Siyasette kelebek etkisi

-Deprem dolayısıyla başsağlığı dileklerimle-

Kürt Sorununu çözmek mi istiyorsunuz?

O halde Alevi Sorunu çözün. Heybeliada’yı açın, tarikatları özgürleştirin.

“Ne alakası var” diyenler olacaktır, biliyorum.

Şöyle söyleyeyim, çok alakası var! 

İnsan da, onun oluşturduğu toplum da, “o ayrı, o ayrı”cıların anlayamayacağı kadar karmaşık varlıklardır. Ondaki bir sorunu çözmek için yapılan her olumlu müdahale, çok ayrı görünen başka bir alandaki bir tıkanmayı açar, çözümü tetikleyici etki yapar.

Toplum mühendisleri bunun nasıl olduğunu anlamaz, böyle bir öneriye de ikna olmaz.

Siyasette ferasetli lider ise bunu hisseder, uygular ve başarır. Ama çoğu kez o bile “bunun nasıl olduğunu” anlatamaz.

“İyiliğin kelebek etkisi” mi demeli buna, yoksa herkesi o çözüme ikna edecek veya çözmek istediğiniz soruna kolektif destek sağlayacak bir “güven”i tesis etmenin zorunlu şartı mı? Yoksa demokratikleşmenin ancak bütün unsurlarıyla aynı anda uygulandığında sonuç alıcı bir “program” veya “işletim sistemi” olmasından mıdır? Hiç kimseyi ihmal etmemenin, dışlamamanın “bereketi” mi?

Bunların hepsi mi?

***

Yol uzun, trafik tıkalı. Aracı kullanan arkadaşla sohbet ediyoruz. Konu siyasete geliyor, ayrışıyoruz. Aslında yeni anayasa sürecine pekala destek verebilecek biri, ama vermiyor.

O süreci yürüten siyasi aktörden (‘Akepe’) hoşlanmıyor. Bu yüzden de, çok muhtemel ki, başkası yapsa güleceği türden gerekçelere sığınıyor. Sohbetin ilerleyen dakikalarında anlıyorum ki, Alevi Sorunu konusunda atılmayan adımlardan asıl şikayeti. O konuda tamamen uzlaşıyoruz. Ama ondan farklı olarak ben sürece destek verirken, o küsüp kabuğuna çekiliyor.

***

Eğer yeni anayasa yapmak ve bütün bu sorunları çözmek istiyorsanız, sadece ona odaklanmamanız gerekir.  Onun önündeki bütün engelleri, size en dolaylı görünenler dahil, kaldırmak için gayret etmeniz gerekir. Yeni anayasaya elverişli bir siyasi atmosfer ve mutabakat inşa etmek de bu sürecin bir parçası. Toplumsal desteği genişletmek, gereksiz bir sürü tartışmayı ve mağduriyeti gidermek, motivasyon sağlamak için “anayasal olmayan” bir dizi adım atılabilir.

Dahası, anayasanın yapılacağına dair bir garantimiz olmadığına göre, bu arada atılabilecek adımları atmamak da makul olamaz.  Özellikle de bu adımların çoğunun yeni bir yasa yapmaktan çok, yasaklarla dolu mevzuat hükümlerinin silinmesinden ibaret olduğunu düşündüğümüzde.

“Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki akla ziyan TCK Madde 220’yi ele alalım. Bu saçmalığı gidermek için yeni anayasayı niye bekleyelim ki? Terörle Mücadele Kanunu’nu tamamen kaldırmak için, Milli Eğitim ve Yüksek Öğretim Kanunlarını ideolojik içeriğinden arındırmak için şart mı yeni anayasa? Ya her sabah ilköğretim çocuklarına politik “ant” içirme rezaletine dur demek için? Cemevlerine statü inkılap kanunlarına aykırıymış. Çok umurumdaydı. Siz verin de “aykırı” diyen utansın.

***

İkna edici olmak için, Hükümete muhafazakarlığın diliyle sesleneyim:

Dünya bizim gördüğümüzden daha karmaşık bir yerdir. Siyasetin dünyası da öyle.

İnsan aklı da bütün değişkenleri ihata edemeyeceği için öyle dört başı mamur toplumsal mühendislik projeleri sorun çözmez, çoğu kez geri teper.

İşte bu yüzden, projelere, stratejilere, retoriğe değil, siyasette sağlam ilkelere ihtiyaç vardır. Onları “fayda-maliyet” hesaplarına kurban etmeden izlemek gerekir. Üstelik herhangi bir sorunu çözmek için değil, sonuçlarından bağımsız olarak o ilkeleri izlemek gerektiği için. İzlendiğinde sorunlar zaten çözüleceği için.

Sonuç, hiç beklenmeyen ve nasıl olduğunu yapanın bile anlayamadığı ve açıklayamayacağı olumlu sonuçlar olduğu için.

Ama herkes anlamaz bunu.

Çünkü bütün bu yazdıklarım, “objektif ve kanıtlanabilir bilgi” kabilinden değildir.

 

Star, 27.10.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et