Hükumetin Devletçiliği

Türkiye’de ana siyasî partiler arasında serbest piyasa ekonomisini benimseyenleri memnun edecek ölçüde serbest piyasa taraftarı olanı yok. Şüphe yok ki bu durum Türkiye’ye mahsus da değil. Tüm demokrasilerde tablo aynı. Aksi yöndeki yüksek sesli iddialara rağmen dünyada egemen iktisadî model ideal ölçülere uygun serbest piyasa ekonomisinden ziyade devletin merkezde olduğu ve ekonomik elitlerle politik elitlerin birbirlerini desteklediği eş-dost kapitalizmi. Bazı yazaralar buna “politik kapitalizm” adını veriyor.

AK Parti hükümetlerinin piyasacılığı da eksik, kısmî. Belki bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu parti CHP, MHP ve HDP’den daha az devletçi, daha çok piyasacı ama nihaî tahlilde devletçi. Daha önce de buna işaret eden birçok yazı kaleme aldım. Hatırlatmak gerekirse, taksi işletmeciliği piyasasındaki düzenlemeler, eczacılık sektöründeki kısıtlamalar, sağlık hizmetlerindeki bazı yönetmelikler, istihdamda politik amaçlı genişlemeler vb. piyasa ekonomisine uygun olmaktan uzak ve devletin ekonomik rolünü sınırlamak yerine genişleten politikalar.

AK Parti’nin ekonomideki devletçi icraatlarının son örneklerinden ikisi ekmek ve et fiyatlarına yapılan müdahaleler. Bakan Faruk Çelik elde kâğıt kalem kendine göre hesaplamalara girişiyor ve sonra ekmek fiyatının ne olması gerektiği hakkında açıklamalar yapıyor. Ette de benzer bir durum var. Et fiyatları son zamanlarda bir miktar yükseldi ama Türkiye zaten halkın dünyada en pahalıya et yediği ülkeydi. Yani et fiyatları son artış olmasa da çok fazla ve bunun ana sebebi et ticaretine yerli üreticiyi koruma amacıyla getirilen kısıtlamalar. Bakan ekonomik realiteleri bir yana itip politik lisanla birilerini suçluyor ve hatta kaba sayılabilecek bir dille tehdit ediyor. Kamu otoritesi olarak fiyatları istediği seviyeye indirebileceğine inanıyor.

Kuşku yok ki hükümet ekmek ve et fiyatlarına müdahalede kötü niyetle hareket etmiyor. Alım gücü düşük halk kitlelerini kendince himaye etmeye çalışıyor. Ne var ki, niyetin iyi olması sonucun da iyi olacağını garanti etmiyor. Her niyet uygulama imkânı bulamayabilir ve iyi niyetli devlet eylemlerinden bile sıklıkla niyetlenmemiş kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. İyi niyet yetseydi dünyayı çok farklı bir yere dönüştürürdük. İnsanların, grupların ve devletlerin iyi niyetine dayanarak her problemi çözer ve sorunsuz bir dünya ortaya çıkartırdık.

Ekmek ve et kilit gıda malları olarak dikkat çeker. Bu yüzden tartışmalar çoğu zaman onlar üzerinden yapılır. Ne yazık ki bu tartışmalar hiçbir zaman ekonomik hayatın sınırları içinde tutulmaz. Ahlâk, kültür, din, erdem meseleleri de tartışmaya bulaştırılır. Bu sefer de öyle yapılıyor. İktisadî hayatın temel kanunları görmezden geliniyor veya onların politik müdahalelerle geçersizleştirilebileceği zannediliyor.

Hükümet üyeleri nasıl görüyor olursa olsun ekmek ve et birer iktisadî mal. Onların fiyatı, kalitesi, üretim ve tüketim miktarı gibi şeyler kaçınılmaz olarak arz talep kanununa bağlı. Hangi maldan hangi vasıfta ne kadar üretileceğini ve fiyatların nerede oluşacağını arz ve talep belirler. Arz ve talebi belirleyense merkezî otorite değil her gün milyarlarca alışveriş işlemi yapan milyonlarca üretici ve tüketici. Onların kendi ilgi, bilgi, bütçe ve amaç çerçeveleri içinde yaptıkları tercihler ve attıkları adımlar iktisadî hayatın resmini çizer. Bu resme keyfî müdahaleler ya amacına ulaşamaz ya da ulaşmış görünse bile o alanda veya diğer alanlarda mutlaka başka problemler biçiminde patlar.

Mal kıtlıklarının ortadan kalkması ve fiyatların fakirden zengine herkesin içinden kendisine uygun tercihleri rahatça yapabileceği bir yelpaze oluşturması devlet müdahalelerinin artırılmasına değil azaltılmasına bağlı.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 29.04.2016

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikNe Yapıyoruz Biz ki?
Sonraki İçerikDindar Anayasa

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et