Siyasal ilkeler ve uluslararası indeksler

Son yıllarda özgürlük ya da demokratik gelişmeyi konu alan uluslararası indekslerde Türkiye’nin puanının düşmesi ya da iyiye gitmemesi sıklıkla gündeme taşınmaktadır. Bu indeksler özgür toplum idealinin neresinde durduğumuzu göstermesi bakımından önemlidir.

Ancak bu tür indeksler, gelişmekte olan ülkelerdeki siyasi kompleksliği kavramada yetersiz kalarak değerlendirmelerinde yanlış yönlendirici olabilmektedirler. Bazı indekslerin ya da bazı tanınmış yabancı yayın organlarının hususi olarak Türk hükümetine karşı hakkaniyetsiz davranmasından bahsetmiyorum. İndekslerin normatif değerlendirmelerinin gelişmekte olan ülkeleri anlamadaki yetersizliğinden bahsetmek istiyorum.

YOZLAŞMAYI TANIMLAMAK

Gelişmekte olan ülkelerde yozlaşma basitçe kamusal kurumların özel çıkarlar için kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Bu gelişmiş anayasal demokrasiler için mükemmel bir kriterdir. Çünkü bu ülkelerde kamusal kurumlar büyük ölçüde kamusal çıkarlar için çalışmaktadır. Kaideyi bozan pratikleri tespit etmek ve düzeltilmesi için demokratik yasal süreçleri başlatmak nispeten kolaydır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise kamusal kurumların birincil hedefi belirli elit grupların özel çıkarlarını korumaktır. Douglass North’a göre, bu ülkelerde hükümet denen yapı, devleti oluşturan örgütler ağının sadece görünen yanıdır. Yani siyasal iktidarın hükümetten öte daha kompleks ve dağılmış bir yapısı vardır.

Nitekim vesayetçi demokrasi Avrupalı bir teori olmasına rağmen, Türkiyeli liberallerin Avrupalı akranlarına Türkiye’deki bürokratik vesayeti açıklama çabaları uzun yıllarını aldı. Biz tam da bu meselenin artık AB tarafından doğru anlaşıldığını düşünürken, AK Parti iktidarı ile bürokrasi sorunu bambaşka bir düzeye kaydı. Biz mevcut siyasi çatışmayı açıklamada geçmişte yaşadığımız zorluklarla yeniden karşılaşmaya başladık.

VESAYETE KARŞI TEMEL STRATEJİ

Bürokratik vesayete karşı temel strateji seçilmiş bir hükümetin istikrarlı reformlarla Türkiye’yi anayasal demokrasi idealleri doğrultusunda dönüştüreceği umudu üzerine temelleniyordu. Ancak hükümetin bunu hangi siyasi ve bürokratik kadrolarla yapacağı ya da hangi finansal kaynakları kullanılacağı, üzerine düşünülen meseleler değildi. Siyasetin ana platformunun, seçim mitinglerinin değil de bürokratik kurumlar olduğunu çabuk unuttuk.

Bu sebeple, AK Parti her ne kadar iş başına gelir gelmez ciddi yasal reformlara başladıysa da asıl mücadele bürokratik kadroların paylaşılması sırasında verildi. Bizim gibi ülkelerde bürokrasiye hâkim olmak ekonomik kaynaklara, dolayısıyla ekonomik rantlara hâkim olmak anlamına gelir. Reformcu ve seçilmiş bir hükümet dahi, bir yandan ekonomik rantların alanını daraltırken diğer yandan kendisinin üzerinde duracağı ekonomik rantlara sahip olmadan ilerleyemez, ilerlemiyor da.

Dolayısıyla sadece siyasal ilkeleri değil ama mevcut iktidar çatışmalarını da değerlendiren bir uluslararası ekonomik rantlar indeksinin pek çok gelişmekte olan ülkeyi açıklamada epeyce işe yarayacağını düşünüyorum. Bu konuda Türkiye’nin son yıllardaki evrimini ise gelecek haftaki yazıma bırakıyorum.

Yeni Yüzyıl, 19.12.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikAntibiyotik kıyameti
Sonraki İçerikMüzakereye dönüş

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et