Sadece kürsü dokunulmazlığı ne kadar gerçekçi?

Türkiye’de yasama dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu konusu ara ara ısıtılarak tartışılır. Bu mevzua ilişkin toplumda oluşan algılar hiç de iyimser nitelikte değildir. Toplumda yaygın ve yoğun olarak oluşturulan algıya göre, “yasama dokunulmazlığı, aslında yasamadan ziyade milletvekillerine sağlanmış bir imtiyazdan başka bir şey değildir”. Haziran 2016’dan itibaren terörün yeniden şiddetlenmesi, legal bir siyasi parti görünümüne sahip olan HDP-PKK bütünleşmesi, bazı HDP’lilerin sırtlarını PKK’ya dayadıklarını ifade etmeleri üzerine, toplumun geniş kesimlerinde terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olduğuna inanılan HDP’li milletvekilleri hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde talepler ortaya çıkmıştır. AK Parti de, sadece HDP’li milletvekillerinin yargılanmasının yolunu açmak yerine, hakkında fezleke bulunan bütün milletvekilleri hakkındaki yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını sağlayıcı yönde Anayasa’ya geçici bir hükmün eklenmesi önerisini getirmiştir.

Şu anda TBMM’nde Anayasa Komisyonu’na sevk edilen yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasını öngören fezleke sayısı 575’tir. Bunlardan 45’i AK Parti’li, 172’si CHP’li, 338’i HDP’li, 16’sı MHP’li 5’i bağımsız milletvekilleri hakkında tanzim edilmiştir.

AK Parti’nin bu önerisine karşı bazı siyasi partiler, dokunulmazlığın sadece kürsü dokunulmazlığı (yasama sorumsuzluğu) ile sınırlandırılmasını önermektedir. Hatta bunlar AK Parti’nin önerdiği “anayasaya geçici hüküm koyma” önerisi yerine, 83. maddede, dokunulmazlığın sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmasını öngören bir anayasa değişikliği fikrini dillendirdiler. Fakat AK Parti kendi önerisini TBMM’ne sununca, MHP ve CHP, bu öneriyi destekleyeceklerini açıkladı. HDP, kendilerine karşı duyulan intikam alma hissini yansıttığı düşüncesi ile bu öneriye şiddetli tepki vermektedir.

Öneri Meclis’ten geçer mi?

Peki, bu öneri TBMM’nden geçebilir mi? Akla takılan ilk soru budur. AK Parti tarafından sunulan öneriden etkilenen toplam milletvekili sayısı 131’dir. Dokunulmazlıkların kaldırılmasını öngören öneri anayasa değişikliği şeklinde olduğundan, bu önerinin kabulü için en az 330 milletvekilinin ‘evet’ oyu gerekmektedir. Fakat bu önerinin, TBMM’nde 330-367 aralığında ‘evet’ oyu ile kabul edilmesi durumunda referanduma sunulması söz konusudur. Bu çoğunluğun sağlanması ihtimal dışı değildir. Fakat önerinin referandumsuz yürürlüğe girmesini sağlayacak 367 ve üzeri çoğunluğun sağlanabilmesi biraz zor olabilir. Çünkü, oylama gizli yapılacaktır. Milletvekillerinin gizli oylamada nasıl oy vereceklerini bilebilmek zordur. Bazı partilerin TBMM’deki gizli oylamada kamuoyuna yönelik söylemlerinden farklı bir tutum sergileme ihtimalinin belirmesi, 367 ve üzeri çoğunluğun sağlanmasını daha da zorlaştırabilir. Hatta bazı partilerin “bu öneriyi destekliyoruz, üyelerimize de güveniyoruz” demek suretiyle, sadece bu düzeyde bir tutum sergilemeleri; öneriye yönelik çok sıkı bir destekleme çabası içerisinde olmamaları halinde, 330 çoğunluğun sağlanamaması bile muhtemel bir durumdur. Ama HDP dışındaki partilerin işi sıkı tutmaları halinde, 367 ve üzeri çoğunluğun sağlanması ihtimalinin biraz kuvvetleneceği söylenebilir.

Bir diğer soru, “yasama dokunulmazlığının anayasa değişikliği yoluyla yapılması ne kadar Anayasa’ya uygundur; bu durum AYM tarafından iptal sebebi yapılabilir mi”? Tabii ki Anayasa’ya uygun olan olağan prosedür, dokunulmazlıkların parlamento kararı şeklindeki işlemlerle kaldırılmasıdır. Anayasa değişikliği ile bu işin yapılması olağan bir usul değildir. Hatta bazıları bu yöntemin Anayasa’ya aykırı olduğunu da söyleyebilir. Fakat bu yöntem her ne kadar anayasal usullere uygun değil ise de TBMM’nin bu şekilde bir yola girmesini men eden bir hüküm yoktur. Kaldı ki Anayasa’ya göre, erken seçim kararının parlamento kararı ile alınması gerektiği (mad. 77/2) halde, TBMM bir keresinde erken seçim kararını kanunla (10.09.1987 Tarihli) almıştır. AYM, “yasama organı Anayasa’nın kararla düzenleneceğini öngördüğü konularda dahi kanunla düzenlemeler yapabilir, buna Anayasa açısından bir engel yoktur. Karar konusunun kanunla düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık veya yasamanın o konuda yetkisizliği sonucunu doğurmaz” şeklindeki gerekçe ile bu kanun hakkındaki Anayasa’ya aykırılık iddiasını reddetmiştir (AYM: E. 1987/23, K. 1987/27, KT: 09.10.1987). Burada da benzer bir durum söz konusudur. TBMM, dokunulmazlıkları parlamento kararı ile kaldırabileceği gibi, Anayasa’ya koyacağı bir geçici madde ile de bu işlemi yapabilir. AYM de, şayet 2007 yılındaki toplantı yeter sayısının 367 olduğunu belirleyen kararındakine benzer bir tutum sergilemezse, bu işlemin iptali pek mümkün ve muhtemel görünmüyor.

Reel siyasi şartlar

Bir de, bazı muhalefet partileri tarafından savunulan, “yapılacak anayasa değişikliği ile dokunulmazlıkların sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılması” önerisi ne kadar gerçekçidir”? sorusu akla takılmaktadır. Ben bu sorunun cevabının oldukça sıkıntılı olduğu kanaatindeyim. Hatta bu öneriyi yapan partilerin de çok fazla tutarlı ve samimi oldukları kanaatinde değilim. Kaldı ki bu önerinin gerçekleşmesinin Türkiye’deki reel siyasi şartlarıyla oldukça uyumsuz olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki;

Dünya geneline bakıldığında, dokunulmazlıkların sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlı olduğu ülke sayısı çok azdır. ABD, İngiltere, İrlanda, Avustralya ve Kanada’da sadece kürsü dokunulmazlığı söz konusudur. Yani bu ülkede yasama donulmazlığı yoktur; sadece yasama sorumsuzluğu mevcuttur. Diğer ülkelerde ise yasama sorumsuzluğu yanında değişik kapsamlara sahip olmak üzere yasama dokunulmazlığı da mevcuttur. Bazı ülkeler yasama dokunulmazlığının kapsamını suçüstü halleri dışındaki suç işleme iddialarına inhisar ettirmişlerdir. Bazı ülkelerde bütün suçlar yasama dokunulmazlığının kapsamında yer almaktadır. Ülkelerin büyük ekseriyetinde dokunulmazlık kapsamında sadece tutuklama ve yakalama yasağı mevcuttur. Bazı ülkelerde dokunulmazlık kapsamında, tutuklama, yakalama, kovuşturma yasağı birlikte yer almakta, az sayıdaki bazı ülkelerde tutuklama, yakalama, kovuşturma, şahitlik ve arama yasakları birlikte dokunulmazlığın kapsamını oluşturmaktadır. Sadece kürsü dokunulmazlığı sisteminin benimsendiği ülkeler, esasen Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı Karar Avrupa’sı ülkeleri değil anglo-sakson ülkeleridir.

Diğer yandan sadece kürsü dokunulmazlığının kabulü Türkiye’nin siyasi ve yargısal düzen şartları ile uyumlu görünmemektedir. Çünkü Türkiye’deki yargı pratiklerine bakıldığı zaman, mahkemelerin çok kolay bir şekilde tutuklama ve yakalama kararları verdikleri görülmektedir. Hatta 10 yıldan fazla tutuklu yattıkları halde beraat eden kişiler bile mevcuttur. Maalesef Türkiye’deki yaygın uygulamalara bakıldığı zaman özellikle tutuklamanın bir yargısal önlem şeklinde değil de, bir nevi cezalandırma şeklinde işletildiği görülmektedir. Bu kadar kolaycı bir şekilde yakalama ve tutuklama kararlarının verilebilmesi, yasama faaliyetlerinin ciddi manada aksamasına sebep olabilir; hatta bazı kereler bu durum sebebiyle o kadar yaygın tartışmalar yaşanabilir ki, siyasal sistemin işleyişi bile tıkanabilir.

Diğer yandan sadece kürsü dokunulmazlığı olsun diyenlerin yakın geçmişte bazı milletvekillerinin tutuklu oldukları dönemlerde neler söyledikleri gün gibi malumdur. Öyle zannediyorum ki, çok kolaycı bir şekilde tutuklama kararının verildiği ülkemizde, bu partilere mensup milletvekilleri hakkında tutuklama kararı verilmesi halinde, bunların neler söyleyeceklerini tahmin edebilmek zor olmasa gerek. Ben bu söylemin siyasi gerçekliklerle uyumlu olduğunu düşünmüyorum. Bu tür beyanların kamuoyuna yönelik, konjonktürel nitelikte söylemler olduğu kanaatindeyim. Şu dokunulmazlıklar bir kalksın ve bu partilerin milletvekilleri hakkında tutuklama kararı verilsin, işte o zaman “kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlık kalmasın” söylemi cehennemin dibine gönderilir, bu sefer de “milletin seçtiği vekilleri nasıl tutuklanır”? “Yargı milletin iradesini hapse tıkıyor” feryatları yükselir.

Burada dokunulmazlığın sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlı olmasının bir diğer mahzuru da şudur. Türkiye’de maalesef adalet ve hukuk eksenli yargı kültürü oluşabilmiş değildir. Çoğu hâkim ve savcıların, kararlarında siyasi ve ideolojik eğilimleri ile hareket ettikleri herkesin malumu. Hele ki “paralelci olan-olmayan”, “Ergenekoncu olan-olmayan” hâkim ve savcılar ve benzeri kamplaşmaların olduğu yargı uygulamalarında, hâkim ya da savcıların sırf siyasi Saiklerle bazı milletvekillerini tutuklamayacaklarının hiçbir teminatı yoktur. Siyasi Saikler hukukun ötesine geçtiği bir ortamda sağlıklı bir yasama faaliyeti yürütülemez. Dokunulmazlık temelli tartışmalar sistemin tıkanmasına sebep olabilir.

Tutuklama yasakları

Bu vesileyle kanaatimce en gerçekçi formülasyon, yasama sorumsuzluğuna (kürsü dokunulmazlığı) ilave olarak, yasama dokunulmazlığının kapsamının yakalama ve tutuklama yasakları şeklinde belirlenmesidir. Bu durumda, kovuşturma ve yargılama faaliyetleri yasama faaliyetlerine mani olmayacak şekilde yürütülebilir. Bu uygulama, toplumda yaygın olarak var olan “dokunulmazlıklar milletvekillerine suç işleme imtiyazı sağlamaktadır” şeklindeki algının ortadan kalkmasını da sağlayacaktır. Bu yöndeki bir tercih, yasama dokunulmazlığının asıl maksadı ile çok daha uyumlu hale gelecektir. Bu durumda, milletvekilleri, hem “suç işledikleri halde korunuyorlar” ithamından kurtulacaklar, hem de bir yandan yasama faaliyetlerine iştirak edecekler, diğer yandan da yasama faaliyetlerini engellemeyecek şekilde yargılama faaliyetleri yürütülecektir. Bu kovuşturma ve yargılama faaliyetleri neticesinde, milletvekilleri suçsuz ise spekülasyonlara mahal vermeyecek şekilde aklanacaklar, şayet suçlu ise ve aldıkları cezalar da milletvekilliğine mani ise derhal infaz sağlanacaktır. O zaman toplumda yaygın olarak var olan milletvekilleri suç işleme imtiyazına sahiptirler, algısı yıkılacak, parlamentoya ve milletvekillerine olan güven daha da artacak, bundan demokrasi kârlı çıkacaktır. Bir milletvekilinin illa ki tutuklanması ya da yakalanması gerekiyorsa, o zaman dokunulmazlığın kaldırılması mekanizmasının işletilmesi gerekecektir.

Yapılması gereken şudur: Önce Anayasa’ya konulacak bir ek madde ile Anayasa Komisyonu’nda beklemekte olan dokunulmazlıkların tamamı kaldırılmalı. Daha sonra, yeni anayasa yapılacaksa, bu anayasada dokunulmazlık konusu buradaki öneri ile uyumlu olmalı, yeni anayasanın yapılması ertelenecekse, orta ya da kısa dönemde yapılacak bir anayasa değişikliği ile mevcut hükümler, burada sözünü ettiğim öneri ile uyumlu hale getirilmelidir. Bu değişiklik, dokunulmazlık zemininde yürütülen spekülasyonlara da son verecektir.

Star Gazetesi, Açık Görüş, 01.05.2016

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,732TakipçilerTakip Et