Sert, Cesur ve Kararlı!

Akif Beki, Hürriyet’teki köşesinde, “Sert adam şu Tayyip Erdoğan”  diyor. “Sonradan olmadı, hep sertti mizacı” diyor. Başka birisi de, “Başbakan Erdoğan’ın en çok takdir edilen yönlerinden biri, birileri rahatsız olacak diye geri adım atmamasıdır. Pısırık değil yürekli olmasıdır. Problemden kaçmak görmezden gelmek yerine, problemin üstüne kararlı bir şekilde gitmesidir” diyerek Başbakana hayranlığını dile getiriyor.

Benim gözlediğim kadarıyla, Başbakan Erdoğan, askerlere ve devlet içindeki vesayetçi güç odaklarına karşı asla sert, cesur ve kararlı değildi, çok ılımlı ve uzlaşmacı idi.

AKP’liler, çok uzun bir süre, 10 yıl kadar,  iktidar olduklarına inanamadılar, uysal ve uzlaşmacı idiler, her türlü hakareti ve aşağılamayı sinelerine çektiler, dişlerini sıktılar ve hiçbir zaman sıcak tepki vermediler.

Demokrasinin can çekiştiği, askeri vesayetin pekiştiği bir dönemde iktidar oldular. Karşıtları oyunu kurulana göre oynamıyorlardı, çelme takmalar, belden aşağı vurmalar devam ediyor, vesayet sahipleri iktidarlarını kabullenemiyorlardı. İktidardakiler muktedir olma sorunu ile karşı karşıyaydılar, demokrasiyi düşünecek durumda değildiler.

Başbakanın sertliği daha çok sivillere ve kolay hedeflere karşı idi. Başbakanın ve AKP’lilerin siyasetteki tavrı darbeciler mahkûm olup, ordunun da buna tepki göstermemesini gördükten, darbe tehlikesinin geçtiğinden emin olduktan sonra değişti.

MGK’da Alınan Kararlar

Taraf gazetesinin yayınladığı, 24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısında alınan kararlar, bu toplantılarda Başbakanın nasıl bir tavır sergilediğinin tipik bir örneği olabilir.

Bu toplantıda “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusu ele alınıyor. AKP’nin inanç ve ibadet özgürlüğünü savunduğunu zannedenler, Hükümetin bu konuda tavır koyacağını düşünebilirlerdi. Asla böyle bir şey olmuyor. Askerlerin kafasındaki evhamlar ülkenin milli güvenlik sorunuymuş gibi kuruldan geçiyor.

“Toplantıda, Gülen Grubu’nun faaliyetlerinin tasfiye edilmesine ilişkin 15 ayrı karar alınıyor… 25 Ağustos 2004 tarihinde de tüm kurul üyeleri tarafından imzalanıp, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sunuluyor. / 481 Sayılı MGK Kararı olarak kayda geçen kararda, ‘Bir eylem planı oluşturulmasının’ kararlaştırıldığının altı çizilirken, resmî kurumların atacağı adımlar da tek tek sıralanıyor… Gülen cemaatine karşı uygulanacak tedbirler için ise; Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı görevlendiriliyor.” (Taraf, 28.11.2013)

Bazıları bu kararların uygulamasının olmadığını, iktidarın Gülen cemaatine karşı gerçek tavrını göstermediğini söylüyorlar. Bu doğru olabilir. Ama bu kararlar, kapalı kapılar ardında AKP iktidarının ne kadar tavizkar olabileceğini, nelerden vazgeçebileceğini açık bir şekilde gösteriyor.

YAŞ Kararları

Başbakan Erdoğan’ın siyasi danışması Yalçın Akdoğan, “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiç bir bakanlar kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır” dedi.  Daha sonra bunun böyle olmadığı, Başbakanlık Müsteşarlığının da bu konuda bir şeyler yaptığı anlaşılıyor. Yine bu konuda MİT’in neler yaptığını, hangi vatandaşların nasıl fişlendiğini de bilmiyoruz.

Hükümetin 24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısında alınan kararlar hakkında neler yaptığını bilmesek de, YAŞ kararlarıyla inancına göre yaşamak isteyen subay ve astsubayların ordudan atıldığını ve bu kararların altında da başbakanın imzasının olduğunu biliyoruz. 

Başbakan YAŞ kararları ile, bütün sosyal güvencelerini elinden alarak insanları sokağa atarken çok ser, kararlı ve cesurdu. Küçük bir tereddütü vardı, bu insanlara yargı yolunun açılmasını istiyordu; yani biz sokağa atalım, haklarını aramak için mahkeme kapılarında sürünsünler diyordu.

Aslında bu kararlarda bu insanların ordudan atılma gerekçelerinde hiç “irticai faaliyet” sözü kullanılmıyor, gerekçe olarak “disiplinsizlik” gösteriliyordu. İlk defa Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt döneminde gerekçe olarak “irticai faaliyet” sözü kullanıldı. Yaşar Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanlığına AKP Hükümeti getirdi. Daha sonra emekli olurken de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilerek ödüllendirildi.

AKP 11 yıllık iktidarı boyunca askerlerle iyi geçinmeye, asker vesayetini sorun etmemeye çalıştı. Devam eden asker vesayetine karşı hemen hiçbir şey yapmadılar. Kimin Genelkurmay Başkanı olacağını, kimlerin kuvvet komutanları olacağını askerler kendi aralarında belirlediler. Yine generaller siyasi beyanatlar vermeye devam ettiler. Yine YAŞ kararlarıyla yüzlerce subay ordudan atıldı.

Millet İradesine Sahip Çıkma

Başbakan, 3 Aralıktaki parti grubunda, Cemaat ile çatışmayı tırmandırmak için, “Millet iradesini Meclis dışı güç odaklarına teslim etmeyiz” dedi. Dışardan bakan da, Fettullah Gülen’in Hükümeti düşürmek için darbe hazırlığında olduğunu zanneder.

“Millet iradesinin” protokoldeki yerine bir bakalım. Millet iradesini temsil eden, millet adına ülkenin savunulması sorumluluğunu üstlenen Milli Savunma Bakanımız, protokolde atanmış bir devlet memuru olan Genelkurmay Başkanının arkasında duruyor. Ayıplı durumun farkında olan Genelkurmay Başkanları milletlerarası toplantılara Milli Savunma Bakanı ile birlikte katılmıyor. Başbakan dışında bütün bakanlar ve milletvekilleri protokolde Genelkurmay Başkanını ve kuvvet komutanlarından sonra geliyor.

Hükümet, askerler hoş karşılamazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonu Başkanını hemen değiştiriyor. AKP’nin kurucu üyelerinden Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak Meclis tarafından Milli Savunma Komisyonu Başkanlığına seçilmişti. YAŞ kararıyla Ordudan atılan Toprak’ın  Milli Savunma Komisyonu Başkanlığına seçilmesinin generallerin hiç hoşuna gitmediğini gören AKP yönetimi, Toprak’ı hemen istifa ettirerek yerine başka birini seçti.

AKP’liler devlet içindeki güç odaklarına karşı ne dik durdular ne de diklendiler. Sık sık “Gerilimin tarafı olmayız” dediler. 

Millet iradesini temsil eden AKP iktidarının bu tavrı benim hiç hoşuma gitmiyordu. AKP iktidarına karşı darbe yapılması, AKP’li milletvekillerinin tutuklanıp Yassıada’ya götürülmesi de benim umurumda değildi. Beni sinirlendiren, benim verdiğim oya saygısızlık yapılması idi. İktidardan da bana yapılan saygısızlığa tepki vermesini bekliyordum. Bu tepkiyi hiçbir zaman vermediler.

AKP iktidarını övmek isteyen birisinin fazla zorlanacağını düşünmüyorum. Pek çok başarılı işler yaptılar. Her şeyden önce ülke ekonomisini düze çıkardılar ve ekonomiye istikrar getirdiler. Milli geliri kişi başına 13 bin doların üzerine çıkardılar. Türk parasını pul olmaktan kurtardılar. En azından sağlıkta 70 milyonu sosyal güvence şemsiyesi altına aldılar.

Aslında AKP’nin idare-i maslahat ve güç odaklarıyla iyi geçinme politikası başarılı da oldu. Türkiye araba devrilmeden tehlikeli virajları geçti, askeri vesayet epeyce tasfiye edildi.

AKP iktidarını ve partinin liderini övmek için yanlışlarına sahip çıkmaya, onlara olmadık sıfatları yakıştırmaya, egolarını daha da şişirmeye ve kibirlerini beslemeye gerek yok.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et