Hakan Albayrak ne yapmaya çalışıyor?

Bazı insanlar vardır, ister yakın olun ister uzak, samimi ve hesapsız olduklarını hissedersiniz.
Hakan Albayrak onlardan biridir.
**
Bundan yirmi beş yıl öncesinden, üniversite yıllarımda, Hacettepe servisinden indiğimde takıldığım Sakarya çay ocağından hatırlıyorum onu. O yıllarda da heyecanlı ve idealistti. İçinde, inandığı doğruları coşkuyla savunan bir çocuk vardı.
Yıllar içinde çok az gördüm onu. Ara sıra haberdar olduğum bazı yazılarına veya liberaller için söylediklerine kızdığım oldu. Ama onunla ilgili olumlu kanaatim hiç değişmedi.
Son günlerde doğru bildiğini söylediği için maruz kaldığı muameleyi görünce anladım ki, pek çok arkadaşı “hayatın realitesi”yle tanışıp “uyumlu” olmayı öğrenmişken, Hakan hala öğrenememiş. Onun içindeki çocuk hala büyümemiş.
İyi ki büyümemiş.
**
Ak Parti’de bir lider değişimi yaşandı ve sonrasında gerçekleştirilen ilk seçimlerde tek başına iktidar olmaya yetmeyecek bir oy alındı.
Bunun bir muhasebesini yapmak gerek.
Hakan Albayrak da bunu yapıyor. Erdoğan’ı çok sevmesine rağmen -belki tam da sevdiği için demeliyim-, onun yanlış yaptığını düşündüğü hususları yazmaktan çekinmiyor, hakikati “sadakate” kurban etmiyor.
Olup bitene üzülüyor ve gayet sevecen bir dille “yapma reis” diyor.
Ve hakarete maruz kalıyor.
Biri meczup muamelesi yaptığı bir son yazıyla onun gazetesinden ayrılıyor, başka birileri “safra” diyor.
**
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Hakan Albayrak’a karşı “savunmak” sahiden komik. Ama asıl sorun, bu garabetin açıkça mahkum edilmemesi, sergilenen gereksiz kahramanlığa pirim verilmesi.
Meselenin başka bir boyutu da seçim sonucunun Davutoğlu’na fatura edilmeye çalışılması.
Kimileri “Erdoğan’ı savunmak” adına Davutoğlu’nu hedef tahtasına koymaya çalışıyor. Daha da abartıp onun “ihanet ettiğini ileri sürenler bile var.
Hakan Albayrak ise Davutoğlu’na haksızlık edildiğini ifade ediyor ve ona yönelik insafsız eleştirilerin, umut bağladığı Ak Parti’nin bütünlüğüne zarar vermesinden endişe ediyor. Davutoğlu’nun partinin oyunu düşürdüğüne, herkes Erdoğan’a saldırırken onun sessiz kaldığına, hatta Meclis’te Bahçeli’yi alkışlamasının yanlış olduğuna dair fikirleri kendi perspektifinden tutarlı biçimde eleştiriyor.
“Ama o alkışlamadı” itirazına “onlar bizim öğretmenimiz değil” diye cevap veriyor. Ömer Muhtar’ın esir alınan İtalyan teğmenini öldürmeyişini eleştiren ve “ama onlar esir aldıklarını öldürüyor” diyen taraftarlarının talebini reddederken sarf ettiği bu cümleyle destekliyor Davutoğlu’nun jestini.
Ve hakarete uğruyor.
**
Davutoğlu’ndan, Erdoğan’a sadece vekalet edecek, kendi siyasi gündemini ancak onunla çelişmediği ölçüde izleyecek bir emanetçi olmasını beklemek haksızlık.
Aslında bir geçiş sürecinde mevcut olduğunun o da farkında ve kendi gündemini partisinin kurumsal bütünlüğüne zarar vermeden uygulamaya çalışıyor.
Ben bu noktada onun yeterince gayret gösterdiğini düşünüyorum.
Ama ne fark eder ki?
Kimse bu konuda farklı düşündüğü için hakareti hak etmiyor.
**
Erdoğan’ın da Davutoğlu’nun da herkes gibi başarılı olmak için övgüye değil eleştiriye ihtiyaçları var. Ve bunu mümkün kılacak seviyeli bir tartışmaya.
Tıpkı, babasına “ben seni tuz kadar seviyorum” diyen doğrucu çocuğun hikayesindeki gibi, doğru bildiğini söyleyecek Hakan Albayrak’lara.

Keşke medyada onun kaygılarına sahip daha fazla entelektüel olsaydı.

Serbestiyet, 05.07.2015

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,725TakipçilerTakip Et