Güçlü devlet

Kürt meselesinin, hatta terör meselesinin tek boyutlu bir mesele olmadığını artık hemen herkes kabul ediyor.

Her biri birbirinden önemli, aralarında hiyerarşik bir sıralama yapılamayacak kadar önemli birçok sorunun iç içe geçtiği ve bir sorun yumağı oluşturduğu bir durumla karşı karşıyayız. Ama buna rağmen sorunun bazı yönleri, bazı dönemlerde daha fazla öne çıkıp daha hayati bir hal alabiliyor.

Son yazımda da vurguladığım gibi, bugün içinde yaşadığımız dönemin en hayati ihtiyacı, artık Kürtler’in konuşması… Kürt halkının farklı kesimlerinin, Kürt hareketi içindeki farklı siyasi eğilimlerinin ve farklı örgütlenmelerinin kendilerini bütün farklılıklarıyla özgürce ortaya koyabilmeleri.

Ama bu öyle kolay bir iş değil ve bugün bunun önündeki asıl engel devletten çok PKK…

Son olarak, Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşlarının PKK terörüne karşı tutum almasının hemen ertesinde PKK tarafından tehdit edildikleri söylentisi bu gerçeği bir kez daha ortaya seriyor.

Geçmişten bu yana, bölge esnafının PKK tehdidi altında kepenk kapatmak zorunda kaldığı, bölgedeki iş adamlarından zorla alınan haraçlar, PKK’ya karşı çıkan aydınların nasıl “yargısız infaz”a uğradığı, örgütün kurduğu sözde Halk Mahkemeleri’nde yargılanmak dahil çeşitli tehditler altında yaşadığı herkesin malumu… Hatta, bölgenin en güçlü isimlerinden Osman Baydemir’in bile aynı baskı altında olduğunu; arkasındaki geniş kitle desteğine rağmen örgütün birtakım sorumluları tarafından sigaya çekildiğini, PKK politikalarından sapmakla suçlanıp tehdit edildiğini biliyoruz.

Şimdiye kadar, bölge halkı PKK’dan gelen bu baskıları engelleyebilen “güçlü bir devlet”i arkasında bulabilseydi, ona güvenebilse ve bu güven içinde korkmadan tavır alabilseydi durum çok farklı olabilirdi.

Ama öyle olamadı. Tam tersine Kürtler hep iki tarafa da güvenemeden, iki taraflı bir sıkışmışlık içinde yaşamak zorunda kaldılar. Hatta geçenlerde bir okurumun mesajında söylediği gibi, uzun yıllar boyu “ağızlarında devletin, enselerinde PKK’nın namlusuyla” yaşamlarını sürdürmeye çalıştılar.

Bugünlere böyle geldik.

Bugün öyle bir noktadayız ki, devletin Kürtler’e baskı yapmaması, kimliklerine saygı göstermesi, demokratik haklarını tanıması yetmiyor, aynı zamanda PKK’dan Kürtler’e yönelen saldırıları da göğüslemesi gerekiyor. PKK teröründen bıkan, demokratik mecralarda siyasi mücadele vermek isteyen güçlerin, demokratik bir devletin desteğini arkalarında hissetmeye, güçlü bir otorite tarafından korunduklarını ve kollandıkları bilmeye ihtiyaçları var.

Türkiye’nin en karanlık yılları, Kürt halkının PKK ile Türk devleti arasında en fazla sıkıştığı, her iki taraftan da çok ağır baskı gördüğü yıllar oldu. Bunu, devletin bölgedeki kontrolünü büyük ölçüde kaybettiği yıllar izledi. Bu koşullar, bölge halkının ister istemez güçlüden yana göründüğü yıllar oldu. Ama artık o dönem geride kaldı. Şimdi açıkça belli ki, bölge halkının büyük çoğunluğu artık şiddetin bitmesini istiyor. PKK’nın kör şiddetinin Kürt sorununun aleyhine çalıştığını hissediyor. Ama halkın bu özleminin serbestçe ortaya çıkabilmesi için devlet otoritesine ihtiyaç var. Bölge halkı üzerindeki PKK baskısı engellenmeden özgür irade beklemek hayal. Farklı kesimlerin özgürce davranabilmesi için kendilerini güvende hissetmeleri lazım. Bunu da ancak iyi işleyen, adil davranabilen güçlü bir devlet yapabilir.

X x x

Şimdiye kadar hemen her yazımda devletin küçülmesinden, çeşitli alanlardan çekilmesinden söz eden benim gibi birinin, Diyarbakır’da güçlü devletten bahsetmesini çelişki gibi görenler olabilir.

Oysa, bu bir çelişki değil. Halkın canını, malını, özgürlüklerini güvence altına almak söz konusu olduğunda elbette güçlü devletten yana olacağız.

Devlet bu işe yaramayacaksa başka ne işe yarar ki!

Bugün, 30.06.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et