Laiklik mi tarafsızlık mı?

Süren laiklik tartışmasında baskıcı ve özgürlükçü olmak üzere iki tip anlayış olduğu gündeme geldi.

Baskıcı laiklik aslında Jakoben Aydınlanmacılığın önemli bir ayağı olan laisizm diyebileceğimiz katı bir siyasi görüşün sonucudur. Laisizm, esasen hayatın tüm alanlarının ama öncelikle veya en azından kamusal alanın dinden ve dini olandan arındırılmasını, dinin kamuda görünürlüğünün engellenmesini, devlet eliyle yürütülen zorunlu bir sekülerleştirme programını veya dinin kontrolünü içeren mini bir ideolojidir.

Baskıcı laikliğin yabancısı değiliz. Kuruluşundan beri Kemalist rejim gericilikle (din ve dindarlık) mücadeleyi kendi elitlerine ve oligarşisine temel misyon olarak vermişti. Din ve vicdan özgürlüğü alanındaki baskı ve yasaklar çağdaş ve özgürleştirici bir değer/ilke olarak sunulan laiklik adına yapılagelmişti.

Özgürlükçü laiklik ise din ve inanç özgürlüğünün bırakın bastırılmayı bizzat devlet tarafından korunmasına, herkesin kendi dini inancını veya inançsızlığını serbestçe yaşayabilmesine imkan veren bir ilke olarak tanımlanıyor.

Şimdi, din ve vicdan özgürlüğünün garanti altına alınmasını esasen laiklik ile değil, liberal-demokratik bir devletin temel niteliği olması gereken tarafsızlık ile ifade etmek daha doğrudur. Özgürlükçü laikliği, tarafsızlık ilkesinin temel ayaklarından biri olarak dini tarafsızlık olarak adlandırmak daha doğrudur.

Zira tarafsızlık, en geniş tanımıyla, bir devletin din, mezhep, inanç, cinsiyet, ırk, etnik köken, dil, kültür, yaşam biçimleri ve iyi hayat anlayışları bakımından taraf tutmamasıdır. Bu bakımdan laiklik kavramı illa kullanılacaksadevletin din ve inanç tarafsızlığının spesifik adı olarak kullanılabilir.

Devletin din-inanç bakımdan taraf tutması belli bir din veya inancı benimsemesi, devlet gücü ve imkanlarını bu din veya inancın hizmetine sunması ve çeşitli biçimlerde bu inanç sahiplerini kayırması ve onlara avantaj sağlaması şeklinde olabilir. Ayrıca bir veya birden fazla dini baskılama, dezavantajlı hale getirme, devlet gücü ve imkanlarıyla o dinin inananlarını cezalandırma şeklinde de olabilir. Devlet destekleyerek veya köstekleyerek taraflı olabilir.

Din-inanç tarafsızlığının veya “özgürlükçü laikliğin” iki  farklı anlayışı ve uygulanışı var. İlki devletin toplumdaki her türlü din ve inancın serbestçe yaşanabilmesini temin etmesi, her bireyin din ve vicdan özgürlüğünün garantörü olmasıdır. Devlet, bireylerin inançlarını öğrenirken, misyonerlik yaparken veya inançlarının gereğini yerine getirirken, diğerlerin baskı ve engellemesine maruz kalmamalarını ve kamuda herhangi bir ayrımcılığa uğramamalarını sağlamakla yükümlüdür.

İkinci tip anlayışta ise, devletin dini gruplara inançları konusunda çeşitli hizmetler ve destekler sunması din ve inanç özgürlüğünün bir gereği olarak görülür. Bu anlayışta devlet çeşitli inanç sahiplerine karşı mali, idari veya kurumsal olarak pozitif bir yükümlülük altında kabul edilir. Bunlar ibadethane yapımı veya din görevlilerinin ücretlerinin ödenmesi gibi hizmetler olabilir.

İlk anlayış daha çok teorik düzeyde, ikincisi ise tarihsel bir süreçte pratik düzeyde ortaya çıkmıştır. Devletler önceleri belli bir dini benimserlerken zamanla tarafsızlığa zorlanmışlardır. Böylece “eski devlet dininin” kayrılmasıyla ilgili pratikler, dini yanlılığın terk edilmesiyle birlikte (yada böyle olması gerektiği söylenerek) bir tür kamu hizmeti sunumuna dönüştürülmüştür. Burada tarafsızlık devletin öteki din ve inanç gruplarına da benzer hizmetler sunması talebinde kendini gösterir.

Türkiye’de baskıcı laiklik anlayışından “özgürlükçü laiklik” anlayışına doğru bir geçiş yaşanırken, “özgürlükçü laiklik” adını gerçekten hak eden ilki yerine, ikinci tip anlayışın daha fazla öne çıktığını görüyoruz.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 02.05.2016

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et