Referanduma Neden EVET?

Son üç aydır Türkiye’nin temel gündem maddesi referandum oldu; referandumla yatıp referandumla kalkıyoruz. Sağda ve solda insanların referandumda kullanacağı oy bağlamında önemli kırılmalar yaşanıyor, saflar ayrışıyor.

MHP “hayır” çağrısı yaparken 12 Eylül’de uğruna canlarını ortaya koydukları devletin fena halde tokatını yiyen, işkence gören ülkücüler “evet” diyorlar.

CHP “hayır” çağrısı yaparken, CHP’li belediye başkanlarının, il ve ilçe yöneticilerinin, hattâ milletvekillerinin bir kısmı, partiden atılma pahasına “evet diyorlar.

Alevilerin bir bölümü “hayır” diyeceklerini açıklarken, bir bölümü ise, son Dersim tartışmalarından ve Ergenekon’un bazı Alevi önderlerine suikast planlarının ortaya çıkarılmasından aldıkları dersin de yardımıyla, “evet” diyeceklerini söylüyorlar.

BDP Kürtlere referandumu “boykot” çağrısı yaparken, Güneydoğulu onlarca STK boykota uymayacaklarını, Kürt halkının oylarına ipotek koymanın kimsenin hakkı olmadığını, referandumda “evet” diyeceklerini belirtiyorlar.

Devlet eliyle zengin edilmiş, devletin korumacı kanatları altında serpilmiş, dışa açılmaktan ve rekabetten hazzetmemiş, askeri darbeler karşısında net bir duruş ortaya koyamamış patronlar kulübümüz TÜSİAD “oyumuzun rengi belli değil” derken, Anadolu’da yeni yükselen dindar-muhafazakâr burjuvazinin çatı örgütü MÜSİAD “evet” diyor.

Kısaca, referandum aynasında “memleketimden insan manzaraları” çok manidar tablolar sunuyor… Bakmasını, görmesini bilenler için esasen bu manzara Türkiye’nin demokratikleşme, sivilleşme, özgürleşme ve zenginleşme yürüyüşünde kimin nerede durduğunu, nasıl pozisyon aldığını, nasıl bir tavır takındığını, ne tür gelecek planları kurguladığını gözlemlemek bakımından son derece anlamlı bir tablodur bu…

Özetle statükodan, mevcut düzenden yana olanlar, ayrıcalıklarının devamını isteyenler, değişime direnenler “hayır” derken; değişimden ve özgürlükten yana olanlar, ayrıcalıkların ortadan kalkmasını, mevcut düzenin değişmesini isteyenler “evet” diyorlar. Aslında temsil ettiklerini iddia ettikleri halkın menfaatleri “evet” demeyi gerektirirken, terör örgütünün derin bağlantıları, derin işbirliği ihtiyacı ve dehşete dayalı iktidarlarının sona ereceği kaygısına kapılanlar da “boykot” çağrısı yapıyorlar…

Bazılarımızın her şeye rağmen, bunca gelişmeye, her şeyin gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen, hâlâ kafası karışık. Referanduma seçimlerde oy verdiğimiz siyasi partinin oyu ile siyasi partilerden tamamen bağımsız olarak, sırf referandum maddelerine bakarak oy kullanma arasında tereddüt yaşayanlarımız var.

Normal şartlarda “evet” diyeceği halde, aklı ve vicdanı “evet”ten yana olduğu halde, bunu bir AK Parti projesi olarak görüp, futbol takımı tutar gibi tuttuğu partinin çağrısına kulak versem mi diye düşünenlerimiz var…

Bu hengamede Akademik İzdüşüm’dekiler de dâhil, bazı dostlar bana referanduma “evet” deme gerekçelerimi soruyorlar, işte bazıları…

Yepyeni, sivil, demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasanın kapılarını açabilmek için, evet.

Ordu vesayetine de, yargı vesayetine de, ikisinin birlikte oluşturduğu “bürokratik vesayet rejimi”ne de son verebilmek için, referandumda evet.

Yüksek yargıdaki kast sistemine son verebilmek için; “seç beni seçeyim seni” sistemini kırabilmek için, halkın taleplerine ve değerlerine daha duyarlı bir yargı sistemi için, evet.

Şekil denetimini bırakıp esastan denetime girerek anayasayı bizzat kendisi çiğneyen bir Anayasa Mahkemesi yerine, yetki gaspı yapmayan, jüristokrasi peşinde olmayan, Meclis’in yetkilerini iptale kalkışmayan bir Anayasa Mahkemesi için, evet.

Anayasanın eşitlik ve eğitimde fırsat eşitliği ilkelerine takla attırarak meslek liselilerin önünü kesmeye, başörtülü kızları üniversiteye sokmamaya yeminli, “esmer” Türklerin çocuklarının toplumsal hareketliliğini sınırlandırmaya kararlı, ayrımcı uygulamalara imza atan, adalete güveni sarsan bir yargı düzenine son vermek için, evet.

12 Eylül darbecileriyle, 30 yıl sonra hesaplaşma fırsatı için, evet.

“Şartların olgunlaşması” için sokaklardaki kan gölüne seyirci kalanlarla, 11 Eylül’de akan kanı 13 Eylül’de “mucizevi” şekilde durdurmayı başaranlarla, Diyarbakır askeri cezaevini işkencehaneye dönüştürenlerle, insanlara anadillerini konuşmayı bile yasaklayarak Kürt sorununu terör sorununa dönüştürmeyi başaranlarla, idamlar ve işkencelerle onbinlerce insanın kanına girenlerle, analara çok gözyaşı döktürenlerle hesaplaşabilmek için, evet.

İşçi ve memurların sendikal haklarının genişletilmesi için, evet.

Kadınlara, çocuklara, şehit ve gazi ailelerine belirli alanlarda özel bir ihtimam gösterilmesi için, evet.

“Üstünleri hukuku”ndan “hukukun üstünlüğü”ne geçebilmek için, evet.

Darbe anayasasından sivil anayasaya geçebilmek için, evet.

Geleneksel iktidar seçkinlerinin yargılanamadığı, sorgulanamadığı, dokunulamadığı bir oligarşik düzenden, bütün kurumların ve kişilerin haddini bildiği, kanun karşısında eşit olduğu, kanuna aykırı davrandığı zaman dokunulabildiği, sorgulanabildiği, yargılanabildiği ve gerekirse cezalandırılabildiği bir demokratik hukuk devleti düzeni için, evet.

Kürt sorununa silahlı çözümü, dolayısıyla çözümsüzlüğü reddeden bir yaklaşımla, demokratik, siyasi, barışçıl çözüm yollarının önündeki engellerin kaldırılabilmesi için, evet.

İttihat ve Terakki cuntası iktidarıyla başlayıp Tek Parti diktasıyla devam eden, darbelerle, derin devlet operasyonlarıyla, Ergenekon ve PKK işbirliğiyle bu memlekette tam yüz yıldır sürdürülen bir “askeri vesayet rejimi”ne son verebilmek için, evet.

Yirminci yüzyıl başında içine girdiğimiz, 1980’den beri çıkmaya çalıştığımız “fetret devri”nden çıkabilmemiz, “makus talihimiz”i yenebilmemiz için, evet.

Barışçı yollarla Kürt sorununu çözmüş, Alevi sorununu çözmüş, Ermeni sorununu çözmüş, komşularıyla barışık, dünya ile bütünleşen, barış ve istikrarı yakalamış, güçlü ve itibarlı bir Türkiye için, evet.

Devletin halkla barıştığı, Alevi-Sünni, dindar-laik, Türk-Kürt, sağ-sol, devrimci-ülkücü çatışmalarından medet ummayan, halkı aşağılamayan, toplumun belirli kesimlerini kendisine tehdit olarak algılamayan, ayrımcılık yapmayan, sınırlı, sorumlu ve hizmetkar devlet için, evet.

Nihayet bütün bunların sonucu olarak da,

Türkiye’nin demokratik, sivil, özgür ve zengin bir dünya devleti olabilmesi için, evet.

06.09.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et