Sizin fanatikleri kınayacak yüzünüz var mı?

İster “içki içtiler” diye yapılmış olsun, ister “sınıfsal öfke”yle, isterse de “yaşam alanı kaygısı”yla hiç fark etmez.

Saldırı saldırıdır ve yapan da cezalandırılmalıdır.

Olayın anlaşılmasını istiyorsanız, sosyolojik analizleri başka bir başlık altında ayrıca yaparsınız. Ama “hafifletici sebep” veya “mazeret” olarak değil.

O galeriler oraya zorla değil satın alma yoluyla gelmişse, “bohem” yaşam tarzı da oraya onlarla birlikte bu yolla gelmişse, mahallelinin kadere yanmaktan bir tepki göstermeye hakkı yoktur.

Bu kadar açık ve basit.

***

Peki bu kadar açık ve basit olan bu adalet meselesi bu ülkede neden kolay anlaşılmaz?

Neden Hürriyet’inden Radikal’ine Tophane saldırısını şiddetle kınayan basının kamu vicdanını harekete geçirmez?

Tersine “ötekiler”i mazeret bulmaya veya suçlamaya iter?

***

Çünkü bunu bir hak ve adalet meselesi olarak ele almazlar da ondan.

Onlar için bu olay yaşam biçimine yönelik ihlal olduğu için kötü değildir; sadece belirli bir yaşam biçimine yönelik ihlal olduğu için kötüdür.

Tophane olayını ahlaki değil ideolojik nedenlerle kınadıkları için de inandırıcı değildirler.

Bu ülkede kategorik olarak bütün ihlalleri mahkum eden azdır.

Vakit’te dinden baskıyı okuyamazsınız. Hürriyeti Milliyetiyle oligarşi basınında ise dine baskıyı.

Bu ülkede bir 28 Şubat yaşandı, Müslümanlar işlerini, okullarını kaybettiler, sistematik bir baskı ve ayrımcılığa uğradılar, sabah akşam “mahalle baskısı”ndan söz eden Hürriyet şimdiye kadar hiç “öteki mahallenin baskısı”ndan veya gidecek mahalle dahi bırakmayan “devlet baskısı”ndan söz etti mi?

Söz etmeyi bir yana bırakın, dindar Müslümanlara yönelik baskılar hafiflemesin diye özel bir çaba sarf etmedi mi? Devletin elinin yetmediği yerlerde “haber” süsü verilmiş ihbarlar yaparak onları daha da ezdirmeye çalışmadı mı? Falanca kurumda başörtülü çalışıyor, feşmekan lisesinde toplu namaz türü haberlerle bizzat ihlal için laikçi otoriteleri “göreve” çağırmadı mı?

***

Mehmet Ali Birand, “başbakan basına kızacağına Tophane-Kasımiye’deki fanatikleri hedef alsaydı” demiş.

Tophane ile Kasımiye’nin bir ilişkisi var; ama Birand’ın sandığı türden değil.

Kasımiye’de fanatik olan kimdi?

Kendileri için kutsal olan mekanda defileye karşı çıkan Mardinliler mi, yoksa başka mekan yokmuş gibi medresede defile için diretenler mi?

Süryani Metropoliti Saliba Özmen, “Bizim manastırlarımızda olsa izin vermezdik” demiş. Manastırında yapılsaydı ve Özmen karşı çıksaydı, fanatik mi olacaktı?

Defile erotik giysi içermiyormuş. Tesettür defilesi olsa ne fark eder? Sonuçta o medreseyi kutsal bilenler bunu istemiyorlarsa, kendinize başka mekan bulacaksınız. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü, insanların kutsallık atfettikleri dini mekanlara saygıyı da içerir.

Ne oldu şimdi?

Kırktan fazla STK’nın itirazına rağmen devlet, asker polis eşliğinde defileyi yaptırdı ve “oraya sanat getiren seçkin insanlar” işleri bitince o mekanı yine Mardinlilere bırakıp İstanbul’a döndüler. Tıpkı işgal edilmiş bir ülkedeki koloninin yaptığı gibi.

Bu ülkede Müslümanların tekkeleri, dergahları kapatıldı ve devlet medreselerine el koydu. Şimdiye kadar bir kez dahi bunu eleştirmiş olmayandan medresede defileye karşı çıkmasını beklemek mantıklı mı?

***

Şimdi baştaki soruya dönelim: Bu ülkede hak ihlalleri “kamu vicdanı”nda niye kolayca mahkum edilmez?

Çünkü bundan şikayet edenler de genellikle vicdansızdır da ondan.

Star, 28.09.2010
 

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et