Niyetleri değil olguları yargılamak

Türkiye gözlerimizin önünde tehlikeli bir kutuplaşma yaşıyor ve kutuplaştırma faaliyetinin ana aktörü de basın…

Ben epey zamandır bazı yayın organlarının muhalefet adı altında yalan ve iftiraya dayanan bir yayın yapması karşısında eli kolu bağlı kalmamak gerektiğini yazıp duruyorum.

Tam tersine, bu propaganda makinesine karşı doğruları savunmak için etkili bir mücadele verilmeli. Her yalan haber, her çarpıtma anında deşifre ve teşhir edilmeli. Kişi haklarına yönelik her saldırıya anında cevap verilmeli.

Geçtiğimiz günlerde Birgün Gazetesi’nin manşetten verdiği“Ambülans çağırsak Aleviyiz diye gelmez” haberi üzerine Sağlık Bakanlığı Acil Servis Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bir gün içinde, yalan haberi somut verilerle çökertmesi ne yapılması gerektiğinin en iyi örneğiydi.

Tabii bununla da yetinilmeyebilir. Yalan haberin bir bedeli vardır bizim hukukumuzda. Yalanı ortaya çıkardıktan sonra, bedelini ödetmek için yargıda da hesaplaşabilirsiniz.
 
Tehlikeli sular
 
Ne var ki bu hesaplaşma tek tek somut olaylar, tek tek haberler üzerinden yapılmalıdır. Bu temel kıstası bir yana bırakıp genel suçlamalar yaptığınız vakit tehlikeli sulara dalmış olursunuz.

Ben, Hukukun Üstünlüğü Platformu’na üye bir grup avukatın bazı gazeteler hakkında yaptığı suç duyurusuyla, bu tehlikeli sulara girdiğini düşünüyorum.

Avukatlar, söz konusu gazeteleri “kaos ortamı oluşturmaya yönelik bir strateji izlemekle” ve“darbe ortamına zemin hazırlamakla” itham ediyor.

Bunlar son derece soyut, yoruma bağlı suçlamalar… Zira, herhangi bir gazetenin iktidara karşı yapılan kitle gösterilerini geniş bir şekilde vermesi, ön plana çıkarması, ajitatif dil kullanması“kaos ortamı oluşturmaya yönelik bir strateji izlemek” ya da “darbe ortamına zemin hazırlamak” olarak yorumlanabileceği gibi, “demokratik muhalefet hakkını kullanmak”olarak da yorumlanabilir. Kaldı ki “kaos” da tartışmalı bir kelimedir. Mevcut statükonun devamından yana olanlar açısından, statükoyu tehlikeye sokacak her yayının, her davranışın “kaos” olarak suçlanması doğaldır.

Dolayısıyla, şu anda basında sürmekte olan dezenformasyon kampanyasıyla mücadele etmek isteyenlerin böyle soyut, tartışmalı ve yoruma açık kavramlara başvurmak yerine, çok daha tartışmasız, çok daha sağlam bir zemine dayanmaları gerekir.

Bu zemin, niyetler değil, olgulardır.

Örnek olarak avukatların yukarıdaki suçlamayı dayandırdıkları “delil”lere bakalım: Cumhuriyet Gazetesi Ahmet Atakan’ın ölümü ile ilgili olarak “Uyanın! Ahmet’i de öldürdüler” diye manşet atmış. Sözcü ise “İleri demokrasi bir can daha aldı” demiş.

Bunun karşısında yapılması gereken, bu gazeteleri “kaos yaratmakla” ya da “darbeye zemin hazırlamakla” suçlamak yerine, herhangi bir delile dayanmadan hükümete ağır ithamda bulunmakla suçlamaktır.

Ahmet Atakan’ın ölümünün iddia edildiği gibi polis kapsülü ile olmadığını, sebebi tam bilinmese de çatıdan düşmeye bağlı olduğunu ortaya çıkarır, sonra da bu gazeteleri iftira atmaktan, yalan haber yapmaktan dava edersiniz. Ayrıca, bu yayın politikasının amacının ne olduğunu, neden bu başlıkların kullanıldığını da siyaset platformunda yorumlar, deşifre eder ve tecrit etmeye çalışırsınız.

Ama bu artık fikir-siyaset mücadelesinin alanıdır; hukukun değil…

Bu yazı Bugün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et