Özgürlük imkânsızlık ve belirsizlik midir?

Bir yazısından öğreniyoruz ki (“1453 Problemi”, 26 Şubat 2012), Radikal Gazetesi yazarı Gündüz Vassaf’a, Bilgi Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada, özgürlüğün tanımı sorulmuş. Gerisini kendi kaleminden okuyalım:

“Nutkum tutuldu. Zor soru dedim. Cevaplayamadım. Aklıma takıldı. Başka konuları konuşurken kendi sözümü kestim. ‘Özgürlük, beni ben yapan aitlik üniformalarından, dinden, bayraktan, anne-babamdan, coğrafyamdan, yüzyılımdan kurtulmam. Benden kurtularak ben olabilmem. Yıldız tozunun zerreciğinde küçülerek evrenle bütünleşebilmem'”. Söz sanatının konuşturulduğu bir ifade. Aynı konuda benzer sözler arada sırada karşımıza çıkıyor. Hepsinin anlatmaya çalıştığı, özgürlüğün ya tanımlanamayacağı ya da bir imkânsızlık durumuna tekabül ettiği. Durum bu kadar vahim mi? Vahim kelimesini bilerek ve isteyerek kullanıyorum, bunun sebebi, özgürlüğün günümüz dünyasında siyasi yapılanmalarda esas alınması ve hesaba katılması gereken temel değerlerden biri ve elbette en önemlisi olması. Onu tanımlayamazsak, teşhis edemezsek, özgürlükçü bir siyasî sistemi kurmamız ve özgürlüğü mevcut ve muhtemel tehlikelere karşı korumamız da zora girer, hatta imkânsızlaşır.

Özgürlük felsefesiyle münhasıran meşgul olan biri hüviyetiyle, bu meselede birkaç şey söyleyebileceğimi sanıyorum. Özgürlüğün ne olduğunu anlamada ve özgürlüğü yaşanan bir gerçeğe dönüştürmede başvurabileceğimiz hem geniş bir siyaset edebiyatı hem de zengin bir tarihî tecrübe birikimi mevcut. Onlardan yararlanarak hür olmak ve olmamakla ilgili anlamlı ve fonksiyonel tespitler yapıp, kendimize isabetli ve ulaşılabilir mikro ve makro hedefler seçebiliriz. Kısaca, Vassaf’ın ve aynı veya farklı kafadaki birçok yazarın sandığı veya inandığı kadar umutsuz durumlar içinde bocalamıyoruz.

İlk yapmamız gereken, klâsik bir düşünme ve inceleme metodu olarak, alanı daraltmak. Başka kavramlar gibi özgürlük de her şeyle ve her durumla ilişkili bir kavrama dönüştürülürse onu anlamada ve hayatı özgürlük açısından değerlendirmede içinden çıkılmaz zorluklarla karşılaşırız. O zaman özgürlüğün ne olduğu adına her şey söylenebilir ve söylenenler ne doğru ne yanlış olur. Bu bizim bol bol kelime, cümle, düşünme gücü israf etmemize yol açar. Bilgimizi ilerlemekten ve tezlerimizi anlaşılırlıktan uzaklaştırır. Özgürlüğün tanımıyla ilgili tartışmalarda vurgulanacak ilk nokta, özgürlüğün, moda deyişle, eko-ortamıdır. O, şüphesiz, insana ait bir değerdir. Hayvanlar âlemi için de özgürlük kavramını zaman zaman kullanırız ama bu gibi durumlarda kastettiğimiz şey farklıdır. Özgürlük, insan-hayvan, insan-tabiat münasebetleriyle de ilişkisizdir. Yağmurun bizi ıslatmasının, güçlü hayvanların bizi bazen kendine yem yapmasının, yerçekiminin vücudumuzu arzın merkezine çekmesinin, kanatlarımız olmadığı için uçamamamızın özgür olmamız veya olmamamızla bir alâkası yok. Aynı şekilde, özgürlüğün aklımızın gelişme derecesiyle, okuma tercihlerimiz ve okuduğumuz kitap sayısıyla, ulvî veya süflî amaç ve ihtiyaçların emrinde veya peşinde olup olmamamızla da doğrudan bir bağı bulunmaz. Daha da kritik bir mevzu olarak, özgürlüğün insan-Tanrı ilişkisiyle bir ilgisi de yoktur.

Bu sonuncu hususu biraz açalım. Bazı İslâmcı yazarlar, Allah’ın koyduğu içki yasağına uymanın insanı özgürleştirdiğini düşünür. Ama bu kavramın yanlış bir kullanımıdır. İçki içmemek insanı içkiyi men eden dinin daha iyi bir mensubu yapabilir. Bu durumda kişi içkiden azadedir. Ne var ki, içkiden azade olmakla özgür olmak aynı şeye karşılık gelmez. Zira, kişi bu edimini Allah’ın bir emri-talebi üzerine gerçekleştirmektedir. İnsan-Tanrı ilişkileri özgürlüğün alanına girmez. Özgürlük sahibi veya özgürlükten mahrum olmak insan-insan ilişkisinde ortaya çıkan bir durumdur. İçki içen biri de, içmeyen biri de, bu çerçevede, özgür de olabilir özgürlükten mahrum da bulunabilir. Bir bireyin özgür olması, onun içki konusunda bir tercih yapma imkân ve gücüne sahip olması demektir. Bu durumda kişinin önünde iki şık bulunur: Ya içer, ya içmez. Başka (bir) birey(ler) tarafından içmek istemediği hâlde içmeye veya içmemek istediği hâlde içmeye zorlanıyorsa, o birey özgürlükle ilgili bir problem yaşamaktadır. Bu tablo göstermektedir ki, özgürlük tercihlerden önce gelir; bunlar dinî tercihler bile olsa. Kişiler önce özgür olur sonra neye inanacağına veya inanmayacağına, neyi yapıp neyi yapmayacağına, şu veya bu sebeple, karar verir. Özgürlüğü bir inanca bağlılıkla özdeşleştirmek hem diğer insanların bu değere sahip olmasını ve onu kullanmasını imkânsızlaştırır hem de inanç değiştiren veya dinî inancı bulunmayan kişilerin özgürlük sorunsalını açıklamayı imkânsızlaştırır.

Buraya dek aktardığım bilgiler dahi, özgürlükle ilgili insanî bilgi birikiminin Vassaf’ın yansıttığı kadar karamsar olmamıza sebep bırakmadığını göstermekte. Şüphesiz, duygu birikimi yoğun olan dindarların, sanatçıların, edebiyatçıların özgürlüğü spesifik alanlara bağlamaları çok sık karşılaşılan, anlaşılır, bazen de hoş görülebilir bir durum. Ancak bu, özgürlüğün asıl anlamını ve içeriğini gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Bu çerçevede, özgürlüğü seçtiğimiz veya kendimizi içinde bulunduğumuz bütün aidiyetlerden sıyrılma veya insan olmaktan çıkıp tabiatla bütünleşmiş bir nesne (meselâ bir toz zerresi) hâline gelme olarak görme eğilimini yansıtan ifadeler de fazla anlam taşımayan, hoş ve boş cümleler olmanın ötesine geçemez. Bazı şeyleri istesek de yapamayız: Anne-babasız dünyaya gelmek, ailede sosyalleşmemek, daima tek başımıza yaşamak gibi. Yapabilsek bile bunların iyi sonuçlar vereceğinden emin olamayız. Buna karşılık, özellikle siyasî coğrafyalarımızı, atalarımızdan tevarüs ettiğimiz dinî anlayışları, bayrakları, marşları, tarihin tortularını sorgulayabiliriz. Lâkin bunları yapabilmek özgürlüğün kendisi olmaktan ziyade özgür olmanın sonuçlarıdır. Yani, özgürsek bunları yapabilir ve yeni durumlar ve sonuçlar yaratabiliriz. Özgürlük, bunları yapmaktan önce gelir ve birileri açısından söz konusu olguları sorgulama sonucunu verirken, başka birileri açısından onlara sıkı sıkıya sarılmaya yol açabilir.

Özgürlük cazip bir değer, uygar ve müreffeh beşerî hayatın temeli. Ona sahip olmak ve onu korumak için ilk olarak mahiyetini anlamamız ve özünde insan-insan ilişkisiyle ilgili olduğunu kavramamız, ikinci olarak hoşumuza gitmeyen kimi toplumsal sonuçlarına bakarak onu keyfî şekilde budamaktan kaçınmamız gerekir. Devlet felsefesinde yapmamız icap eden şeyse, devleti bireylerden bireylere yönelecek özgürlük ihlâllerini önleyebilecek ve failleri cezalandırabilecek kadar güçlü, kendisinin özgürlük ihlâlcisi olmasına imkân ve izin vermeyecek kadar küçük ve sınırlı tutmaktır.

 

Zaman, 15.06.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et