“Joost lagendijk – Mısır’ın Türkiyeleşmesi”

2011 ilkbaharında Arap Uyanışı’nın başlamasından bu yana Türkiye’nin, bilhassa demokrasi arayışındaki Müslüman çoğunluklu Tunus ve Mısır halkları için model teşkil edip etmeyeceğine dair epey söz söylendi.

 

Analistler ve gözlemciler arasındaki tartışma, “model” kavramının Türkiye’nin devrim sonrası Arap dünyası üzerindeki etkisine dair en uygun ifade şekli olup olmadığına odaklandı. Çoğu “örnek” ve “ilham” kelimelerinin, Tunus ve Kahire’deki pek çok liberal demokratın ve reform yanlısı İslamcının Türkiye’ye bakış tarzını (post-İslamcılar tarafından yönetilen laik bir cumhuriyet, bölgede ağırlığını giderek hissettiren yumuşak gücüyle bir ekonomik başarı hikâyesi) muhtemelen daha iyi yansıttığı konusunda hemfikir.

Şimdilik Tunus’u bir kenara bırakırsak, Mısır’da son birkaç gündür tanık olduğunuz bir dizi olayın, Türkiye’de on beş-yirmi yılda yaşanan gelişmeleri andırdığını görebiliyoruz. İşin ironik tarafı, daha fazla demokrasiye yönelik adımlardan değil, zaten güçlü olan ordu ve yargı vesayeti rejimini destekleyen geriye doğru adımlardan söz ediyor olmamız. Bugünlerde Mısır’da takdim edilen Türkiye modeli, bizzat Türkiye’nin 2002’den beri kurtulmaya çalıştığı eski versiyon.

Mısır’da ve dışarıda pek çoklarının fiilen Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi (SKYK) ve Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin (YAM) gerçekleştirdiği bir darbe olarak gördüğü süreçte, yani geçen hafta sonu düzenlenen devlet başkanlığı seçiminin öncesinde ve sonrasında, aşağıda sayacağım kararlar alındı. Türkiye’deki 1980 askerî darbesinin dayanaklarını ve sonrasını bilen herkese ziyadesiyle aşina gelen kararlar bunlar…

İslamcı partilerin ağırlıkta olduğu meclis YAM tarafından lağvedildi.

SKYK, askeriyenin yazdığı Mart 2011 tarihli geçici Anayasa Deklarasyonu’na bir ek yayınlayarak yetki alanını genişletti ve yeni seçilen devlet başkanının yetki alanını ise daralttı. Henüz kesin sonuç belli değil, fakat başkanlık seçimini çok büyük ihtimalle Müslüman Kardeşler’in (MK) adayı Muhammed Mursi kazandı.

SKYK sıfırdan yeni bir anayasa hazırlaması için bir danışma meclisi atamaya hazırlanıyor, böylece bu hakkı lağvedilen meclisten devralmış oluyor.

Ordunun baskın olduğu yeni bir Milli Savunma Konseyi oluşturuluyor, böylece sivil siyasetçilerin silahlı kuvvetlerle ilgili bütün meseleler üzerinde etkisi ortadan kaldırılıyor.

Bu yazı yazıldığı sıralarda Kahire’deki bir idare mahkemesi, MK’yi lağvetmenin yollarını araştırıyordu.

Türkiye’de 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997’deki askerî darbelerin ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin 2008’deki AKP’yi kapatma çabalarının oluşturduğu zehirli karışım da buydu. Gelecek günlerde MK’yi 2011’deki Tahrir devrimcileriyle yan yana getirecek kitlesel gösterilere tanık olacağımızdan hiç kuşkum yok; bu iki kesim birbirinden hiç hazzetmiyor, fakat ordunun iktidarı gasbetmesine karşı direnişte bir araya geliyorlar. Geçen yıl bazı kuşkucu analistler Mısır ordusunun muazzam yetkilerini asla kendi gönlüyle teslim etmeyeceği ve bir tür Mübareksiz Mübarekçiliğe sarılmak için elinden geleni ardına koymayacağına dair tahminlerde bulunmuştu. Son gelişmeler, onları haklı çıkarmış görünüyor.

Dış dünyanın, askerî baskının sürmesi ihtimaline nasıl tepki vereceği son derece önemli. Geçmişte gerek ABD gerekse AB çok büyük ihtimalle demokratik taleplerin bastırılmasını protesto eder, fakat neticede “istikrar” uğruna askerî yönetimi kabul ederdi. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Nick Witney, bu kez AB’ye askerî darbeye karşı ayağa kalkması ve Mısır’ın borçlarını ödemesi için ihtiyaç duyduğu milyarlarca dolarlık yardımı toplama çabalarından elini eteğini çekmesi çağrısında bulundu. Witney şunu söylüyordu: “Demokratik, sivil yönetime hızlı geçiş için yeniden ve bu kez ordunun yoldan çıkarmasına açık olmayan bir yol haritası belirlenene dek, hiçbir makroekonomik yardım paketi olamaz.” Mısır ordusuna milyarlarca dolarlık destek veren Obama yönetiminden de benzer çağrılar geldi.

Türk hükümetinin nasıl tepki vereceğini görmek de ilginç olacak. Başbakan Erdoğan ve AKP’deki mesaidaşları eski rejimi temsil eden ordu ve yargının, demokratik yoldan seçilmiş siyasetçilere iradesini dayatma gayretinin ne kadar berbat bir his olduğunu gayet iyi biliyor. Ankara’da şu konuda hiçbir kuşku ve tereddüt olmamalı: İster laik ister dinci olsun Mısır’daki demokratlar ve reformcular, iktidar partisinin Türkiye’de yürüttüğü politikanın aynısını dışarıda da savunup savunmayacağını görmek için Türkiye’ye bakıyor. Yurtta askerî vesayete hayır, cihanda askerî vesayete hayır.

 

Zaman, 20 Haziran 2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et