Kimin müttefiki?

TÜRKİYE’DE birçok kesimde büyük bir Batı hayranlığı var.

Bu hayranlık bazen Batı’nın entelektüel birikimine ilgi göstermeyi aşıp Batı blokundaki kimi ülkeleri kutsamaya ve her şey için bu ülkelerin bakışını ve duruşunu referans almaya dönüşüyor.

Bazıları bir taraftan Türkiye hakkındaki seçilmiş ve/veya çarpıtılmış bilgiyi Batı’ya resmî ve sivil çevrelerle ilişkileri üzerinden taşıyor, diğer taraftan da bu bilgilere dayanan kasıtlı analizleri Türkiye’nin ne kadar hatalı ve yanlış yolda olduğunu göstermek için referans olarak kullanıyor.

Batı’nın tam neresi olduğu belirsiz. Bugünkü kuvvet dengesi içinde Batı’nın dünyanın geri kalan her yerine üstün olması da bu üstünlüğün ebediyen kalıcı olduğunu ve Batı’nın bir bütün olarak onaylanacak bir tarihe, birikime, duruşa sahip bulunduğunu kanıtlamaz. Bunu görmemek hastalıklı bir Batı hayranlığına sebep olabilir. Daha önce Kemalizm hakkındaki küçük kitabımda (Kemalizme Liberal Bakış, Liberte Yayınları) bunun yanlışlığına ve Batı’yı bir bütün olarak benimseme ve Batılılaşma çabalarının yanlışlığına işaret etmiştim…

Tarihiyle ve bugünkü hâliyle Batı yekpare bir bütün teşkil etmiyor. Ben Batı’nın her şeyine değil daha ziyade liberal birikimine ve mirasına önem ve kıymet atfetmekteyim. Ancak, Batı’nın tarihi sadece liberal fikirlerden ve bu fikirlerin hayat bulmasından oluşmuyor.

Batı aynı zamanda insana değer veren herkesin reddetmesi gereken fikir ve uygulamalara da yatak olmuş. Engizisyon, din savaşları ve katliamları, tebaanın dininin kralın din tercihi tarafından belirlenmesi Batı tarihinin parçası. Totaliter sistemlerin tüm türleri –dinî ve seküler versiyonlarıyla faşizm, ortodoks sosyalizm, nasyonal sosyalizm- Batı ürünü. Birleştirmeye değil ayrıştırmaya yarayan milliyetçilik, milliyetçiliğe dayalı tek tipleştirici ulus devlet, toplum mühendisliği, ırk ıslahını hedefleyen öjeniks de Batı’da şekillendi. Sömürgecilik, gözetleyici devlet de Batı’da doğdu. Şimdi Batı’da doğdu diye tüm bunları onaylayacak, hepsine sahip mi çıkacağız?

Kendimden biliyorum, liberaller uluslararası ilişkileri ve dünya arenasında devletlerin oyun ve entrikalarını gündemlerine almamaya yatkındır. Ülkelerindeki devletlerle ilgili sorgulamalar yapmayı haklı olarak çok sever fakat başka devletleri ihmâl ederler. Zaten uluslararası ilişkiler liberal teorinin en zayıf olduğu alan. Ancak, bu, dünyanın bir devletler dünyası olduğu, devletler arasında bir güç ve çıkar savaşı yaşandığı ve devletlerin bu savaş içinde her yol ve yönteme başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Evet, komplo teorilerine prim vermeyelim, ama özellikle büyük devletlerin hep alenî davrandığına, meşru çizgide kaldığına, demokrasiye ve insan haklarına kayıtsız şartsız saygı gösterdiğine de safça inanmayalım. ABD dünyanın en güçlü devleti olarak meselâ Türkiye’de olan bitene kayıtsız kalıyor olabilir mi? Ülkedeki gelişmeleri istediği istikamette şekillendirmek için bir şeyler yapmıyor mudur? Nasıl oluyor da önemli bir müttefiki ile savaşa tutuşan totaliter kafalı bir din adamını kalabalık ekibiyle birlikte topraklarında barındırıyor?

Ya Almanya? Almanya ile Türkiye arasında hiç çıkar ve güç çatışması yok mudur? Her gün 220 milyon insanın iletişimini ve yer bilgilerini takip ettiği, kaydettiği söylenen Alman gizli servisi BND Türkiye’yi takip etmiyor mudur? Türkiye’nin menfaatlerine zarar vermeyecek bir çizgide durması için türlü operasyonlar yapmıyor mudur?

Doğrusu ben kendi adıma hiçbir devletle müttefik değilim. Her devletin pis işler yapabileceğine inanıyorum. Güçlü ve zengin ülkelerin devletlerinin kötülük yapma kapasitesinin T. C. devletinden daha geniş olduğuna da kaniyim. T. C. yanında bu devletleri de eleştirmek sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Ezcümle, devletlerin değil doğru -yani özgürlükçü ve piyasacı- fikirlerin müttefikiyim.

Yeni Yüzyıl, 04.04.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/kimin-muttefiki-1882

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et