Öğrenci evleri ve siyasî otorite

Hafta başında medyaya düşen bir habere göre Başbakan Erdoğan partisinin basına kapalı bir toplantısında öğrenci evlerini kastederek ‘Kız – erkek aynı evde kalınmasına alışık değiliz. Üniversite öğrencilerinin yurt sorunu bir an önce çözülmeli’ dedi. Erdoğan’ın bu sözleri bazı medya organlarına kız – erkek birlikte kalınan öğrenci evlerinin denetleneceği, polis tarafından basılacağı, Başbakan’ın bunun için valilere talimat verdiği şeklinde yansıdı. Haber özellikle sosyal medyada büyük yankı yaptı. Bunun hayat tarzına müdahale anlamına geleceği yolunda yorumlara yol açtı. Daha sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yurtların sayısının yeterliliği ve denetimi ile ilgili konuşmaların yapıldığını, fakat kızlı – erkekli öğrenci evlerinin denetlenmesi diye bir konunun gündeme gelmediğini belirtti. Fakat, Başbakan, Salı günü hem grup konuşmasında hem de bir yolculuk öncesi havaalanında, bir gazetecinin sorusu üzerine, özel evlere denetim getirilmesi konusunun gündemlerinde olduğunu açıkça ifade etti.

Bu haberin her çevrede çok yankılanması, toplumda bu konuda bir hassasiyet olduğunu gösteriyor. Bu gayet sevindirici bir durum. Başbakan’ın açıklamaları ise aynı derecede üzücü. Kızlı – erkekli öğrenci evlerinin bir problem olarak görülmesi yanlış. Özgür reşit bireyler kendi hayatlarını başkalarının haklarını çiğnemeden istedikleri gibi tanzim edebilirler. Dolayısıyla, yurtlar yeterli de olsa yetersiz de olsa, her zaman bazı öğrenciler bu yola başvuracaklardır ve buna hakları vardır. Toplumu devlet eliyle dinsizleştirmeye veya belirli bir din anlayışını benimsemesini sağlamaya çalışmak ne kadar yanlış ise, belirli bir ahlâk kodunu benimser ve uygular hâle getirmeye çalışmak da o kadar yanlıştır. Öğrenci evlerinin denetlenmesi özel hayatların, bireysel mahremiyetlerin çiğnenmesi anlamına gelir. Dayandıkları mantık bakımından alkol regülasyonunu savunma söylemi ile özel evlerin denetlenmesi söylemi arasında bir benzerlik var. Alkol regülasyonu kısmen dinî gerekçelere bağlanmıştı, öğrenci evleriyle ilgili yaklaşımlar ise bir ahlâkî kavrayışa dayandırılıyor.

Bir ahlâkî kodun bize çok önemli görünmesi onun herkes için aynı öneme sahip olduğunu göstermez. Toplumlarda yaşayan ahlâkî kodlarda nispî farklılıklar her zaman vardır. Hangi ahlâkî koda uygun davranacakları bireyleri ilgilendirir. Dolayısıyla, kamu otoritelerinin bu alana girmemesi gerekir. Devletlerin görevi bireylerin hayatını idare etmek değildir; devlet aygıtının organlarını ve görevlilerini daha önceden bilinen ve içeriği belli kurallara göre sevk ve idare etmektir. Özgür bireyler ne yapıp ne yapmayacaklarına, nasıl yaşayıp nasıl yaşamayacaklarına kendileri karar verirler. Başkalarına hak ihlâli yoluyla zarar vermedikleri sürece kendi hayatlarında tam bir serbestiye sahip olmaları özgürlüğün temel şartıdır. Başbakan’ın söyleminde sanki bu bakımdan bir çelişki var. Hem tüm hayat tarzlarının hükümetin garantisi altında olduğu söyleniyor, hem de hayat tarzı ihlâli endişesi yaratacak sözler sarf ediliyor.

Bu eleştiriye şöyle cevap verilebilir: Başbakan da bir vatandaş olarak görüşünü açıklıyor. Bu bakış yanlıştır. Sıradan bir vatandaş elbette kızlı – erkekli öğrenci evlerini uygun bulmadığını söyleyebilir ama kamu otoritesi sahipleri söyleyemez. Kamu otoriteleri bireylerin hayatına müdahale imkân ve araçlarına sahip olduğu için, onlardan gelen bu tür eleştiriler, açıklamalar, hayat tarzlarına bir tehdit olarak algılanabilir. Bu yüzden, siyasî otoritenin bu tür söylemlerden uzak durması beklenir. Kaldı ki, Başbakan’ın açıklamaları sözün ötesine geçme tehlikesi olduğunu gösteriyor.

Bir liberal aynı evi paylaşan bir adamla bir kadın arasında bir nikâh akdinin olup olmadığına bakmaktan ziyade bu beraberliğin gönüllülüğe dayanıp dayanmadığına, tarafların birbirine (tabiî ki genellikle erkeğin kadına) fiziksel ve psikolojik zor, şiddet uygulayıp uygulamadığına bakar. Yetişkin insanlar özgür insanlardır. Onların hayatlarıyla ilgili tercihlerini başkaları nazarında, toplum nazarında, siyasî otorite nazarında haklılaştırmaya ihtiyacı ve mecburiyeti yoktur. Eğer bu ilkeye sadakat gösterilmezse insanlar yavaş yavaş özgür olma durumundan çıkarlar ve başkalarının ilân edilmemiş kölesi hâline gelirler. Her ne adına ve her ne sebeple olursa olsun, insanlar böyle bir muameleye tabi tutulamaz, tutulmamalıdır. Öğrenci evlerinin bahsedildiği şekilde denetlenmesi yolunda atılacak her adım özel hayata müdahale olacak ve özgürlük ve demokrasiye darbe indirecektir. Umarım böylesine vahim bir hataya düşülmez.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et