Eser Karakaş – Kürt meselesi ve yapısal reformlar

Yapısal reformlar konusunda da onlarca senelik bir saçmalamadan kurtulmamız, Kürt meselesinin çözümünde ekonomi mi önde gelir, kimlik mi, demokrasi mi gibi anlamsız bir soruyu geçmişte bırakmak ve hepsini bir arada gerçekleştirmek için elimizden geleni yapmamız şart; Kürt meselesinin kalıcı çözümü için ekonomik büyüme, işsizliğin azalması, milli gelirin, verginin, kamu harcamasının bölgesel olarak adaletli dağılımı çok önemli, bunu inkâr etmek, Kürt meselesinin ekonomiyle alakası yoktur demek gerçekten çok abes ama iş bulan, zenginleşen, vergi veren, refaha yönelik kamu hizmeti alan Kürt’ün de kimlik meselesini ikinci plana atacağını düşünmek de, meselenin ekonomik boyutu anlamsız demek kadar, hatta belki daha da aptalca. Zengin bir Kürt’ün çocuğuna istediği ismi koymayacağını, köyünün, kasabasının isminin dedesinden duyduğu isim olmasını istemeyeceğini düşünmek ancak geri zekâlılara özgü bir düşünce olabilir kanısındayım.

Bu kısa “Yorum” yazısında ekonomik, kimliksel, hukuksal, yapısal reformların detaylarına girmek mümkün değil, zaten daha önce bu detaylar kanımca epey de tartışıldı, iyi niyetli herkes nelerin yapılması gerektiğini biliyor; önemli olan bu gereklerin, ellerinde silah tutan kesimlerin davranışlarından bağımsız olarak hayata geçirilmesi. PKK ya da başkaları, bu “başkaları” ifadesi çok geniş anlamlara çekilebilir, asker, polis öldürüyor diye yapısal reformları geciktirmek, kalitesini düşürmek, kapsamını daraltmak olsa olsa daha fazla şehit vermemizle, Türk, Kürt, Çerkez, Arap genç kaybetmemizle sonuçlanacaktır.

Yapılması gereken, demokratik bir sosyal hukuk devletinin, hiçbir korku ve komplekse kapılmadan, terörden de bağımsız olarak yapması gerekenlerdir; son günlerde artan terör olaylarının amacının, PKK’nın pazarlık masasına otururken elini güçlendirme çabası olduğunu söyleyenler var, haklı da olabilirler ama bir hukuk devleti temel hak ve özgürlüklerde, demokraside kimseyle pazarlık etmez, bu kavramlar pazarlık edilecek kavramlar değildir, en kapsamlı biçimiyle, evrensel standartlarla hayata geçirilmesi gereken konulardır. İşe yeni bir anayasadan, anayasal vatandaşlıktan başlayarak.Zaman gazetesinin Yorum sahifesine iki haftada bir yazdığım yazım için klavyenin başına oturduğumda ekranlarda Hakkâri Çukurca’da on bir askerimizin daha şehit edildiğini öğreniyorum; böyle bir anda yazı yazmak kolay değil, konunun, olayın sıcaklığına kapılıp bir şeyler söylemek mümkün ama bu sıcak ortamda yazdıklarınızın de on gün içinde anlamsızlaşma riski var.
Üstelik içinden geçtiğimiz süreçte Kürt meselesi çok karmaşık bir boyut da almış durumda ve tam da bu nedenden söylediklerinizde, yazdıklarınızda çok dikkatli olma mecburiyeti var; hem toplumsal sorumluluk açısından hem de yazdığınızın, çok değil on gün içinde komik kaçmaması için.

PKK meselesini, BDP’nin aldığı oyları bir Kürt ayaklanması olarak düşünürseniz söz konusu olan 29. Kürt ayaklanması; sertlik, askerî yöntemlere ağırlık vermek meseleye kısa vadede bir çözüm getirebilir mi, bilemem, getirme ihtimali de sıfır değildir ama emin olmamız gereken konu askerî yöntemlerde ısrarlı olacak, yapısal reformları gerektiği gibi ve kadar yap(a)maz isek, bizden bir sonraki kuşakların da 30. ya da 31. vs. Kürt ayaklanmaları hakkında yorumlar yazmalarının kaçınılmazlığıdır.

Kürt meselesi ve etrafında yaşananlar Türkiye’ye, herkese ve her kesime bugün gördüğümüzden çok daha fazla zarar vermektedir ve her geçen gün bu zararın boyutları büyümektedir; zararların insani ve parasal boyutları korkunçtur ama belki de en büyüğü devlet, hukuk ve adalet kavramlarının kabul edilemez ölçüde yıpranmalarıdır. Son zamanlarda maalesef her gün gibi şehit cenazelerini ekranlarda izliyoruz, kahroluyoruz ama bu süreçte de bazı soruları pek sormuyoruz, soramıyoruz. Bugün (17 Ağustos) yaşanan acı olaylarda sekiz askerimiz şehit olmuştur, alınan bilgilere göre de sekiz askerimizin biri binbaşı, diğerleri er ve erbaş statüsünde askerlerdir. Binbaşı (subay) şehidimizin eşinin başı açık bir hanımefendi olma ihtimali çok yüksektir ama diğer yedi şehidimizin eşlerini ekranlardan yine maalesef izleyeceğiz, çok ama çok büyük bir ihtimalle başları bir biçimde kapalı hanımefendilerle karşılaşacağız ama bu süreçte bu şehit eşlerimizin bir biçimde mesela orduevlerinden yararlanamadığı gerçeğini hiç konuşmayacağız; “TSK, şehit erlerimizin eşlerine, çocuklarına orduevlerini açmak gibi bir jestte bulunsa kötü mü olur?” diye bile soramıyoruz, zira başı örtülü bir kişinin orduevine daimi olarak giriş serbestisi AK Parti’nin dokuz senelik iktidarından sonra dahi hâlâ çok imkânsız gibi durabiliyor. Teşvikiye ya da Etiler ya da Bebek ya da Erenköy camilerinden kalkan şehit cenazesi sayısının son yirmi yıldır kaç olduğunu konuşmak da zor; buralarda yaşayan ailelerin çocukları zaten bir biçimde askere gitmemenin, sürekli erteletmenin yolunu buluyorlar, olan da Anadolu’nun köylü çocuklarına oluyor demek bile kolay değil. Bu son mesele sadece bir adalet meselesi de değil; köylü aileler, belki de bin senelik genetik bir refleksle, öğrenilmiş bir çaresizlikle “vatan sağ olsun” diyorlar ve en büyük hazinemiz insan hazinemizin kaybı çok tartışılmıyor. Şehit cenazeleri Teşvikiye, Bebek camilerine de uzanmaya başlarsa ailelerin aynı kolaylıkla “vatan sağ olsun” deme ihtimalleri daha düşük olduğundan Kürt meselesinin, bu meseleyle ilgili çözüm üretme gayretlerinin, askerî yetersizlik ve beceriksizliklerin çok ama çok daha fazla gündeme gelme ihtimali artabilir ve bu artış ihtimali de birilerinin belki de kâbusudur diye düşünmemek de mümkün değildir. Meselenin bir de ahlaksız bir siyasi boyutu var; Teşvikiye, Bebek, Etiler, Erenköy camilerinden çok şehit cenazesi kalkmıyor ama bu semtlerde oturanlar, yani çocuklarını askere göndermeyenler, gönderseler bile bahriyeli yapanlar, bahriyeli yapamasa da yazıcı yapanlar, yazıcı yapamasa da Beykoz Çubuklu’da havuzda dalgıç yapanlar, bunu yapamasalar askerlik mecburiyetine mesela Samsun-Adana hatlı bir sınır çizenler, çizebilenler Kürt meselesi açıldığında mangalda hiç kül bırakmayanlar, en ulusalcılar, tek çözümün, kendi çocukları Hakkâri’ye gitmediği sürece, askerî yöntemlerde olduğunu bağıranlar, barış diyenlere vatan haini diyenler, kendi çocukları Güneydoğu’da askerlik yapmadığı için profesyonel ordu fikrine de karşı çıkanlar, yani ahlaksızlar.

Ve bu ahlaksızlar aynı zamanda Kürt meselesinin kalıcı çözümü olacak yapısal reformlara da karşı çıkanlar; ancak Türkiye, bu ahlaksızlara aldırmadan artık yapısal reformlar meselesini en detaylı bir biçimde de konuşmak mecburiyetinde.

Yapısal reformları tartışırken de yöntem olarak insan hayatının en büyük değer olduğunu, “söz konusu olan yirmi yaşındaki bir gencimizin hayatı ise gerisinin teferruat olduğunu” unutmamak; “önce vatan”, “söz konusu olan vatan ise gerisi teferruattır” gibi ifadeleri “önce insan hayatı” gibi daha önemli biçimlere dönüştürmeyi de göze alarak, ülkenin her yerine, dağlara taşlara, Güneydoğu’dan başlayarak, “önce insan” yazarak.

Van şehir merkezine girdiğinizde karşı dağda çok büyük bir “önce vatan” ibaresini okuyorsunuz; reform yapacak isek önce bu ibareyi silip yerine “önce yurttaş” yazabilsek acaba orta vadede bu tercihimizin Kürt meselesine katkısı ne olur? Ben şehit sayısının, dağa çıkan Kürt gençlerimizin sayısının artacağı kanısında hiç değilim.

Zaman-Yorum, 18.08.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et