elde etme ve daha çok emekçiye bu firmalarda istihdam edilme imkânı doğar. Alımlar azalınca veya durunca bu olmayacağından, durumu gözleyen kimseler, kolayca, tasarruflarda bir artışın, yani gelirimizin tüketime tahsis edilmeyen miktarının büyümesinin, ekonomiye zarar vereceğini düşünür. Zira, tasarrufun artması tüketimin azalması (daha az bilgisayar, televizyon, otomobil, elbise vs.), tüketimin azalması ise daha az kâr, daha az iş demektir.

TASARRUFLARIN EKONOMİYE KAZANDIRILMASI

Bu kısmen doğru, ancak eksik bir tahlildir; çünkü tasarrufa ne olduğunu ele almamaktadır. Binlerce, milyonlarca bireyin tasarruflarına ne olur? Bu sorunun cevabı tabloyu tamamlayacaktır. Birinin tasarruf etmesi demek, elinde tuttuğu varlık veya para miktarını artırması demektir. İşte tam da bu noktada finansal araçlar ve finansal pazarlar devreye girer. Eğer tasarruf edilen paralar yastık altında tutulursa, tasarrufa yönelik eleştiriler haklıdır; zira, tasarruflar ekonomik hayatın akışının dışında kalacaktır. Artan tasarrufuyla kişinin durumu iyileşecek, ama toplumun refahı gerileyecektir. Bereket versin, böyle olmaz. Tasarrufların çoğu, bankalardaki çek hesaplarından hisse senedi ve tahvillere kadar uzanan zengin bir yelpazede, finansal araçlara dönüşerek ekonomi dışında kalmaktan kurtulur. Bu araçların ticaretiyle meşgul finansal kurumlar onları yatırım yapmak isteyen müşterilerine yönlendirir. Başka bir deyişle, bu tasarruflar başka bir yerde (yatırım harcamalarında) tüketime dönüşür. Bu, uzun vadeli ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın olmazsa olmazını teşkil eden sermayeyi oluşturan süreçtir. Ekonomiyi gözleyenler, doğrudan tüketime giden harcamaları görür, fakat tasarrufların sermayeye, sermayenin yatırımlara dönüşmesini fark etmez.

Başka bir şekilde söylersek, tasarruf oranlarında bir artış, tüketicilerin zaman tercihinde bir değişikliği yansıtır. Bu şu demektir: Tüketiciler şimdi yapılacak tüketimle istikbalde yapılacak tüketimden daha az ilgilidir. Bunun ekonomik açıdan pozitif sonuçlar yaratabilmesi için finansal pazarlara ihtiyaç vardır. Finansal pazarlar tercihlerdeki değişikliği kaynakların akışında bir değişikliğe tahvil eder. Bu yüzden, tüketimi sınırlamak ekonomik büyümeyi engellemez.

Şüphesiz, bu görüşe karşı çıkanlar da vardır. Tasarruftaki büyümenin ekonomik büyümeyi engelleyeceği görüşü en sofistike biçimde Keynes tarafından işlenmiştir. Keynes’e göre finansal sistem tasarrufları yatırıma dönüştüremez. Faiz oranları tasarruf arzıyla yatırım fonları talebini koordine edemez. Tasarruf, gelirin bir fonksiyonudur ve yatırım “hayvan ruhlar” -insanların psikolojisi ve beklentileri- tarafından yönlendirilir. Dolayısıyla, tasarrufların yatırıma çevrilmek üzere ekonomiye geri döneceğini düşünmek için hiçbir sebep yoktur. Tam tersine, tasarruf -tüketim, yatırım ve devlet harcamalarından müteşekkil- harcama ırmağından bir sızmadır.

Keynes’in finansal pazarlarla ilgili görüşü yanlıştır. Finansal pazarlar fonksiyonlarını icra eder ve tasarrufları yatırım fonları olarak ekonomiye sokar. Bu yüzden, tasarruflarda bir artış ekonomiye zarar vermez. Ancak, bir kere daha vurgulamak gerekirse, tasarrufların ekonomiye dönmesi finansal araçların yok edilmemesine, finansal pazarların budanmamasına ve finansal kurumların sağlıklı işlemesine bağlıdır. İnsan davranışıyla ilgili gözlemler göstermektedir ki, tasarruf etmek bir doğal insan eğilimidir. Gelişkin finansal pazarlar olmasa da insanlar bir şekilde tasarruf yapacaktır. Tasarrufların işe yaramaz atıl kaynaklara dönüşmemesi, serbest ve işlek finansal pazarların varlığına bağlıdır.

KAMPANYALAR TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINI NASIL ETKİLİYOR?

Burada iki noktaya daha işaret etmek gerekir. İlki finansal pazarların da finansal araçların da 2000’lerde icat edilmediğidir. İnsanlar arasında ticaretin ilk başladığı zamandan beri finansal araçlar ve pazarlar vardır. Bu alandaki ciddi çalışmalar (mesela Moris Silver’ın eserleri) pazarları ve finansal araç olarak paranın var ve fonksiyonel olduğunu reddeden (Karl Polanyi gibi) yazarları yalanlamaktadır. Tasarruf ve finansal araçlar beşerî hayatın yakın zamanlarında (18. ve 19. yüzyılda) ortaya çıkmış, geçici, keyfî ve olmasa da olur araçları değildir. Her zaman hayatımızda olmuştur. İkinci nokta, finans araçlarını ve finans pazarlarının kurallarını devletlerin yaratmamış olmasıdır. Kamu otoriteleri finansal araçların yaratılmasından çok vergilendirilmesinde ve kuralların yaratılmasından çok pozitif hale getirilmesinde (kodifiye edilmesinde) rol oynamıştır. Özetlersek, tasarruf ekonomi için gayet yararlıdır. Uzun vadeli, kalıcı, sağlıklı, sürdürülebilir ekonomik kalkınma, toplumda tasarruf alışkanlığının köklü ve yaygın olmasına bağlıdır. Keynes ve Keynes’in izinden giden tasarruf karşıtları yanılmıştır. Ancak, bu akademik tartışmalar bir yana, benim özellikle merak ettiğim iki şey var. İlki, TOBB’un ve benzer kuruluşların “verin alın” türünden kampanyalarının bireysel ekonomik aktörlerin davranışlarını ne kadar etkilediği. Acaba, bu tür çağrılara uyup daha çok para harcayan olmuş mudur? Belki içe bakış yöntemiyle kendi davranışlarımdan cevap için bir ipucu çıkartabilirim. Bendeniz, kriz çıkınca, bütçemi gözden geçirdim ve harcamalarımı azaltmaya, tasarruflarımı artırmaya çalıştım. TOBB kampanyasından da hiç etkilenmedim. Keşke birileri bu konuda ampirik araştırmalar yapsa-yaptırsa, ne olup bittiğini öğrensek. İkincisi, kurum olarak TOBB’un ve tekil aktörler olarak TOBB yöneticilerinin ne yaptığı. TOBB’un bu dönemde harcamalarını artırdığına eminim. Bu hiç şaşırtıcı değil, çünkü TOBB nihayetinde başkalarının parasını başkaları için harcamakta. Fakat, TOBB yöneticilerinin şahsi harcamalarını artırdıklarını hiç zannetmiyorum; zira, bu durumda söz konusu olan kendi paraları…

Benden vatandaşa hem kendisi hem de uzun vadede ekonomi için çok yararlı olacak bir nasihat: İyi hesaplanmış, karşılığı olan harcamalarınızı yapın, ama sakın tasarrufu ihmal etmeyin!
 
Zaman, 11.09.2009

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et