Mevlüt Uyanık – Siyaset ve dil oyunları

Türkiye bir referanduma gidiyor: Eksikliklerine rağmen daha demokratik ve hukuk ülkesi olmamız yönündeki 17. değişiklik önerileri halkoyuna sunulacak.

Paketin içeriği tartışılmıyor; “Dünya çok geniş ama sokakları dar, bir gün karşılaşabiliriz.” gerçeğini unutan siyasiler, kırıcı, tahkir ve tezyif edici dilin zararını bir an önce fark etseler hepimizin lehine olacak.

Referandumun 12 Eylül’de olması ironik bir tevafuk. 12 Eylül darbesi öncesini lisedeyken yaşadığım için referandumun özellikle memleketim Çorum için ne anlam ifade ettiğini biliyorum. Bir daha asla ve asla ülkeme böyle bir travmayı yaşatmayı bırakın, bunu düşünmenin, planlamanın bir bedelinin olmanın hukuki temelinin atılması yetmez mi? Yani bir İspanya ya da Yunanistan kadar bile olamayacağız mı?

Yüksek Askerî Şûra kararlarının mahkemeye götürülememesi gibi bir hukuksuzluğun giderilmesiyle 28 Şubat sürecinde bin beş yüzün üzerinde kişinin ve ailesinin bireysel olarak etkilendiği, toplumsal olarak ülke üzerindeki korku bulutlarının yoğunlaştırılmasının bir iade-i itibarı olması bile yetmez mi?

Yargının üst kademesinde yapılacak değişikliklerle ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının teminiyle, ülkemizde yaşanan hukuki kırılmalar daha aza inecek, bireysel hak ve hürriyetlerimizin, kısacası onurumuzun daha iyi korunma ihtimali güçlenmeyecek mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilecek kararlar azalmayacak mı? Bunların hiç mi önemi yok?

Bazıları için yok, çünkü Balyoz darbe planını hatırlayınca ülke içinde 12 Eylül öncesinde yaşanan travmaları bile aratacak sertlikte şiddet olacağını, dünyada yaşanan ekonomik krize karşı nasıl önlem alacaklarını hatırlayınca, Türkiye’nin dünyadaki konumu diye bir kaygılarının olmadığı açık. O halde daha özgür ve özgüvenli daha demokrat ve müreffeh bir Türkiye için; yani muasır medeniyet seviyesini aşmış bir Cumhuriyet için neler yapabiliriz diye düşünmek, yapılan ve atılan her müspet hareketi, eksikliklerine işaret ederek, siyasetin dil oyunlarına ve kamplaşmalarına girmeden desteklemek çok mu zor?

Eleştirel düşüncenin önündeki tortular

Eylemlerimizi rasyonel bir şekilde gerçekçi temellendirmek istiyorsak, eleştirel düşüncenin önündeki tortuları kazımak gerek. İdeolojiler bu tortuları, irrasyonel eğilimleri gizleyen elbiselerden ibarettir. Tortuları temizlemezsek iktidarı elinde bulundurmaya alışmış ve düzeni çekip çeviren azınlığın yani elitler zümresinin hegemonyasının devamlılığını sağlamış oluruz.

Bunun referandumla ne alakası var demeyiniz, daha önceki 16 değişiklik Meclis’te yapıldı, 17. paket halkoylamasına sunuldu. Şimdi mevcut sosyal durumda egemen olan ve tortularla donanmış bulunan elit zümre ile geniş halk kitlesi arasında yaşanıyor mücadele. Bu, eski aristokrasi yerine halk iradesi hakimiyeti; zümresel ve mesleki eşitsizliğin yerine herkesin eşitliği ilkesinin geçirilme çabasıdır.

Peki bu mücadele sonunda yeni bir elit zümresi ortaya çıkma ihtimali yok mu; var. Sosyolojik açıdan bu doğal, eğer yaşanan sorunlara çağdaş çözümler üretmezse Pareto’nun deyişiyle bir “elitler mezarlığı” olan tarihteki yerini yeni elit zümre de alır.

Bireysel hak ve özgürlüklerin artmasını sağlayan her müspet hareketi desteklemek gerek. Çünkü bireyselliğin karşısında otoriteryanizm, diktatörlük ve kolektivizm var. Bu öğretiler de bireyin biricikliğini, kendine özgülüğünü kabullenemez, onu birey dışındaki yapılara göre tanımlar. Bireye yönelik temel tutumu olumsuz koşullama, suçlama, kendine benzetme veya kendisi gibi olması için sürekli denetim altında tutma, baskı ve yaptırımlara gitme, dışlama ve birey üzerinde egemenlik kurmadır.

Böyle bir anti-bireyci ilişki ağı içinde insan, artık anonim bir kişiye dönüşmüştür; ona düşen kendisine sunulan tek gerçeğin peşinde gitmek ve diğer yorumlara kendini kapamaktır. Anonim kişi yerine özgür, özgüvenli bir kişi olmak istiyorsak, ortada çok sayıda hayat tarzı ve bunların ifadesi olan dil oyunları olduğunu unutmamalı, bunlardan birinin kendisini mutlak doğru görüp, diğerleri üzerinde otoriterlik ve egemenlik kurmasına müsaade etmemeliyiz.

Zaman, 24.08.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et