HSYK seçimleri gelirken

HSYK için 12 Ekim”de yapılacak seçimle adlî ve idarî kürsü hâkimleri HSYK”nın 10 üyesini seçecek. Bu seçimler olmaması gerektiği kadar önem kazandı. Bunun sebebi, bürokrasi içindeki otonom yapılanmanın bütün gücüyle kalesi gördüğü HSYK”yı elinde tutmaya çalışması. HSYK ilk defa göz önüne gelmiyor. 2010 referandumundan önceki HSYK yapılanmasının yarattığı sıkıntılar da vardı. Tamamen bir kooptasyon sistemine göre oluşan ve ulusalcı çevrelerin kontrolünde olan dönemin HSYK”sı Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını önlemek için epeyce çalıştı. Referandumla daha çoğulcu bir HSYK oluşması istenmişti. Ancak, CHP”nin başvurusu üzerine AYM”nin seçimlerde her yargı mensubunun tek oy kullanabilmesi sistemini iptal etmesi ve hem iktidar partisinin hem yargı çevrelerinin otonom yapılanma karşısında saflığı HSYK”nın otonom yapılanmanın kontrolüne girmesine sebep oldu. Söz konusu yapının 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı operasyonuyla başlayan iktidara karşı eylemler dizisi HSYK yapılanmasından büyük destek ve cesaret aldı.

Gerek iktidar gerekse yargının diğer mensupları bunun böyle gidemeyeceğinin farkında. Bu yüzden seçimler haddinden fazla önem kazandı. Medyaya yansıyan haberlere ve yargı içinden konuşan kimselerin verdiği bilgilere göre seçimlerdeki başlıca gruplar şunlar: Yargıda cemaat egemenliğine son vermek için yola çıkan ve bünyesinde ulusalcı, muhafazakâr ve ülkücü isimler barındıran Yargıda Birlik Platformu, Yarsav ve Yargıçlar Sendikası, Demokrat Yargı ve Bağımsızlar. Cemaate yakın yargı mensupları ayrı bir yapılanma içinde görünmüyor. Bu onlara büyük bir hareket kabiliyeti kazandırıyor. Öyle görünüyor ki hem Yarsav – Yargıçlar Sendikası hem de Bağımsızlar üzerinden seçime girecekler. Bu da anlaşılır ve onlara yakışır bir şey, çünkü gizlilik ve farklı kimliklere bürünme sadece çalışma tarzları değil karakter özellikleri hâline de gelmiş bu kimselerin.

HSYK seçimleri yargı meselesini etraflı şekilde düşünmemizi ve ciddî bir hukuk reformu gerçekleştirmemizi zorunlu kılıyor. Liberal Düşünce Topluluğu içinde bu amaçla bir Hukuk Politikaları Merkezi kuruldu. Vahap Coşkun ve Levent Korkut”un eş başkanlığındaki merkez bu ayın sonlarından itibaren kapsamlı bir yargı reformuna yönelik sistematik faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyor. Başka çevrelerde de bu konulara kafa yoran, yormuş olan ve önemli fikirler serdeden kimseler var. Bu nitelikte bir kimseyi geçenlerde A Haber”de yayınlanan bir programda dinleme imkânı buldum: Kendisi de yargıç olan Doç. Dr. Uğur Yiğit. Yargıç Yiğit”in düşüncelerini ve önerilerini burada kısaca özetlemek istiyorum.

Anayasa”da egemenliğin millete ait olduğu ve milletin bu egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağı söyleniyor. Bu durumda söz konusu organların milletle bir bağının olması gerekiyor. Bu demokrasinin asgarî gereği. Yasama ve yürütme açısından bir problem yok. Yasama doğrudan millet tarafından seçiliyor, yürütme ise Yasama Meclisi içinden çıkıyor. Dolayısıyla, bu organlar hem toplumla bağlara sahip hem de topluma hesap verme imkân ve mecburiyetine. Aynı şey yargı için söylenemez. Yargının milletten yetkiyi nasıl aldığı ve millete nasıl hesap vereceği belli değil. Bu demokratik açığa ve meşruiyet yoksunluğuna sebep oluyor. Bu yüzden yargıya milletin elinin değmesi gerekli.

Bunun çeşitli yolları var. HSYK açısından bakarsak, HSYK üyelerinin millet tarafından doğrudan seçilmesi bir yol olabilir. Bu olmuyorsa atamaların parlamento tarafından gerçekleştirilmesi uygun olur. Bu zaten kullanılan bir yöntem. Sayıştay üyeleri Meclis tarafından seçiliyor. Aynısı pek ala HSYK için de yapılabilir. Ancak iş burada kalmamalıdır. HSYK bütçe yapmakta ve denetlenme imkânı olmayan yönetmelikler çıkartmaktadır. Böyle bir yetki verilen organ hesap vermeye de tabi olmalıdır. HSYK Meclis Adâlet Komisyonu”na bağlanmalı ve ona hesap vermelidir.

Yiğit”e göre yargı yatay örgütlenmelidir. Ama Türkiye”de ciddî bir dikey örgütlenme doğmuştur. Meslek bir çeşit askerlik mesleğine dönüşmüştür. Adâlet Bakanı”nın bakanlığı içindeki konumu Milli Savunma Bakanlığı”nda bakanın konumu gibidir. Bakan neredeyse göstermelik bir figürden ibarettir. İpler meslek mensuplarının elindedir. Adalet Bakanlığı”nın tüm kilit noktalarında yargı mensupları görev yapmaktadır. Bu da sakıncalıdır. Yargı sistemimizde yüksek tabir edilen mahkemelerin durumu da tuhaftır. Beş tane yüksek mahkeme var. Yüksek mahkeme bir tane olur. Bu çerçevede Yargıtay ve Danıştay yüzlerce hatta binlerce yargıcın çalıştığı hantal dev mahkemelere dönüşmüştür. Buralarda ciddî bir reform yapılmalıdır. Yargıtay üyelerinin sayısı 70″e Danıştay üyelerinin sayısı 60″a düşürülmeli ve istinaf mahkemeleri devreye sokulmalıdır. HSYK da dağıtılmalı ve yargıçlar için ayrı savcılar için ayrı birer kurul kurulmalıdır.

Yargı meseleleri sandığımızdan daha ciddî. Son olaylardan sonra yargıya güven iyice dibe vurmuş vaziyette. Kamuoyu araştırmaları toplumun %80″inin yargıya güvenmediğini gösteriyor. Ortalama insanlar yargı mensuplarının kanunlara ve vicdan ilkelerine göre hareket ettiğine, mahkemelerin adâlet dağıttığına inanmıyor. Yargının problemleri çok eskiye gidiyor, ama otonom yapılanmanın doğmasından sonra iyice ağırlaştı ve patladı. Bu yüzden, HSYK seçimleri çok önemli. Ancak, hükümet, muhalefet partileri ve adâleti gerçekten önemseyen etkili toplum kesimleri HSYK seçimleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın kaçınılmaz olarak gündeme gelecek yargı reformu hakkında kafa yormalı.

09.10.2014, Yeni Şafak

 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et