Seçimin ardından

Sürprizlere açık bir seçim olduğu söyleniyordu, ancak anlaşılan o ki kimse sürprizin böylesine hazırlıklı değilmiş. Seçim akşamı sonuçlarla birlikte herkes bir parça şaşkınlık yaşadı.

Baraj sebebiyle seçimlerin kilit partisi haline gelen HDP’nin barajı geçeceği beklense bile, baraj üstü 3 puanlık bir artış büyük sürpriz oldu. Ak Partinin oy kaybedeceği beklense de, yine de tek başına iktidar kurabilecek bir oy oranı alacağı beklentisi vardı. Anlaşılan o ki, HDP’nin oylarındaki artışın önemli bir kısmı daha önceden Ak Partiye oy veren Kürt seçmenlerden, çok az bir kısmı ise Batıdaki Ak Parti karşıtlarından gelmiş.

Seçimin en başarılı partisi hiç şüphe yok ki baraja rağmen seçime girme riskini alan ve oyunu nerdeyse ikiye katlayarak Türkiyeleşme hedefine büyük ölçüde ulaşan HDP’dir. İkinci en başarılı parti ise oylarını artıran MHP’dir.

En başarısız parti ise ana muhalefet partisi olan ve 13 yıllık aralıksız bir hükümet karşısında bile, seçmenin hala kendisine iktidarı teslim etmeye yanaşmadığı CHP’dir. İkinci başarısız parti ise bir önceki seçimlere göre oylarında yaklaşık 9 puanlık bir kayıp yaşayan ve tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu elde edemeyen Ak Parti’dir.

Sonuç olarak, 7 Haziran Genel Seçimleri dört partili bir parlamento ve bir koalisyon hükümeti senaryosu ortaya çıkardı. Önümüzdeki uzun ve zorlu günler koalisyon olasılıkları ve pazarlıkları ile erken seçim tartışmaları arasında geçecek gibi görünüyor.

Hükümet kombinasyonları ve erken seçim tartışmalarının hararetine dalmadan önce arkada bıraktığımız seçimle ilgili bir kaç konuyu kenara not etmek gerekiyor.

İlk olarak, Ak Parti’nin seçim başarıları karşısında “demokrasi sandıktan ibaret değildir” veya “bu demokrasi değil, olsa olsa seçimli demokrasidir” diyerek demokrasiyi ve seçimleri itibarsızlaştıranların bir öz eleştiri yapmaları beklenir. Zira bazıları, Ak Parti’ye karşı olan düşmanlıkları ve seçim başarıları karşısında yaşadıkları çaresizlik yüzünden demokrasiyi ve seçimleri itibarsızlaştırmayı göze aldılar.

Şimdi, 7 Haziran sonuçları karşısında memnun olmayanların; örneğin “HDP’nin seçim başarısının bir anlamı yoktur, nihayetinde oy her şey değildir, silahlı bir gücü arkasına alan ve şiddetle arasına mesafe koymayan bir parti ne kadar oy alırsa alsın ahlaken ve demokratik olarak meşru değildir” dediğini düşünelim. AK Parti ve MHP’nin bu söylemi paylaştığını ve HDP’yi hiç bir şekilde muhatap almayacaklarını ilan ettiklerini varsayalım. Böyle bir durumda söz konusu Partililer ve destekçileri ne düşünür, ne hissederler? Böyle bir söylemin demokrasiye maliyeti ne olur?

Belki bazıları bu tip söylemlerin ne anlama geldiğini ve demokrasiyi nasıl tahrip edebilecek bir potansiyel taşıdığını, ancak kendi destekledikleri partiler söz konusu olduğunda anlayabilirler. Şimdi görünen o ki, sandığı ve seçmeni küçümseyen bir kesim ortaya çıkan yeni sonuçlara göre birden bire sandığa ve seçimlere sahip çıkmaya başladı. Bu çok olumlu bir gelişme, ancak bunun sahici ve kalıcı olması önemlidir.

Dileyelim ki, bu kesiminin seçim sonuçlarından memnun olunmadığında adet haline getirdiği “seçimleri” veya “seçmeni” küçümseme ve değersizleştirme şeklinde verdiği anti-demokratik tepki hiç olmazsa bu vesileyle tarihe karışsın. Sandığın itibarını korumak ve seçmenin tercihlerine saygı göstermek sadece kazananların değil, kazansın kaybetsin bu zeminde kalmaya niyeti olan herkesin görevi olmalıdır. Kısa vadede işinize yarayacak gibi görünen bir söylem orta vadede dönüp sizi ve sizin başarınızı vurabilir. Aynı şekilde, Ak Partililer ve destekçileri de bu göreli başarısızlıktan sonra seçimleri ve seçmeni itibarsızlaştıracak bir söyleme yönelmemelidir.

Neyse ki, Türkiye’de sıradan insanların büyük bir kesimi sandığın kıymetini kavrama konusunda pek çok aydının ve yüksek eğitimlinin çok ötesinde bir ferasete sahiptir.

İkinci olarak, son bir kaç seçim döneminde Türkiye’de aslında oldukça yüksek olan seçim güvenilirliğini sarsıcı söylem ve propaganda yoğun bir şekilde kullanıldı. Usul ve süreçleri belli ve denetime açık işleyen bir sistemi ciddi kanıtlar olmadan şaibeli hale getirmek, belli bir iddiası olan partiler bakımından kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelebilir. Muhalefet partileri şaibe ve usulsüzlük söylemlerini bu seçimlerde zirveye taşıdılar ve daha seçimlere neredeyse aylar varken “oyların çalınacağından” ve “usulsüzlük yapılacağından” emin bir şekilde bunu kamuoyuna adeta ilan ettiler!

Buna karşın, bu iddiaları yoğun bir şekilde dillendiren parti ve kesimlerden, seçim sonuçlarının kendi lehlerine çıkması üzerine usulsüzlük ile ilgili tek bir ses duymadık. Muhtemelen HDP barajın altında kalsaydı veya baraja sınırda takılsaydı seçim akşamı ve ertesinde gündem usulsüzlük iddiaları ile çalkalanıyor ve seçim üzerinde şaibe yaratılıyor olurdu. Daha da kötüsü bu hezeyanlar sokak gösterileri ile şiddete dönüşebilir ve insanların hayatına mâl olabilirdi.

Bu iki durumu birlikte değerlendirdiğimizde ortaya izahı mümkün olmayan bir akıl yürütme çıkıyor demektir. Buna göre, bir seçimde Ak Parti yüksek oy aldıysa “demokrasi sandıktan ibaret değildir” ve “seçimler şaibelidir”, diğer taraftan Ak Parti zayıfladı ve onun karşısındaki bir parti veya partiler yüksek oy aldılarsa “sandık demokrasinin namusudur” ve “seçim güvenliği yüksektir”!

Umarım bu seçimler, partilerin ve politikacıların kendi başarısızlıklarının üstünü örtmek ve bu başarısızlıkların seçmende yarattığı depresyon ve hayal kırıklığını dindirmek amacıyla sandığı, seçmeni ve seçim sürecini itibarsızlaştırmak gibi pespaye ve tehlikeli bir taktiğe başvurmaktan vazgeçmeleri için bir dönüm noktası olur.

Bu seçimin en olumlu tarafı seçmenden ve demokrasiden yana umudu olmayanları veya onda gözü bulunmayanları demokratik ilke ve süreçlere saygı duymaya ve sistemin içinde kalmaya zorlayacak veya teşvik edecek bir sonuç çıkarmış olmasıdır.

Anlaşılan o ki, bu seçim sonuçları, sürekli başarısızlık nedeniyle tıkanarak nihilist bir yıkıcılığı benimseyen CHP ve seçmenini yeniden sisteme bağladı ve umutlandırdı. Onlara dolaylı da olsa bir başarı duygusu yaşattı. Bu sonuçlar diktatörlük rejiminde yaşadığına veya bir uçuruma sürüklendiğine ikna olan ve bu yüzden her türlü ölçüyü kaybeden bazı kesimleri sakinleştirerek yeniden bir ölçüye girmeye razı edebilir.

Diğer taraftan, bu sonuçlar ile seçmen PKK ve siyasal şiddetle organik bağı olan HDP’yi oldukça yüksek oy oranıyla demokratik siyasetin göbeğine doğru itmiş oldu. Artık, merkeze yaklaşmış bir parti olarak görünen HDP için siyasal şiddet dönüp kendisini hızla vuracak bir bumerang haline gelmiştir. Bundan sonra herhangi bir olayın şiddete dönüşmemesi için en büyük dikkati gösterecek Partilerden biri HDP olmalıdır, ki eğer bu seçimde eriştiği gücü korumak ve artırmak istiyorsa.

Bu seçimler koalisyon gibi olumsuz ve tedirgin edici bir sonuç ortaya çıkarmış olmakla birlikte, belki de demokrasi kültürünün gelişimi ve demokrasiye güven konusunda da ülkeye katkı sağlamış olacaktır.

10.06.2015, Yeni Söz

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikDiktatörlük böyle mi olur?
Sonraki İçerikBilanço (1)

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et